“2021’den beklentimiz, kentin dinamiklerini ortak akıl ve işbirliği platformunda buluşturabilmek”

Kastamonu Teknokent Genel Müdürü Prof. Dr. Kasım Yenigün

Teknoloji Geliştirme Bölgelerimiz…

Bir yanda İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük kentlerimizde köklü üniversitelerimizin desteği ve katkısıyla yıllardır çalışmalarını sürdüren, durmuş, oturmuş, ekosisteme damgasını vurmuş olanlar…

Diğer yanda yurdumuzun mütevazı kentlerinde çok kısa süreler öncesinde kurulan üniversitelerin çatısı altında yola koyulanlar…

Öncü grupta yer alanlar dünya ölçeğinde başarı öyküleri yazmaya çalışırken, henüz yolun başında olanlar neler yaşıyor?

Üç yıllık Şanlıurfa Teknokent deneyiminin ardından yaklaşık bir yıl önce Kastamonu Üniversitesi Teknokent A.Ş.’nin Kurucu Genel Müdürlüğü’nü üstlenen ve kısa sürede önemli mesafeler kat edilmesine öncülük eden Prof. Dr. Kasım Yenigün’le, yaşadıklarını ve geleceğe bakışını konuştuk…

 

Hocam, Kastamonu Teknokent en yeni teknokentlerimizden biri… Yaklaşık bir yıllık süreyi geride bıraktınız… İsterseniz buradan başlayalım… Anadolu’nun mütevazı bir ilinde teknokent kurarken yaşadıklarınızı merak ediyorum?

Kastamonu Teknokent Genel Müdürü Prof. Dr. Kasım Yenigün

Coğrafyanın kader olduğu söylenir sıklıkla. Bu yönden bakmak istersek Kastamonu kadim özellikleri ve tarihte kimliksel ağırlığı olan bir şehir. Bunun ötesinde coğrafya olarak da, günümüz insanının giderek daha çok ihtiyaç duyduğu doğal bir potansiyeli var.

Geldiğimden bu yana bir yıldan biraz fazla bir süre geçti. Şunu gözlemledim; Kastamonu kültürel ve doğal zenginliğine rağmen, sanki bunun farkında değil gibi davranıyor.

Nüfusunun birkaç katını dışarıya göç vermiş, kalanlarsa ortak akıl ve elbirliği ile hareket edememe gibi bir vaziyette kalmış izlenimi veriyor. Elbette gerek şehirde kalan ve gerekse dışarı gittiği halde memleketini düşünen aklıselim birçok kişi kamu temsilcilerinin de gayretiyle; istihdam, gelişme ve kalkınma noktasında adımlar atmak için gayret gösteriyor fakat yine de arzu edilen ivme bir türlü yakalanamıyor gibi.

Geçmişteki başarısızlıklar motivasyonu zorlaştırıyor

Nereden kaynaklanıyor olabilir?

Bunun sebebi olarak bireysel düşüncenin baskınlığını ve güvene dayalı bir işbirliği ortamının ortaya çıkarılamamasını görüyorum. Bunun dışında, geçmişte atılmış ve maalesef başarısızlığa uğramış bazı ortak girişimlerin yol açtığı motivasyonu zorlaştıran algı iklimini de ifade etmek gerekiyor.

Temeldeki bu olumsuzlukları aşmak için ne yapılmalı?

Biliyorsunuz “yiğit düştüğü yerden kalkar” şeklinde önemli bir atasözümüz var. Bu mantıkla hareket edersek, Kastamonu’nun yeniden silkinme ve hak ettiği başarılı seviyeye erişebilmesinin yine Kastamonu’nun ortak şuuru ve girişimi ile olabileceğini söyleyebiliriz.

Buradan hareketle Teknokent olarak kendimize ciddi bir görev tanımı çıkarabiliriz diye düşündüm. Bu görev; kanunla tanımlanan teknoloji geliştirme bölgelerine ait vazifelerin üstüne, kentin mütevazı yapısından yola çıkarak kilit bir rol üstlenmeyi de eklemek olarak tanımlanabilir.

“Kuruluş aşamasını çok kolay halledeceğimizi düşünüyordum. Ama maalesef en zorlandığımız kısım kuruluş hazırlıklarımız oldu. Bu aşamayı geçtikten sonra, artık daha iyi bildiğimiz süreçlere, yapılanma ve faaliyetlere odaklandık.”

Bu mantık çerçevesinde TGB yönetici şirketinin ortaklık yapısını kurgularken, aslında Kastamonu için de bir ortak akıl kurulu ve işbirliği platformunu da kurmayı hedefledik. İçinde, bilginin kaynağını oluşturan Kastamonu Üniversitesi, kamuyu temsilen Kastamonu Valiliği İl Özel İdaresi, Kastamonu Belediyesi ile iş dünyasının sivil toplum kuruluşları konumunda olan Kastamonu Ticaret ve Sanayi Odası, Ticaret Borsası, Esnaf ve Sanatkâr Odaları Birliği, Köy Kooperatifleri Birliği, Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği gibi yapıların yanında özel sektör temsilcileri de yer alsın istedik.

Kastamonu kökenli iş insanlarının İstanbul merkezli oldukça güçlü firmaları olmasına karşın bu kesimden oldukça az bir ilgiyle karşılaştık. Yukarıda saydığım bazı gerekçelerin burada da etkin olduğu izlenimini edindim. Kastamonu merkezli iş insanları daha ciddi destek verdi. Kendilerine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Bu başlangıçtaki sorunuz için de bir cevap olacak… Özetle şunu söylemek mümkün; kuruluş aşamasını çok kolay halledeceğimizi düşünüyordum. Ama maalesef en zorlandığımız kısım kuruluş hazırlıklarımız oldu. Bu aşamayı geçtikten sonra, artık daha iyi bildiğimiz süreçlere, yapılanma ve faaliyetlere odaklandık.

Akılcı hedeflerle durum tersine çevrilebilir

Kastamonu öncesinde bir de Şanlıurfa Teknokent Genel Müdürlüğü deneyiminiz var. Orası da görev üstlendiğinizde henüz üç yıllıktı. Muhtemelen epey benzer şeyler yaşıyorsunuz sanırım…

Aslında Şanlıurfa Teknokent benim için çok önemli projelerin ve faaliyetlerin yaşandığı, Şanlıurfa için önemli bir vizyonun ortaya konduğu güzel bir ortam oldu.

Bir kısmına sizlerin de şahit olduğunuz oldukça başarılı faaliyetlerin gerçekleştirildiği bir merkez olarak birçok kurum, özel sektör ve üniversite için nitelikli bir buluşma noktası haline geldi. Orada ilk defa kurguladığımız Tekno Girişim ve İnovasyon Merkezi (TEGİM), İŞGEM, GİGAP, Patent Ofisi, Proje Ofisi, Tohum-Harran Kuluçka Merkezi, GAP Maker Ofisi ve benzeri birçok proje ve birim çok sayıda yeni girişimciyi motive etti, araştırmacıları topladı. En önemlisi çok sayıda arkadaşımızı profesyonelliğe taşıyarak yapıyı sürdürülebilirlik adına güzel bir seviyeye getirdi. GAP Projesi’nin merkezinde “tarım” temasına sahip bir Teknokent olarak güçlü yanları varken göç, terör ve işsizlik gibi pek çok dezavantajlı durum altında kararlar alındı. Üstelik bu dezavantajlı durum doğru bir hamleyle lehe çevrilerek UNDP ile birlikte Japon Hükümeti’nden alınan bir fonla oldukça başarılı sonuçlara çevrildi. Şanlıurfa Teknokent’in stratejik planı dahil önemli işbirlikleri ve tecrübe paylaşım programları bu çerçevede sağlandı.

Bütün bunları saymamın sebebi şu; Kastamonu’nun da ormancılık ve tabiat turizmi gibi bir potansiyeli ve Üniversitemizin bu kapsamda YÖK tarafından tanımlanmış bir ihtisas misyonu var. Yukarıda saydığım işsizlik, mütevazı ticaret hayatı ve zayıf işbirliği potansiyeline rağmen, güvenilir ve şeffaf bir yapının doğru bir altyapıyla bir araya getirilmesi, akılcı hedefler ortaya konulması ve dikkatli adımlarla ilerlenmesi bu durumu tersine çevirebilir.

İşbirliğine odaklandık

Şanlıurfa’da kat ettiğiniz mesafe açıkça görünüyordu zaten…

Şanlıurfa’da yoğun işbirliği içinde olduğumuz Karacadağ Kalkınma Ajansı, GAP İdaresi, Şanlıurfa Belediyesi gibi yapılar ciddi bir güç birliği sağlıyordu. Burada zayıf da olsa bu işbirliğine odaklandık. İlk etapta en iyi eşgüdümü Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı (KUZKA) ile sağladık gibi. Ancak bunun Organize Sanayi Bölgesi ve diğer sektörlerle de desteklenmesi gerekiyor.

Anlattıklarınıza paralel faaliyetlere Kastamonu Teknokent’te de hızlıca giriştiniz…

Evet. Demin saydığım proje ve birimlere benzer yapıları, Kastamonu’da da hızla kurgulamaya geçtik. Kastamonu Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi (BAP) ile birlikte Fikri Sınai Mülkiyet Haklarının korunması patent ve markalaşma çalışmalarının ciddi düzeyde takibi için Patent Destek Ofisi’ni (PADO) devreye aldık. Yine KUZKA ile başlattığımız iki programdan biri olan mentörlük programının ardından Üniversite-Sanayi İşbirliği Ofisi’ni (ÜSİM) açtık. Bu ofis aynı zamanda 2020 yılı içinde sessiz sedasız kurduğumuz Kastamonu Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi A.Ş. ile de işbirliği halinde çalışıyor ve ciddi bir hizmet ağı oluşturmaya başladı bile. Ajansla yürüttüğümüz diğer proje olan Proje Yazma Eğitimleri sonrasında Proje Destek Ofisi (PRODO) faaliyete geçti. Bu ofisimizde görev alan tam zamanlı uzmanlarımızla ağırlıklı olarak TÜBİTAK, Ulusal Ajans, COSME, IPA, AB destek programları ve diğer proje çalışmalarının kurgusu, koordinasyonu ve izlemeleri yapılıyor. Teknokent Akademi Birimimiz ise her türlü eğitim faaliyetinin profesyonel olarak koordinasyonunu, içeriğini ve sertifikasyonunu sağlıyor. Girişim Vadisi adını verdiğimiz kuluçka programımızın ise güdümlü bir proje olarak hazırlığı ve işbirliği çalışmaları devam ediyor.

Pandemiye rağmen…

Hem firmalar anlamında hem de fizikî olarak attığınız ciddi adımlar var, sevinerek izliyoruz…

Teşekkür ediyorum… Teknokentimizde ilk etapta, 720 metrekarelik prefabrik binamıza davet ettiğimiz Ar-Ge firmalarımızla yüzde 100’lük bir doluluk oranına yaklaştık. Başvuru ve süreç takiplerini yürüttüğümüz Ar-Ge Portal altyapımız da tamamlandı ve sorunsuz olarak çalışıyor. Teknoloji Geliştirme Bölgemizin İdari ve Kuluçka Merkezi binasını ise 5.350 metrekare olarak projelendirdik, ihalesini yaptık ve temelini attık. Hedefimiz 2021 yılı sonuna kadar bu binayı da hızla devreye alarak faaliyetlerimizi yoğunlaştırmak. Bütün bunlar arka arkaya çok kolayca halledilmiş işler gibi görünse de, sizin de ifade ettiğiniz mütevazı imkânlara sahip bir şehirde böyle bir kültürü yerleştirmek, bu adımları atıp başarılı sonuçlar almak, bu işleri yürütecek profesyonel ekibi oluşturmak pek de kolay olmuyor. Ancak Kastamonu için hem Ar-Ge faaliyetlerini ve hem de girişimcilik ekosistemini sağlam ve kalıcı bir zemine oturtmak için Teknoloji Geliştirme Bölgesi alanını en az 10 kat büyütecek fizibilite çalışmalarına da başladık.

Saydığım bütün aşamalara ilişkin olarak Rektörümüz Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal’ın katkılarını ve desteğini özellikle ifade etmeliyim. Her zaman yoğun ilgisini görüyor ve desteğini yanımızda hissediyoruz.

2020 yılının hepimizi üzen en korkunç yanı pandemi. Hâlâ etkisi altındayız. Pandemi şartlarına rağmen çalışma azmimizden ve ivmemizden bir şey kaybetmeden işlerimize ve hedeflerimize odaklandık. Bu çerçevede 2021 yılında ciddi sonuçlar bekliyoruz. Ancak en önemli beklentimiz kentin dinamiklerini ortak akıl ve işbirliği platformunda buluşturabilmek.

Bölgesel işbirliklerini model olarak önermek mümkün

Kuruluş hazırlıkları esnasında “püf noktası” diyebileceğiniz, aynı yoldan geçecek olanlara katkı sağlayacak detaylar var mı?

“Her bölgenin kendine özgü yapısını doğru okumak, potansiyelini değerlendirmek, bölgenin odaklanması gereken hedefleri ve öncelikleri bilmek son derece önemli.”

Çok önemli bir soru… Teknoloji Geliştirme Bölgeleri ülkemiz için oldukça yeni tecrübeler barındırıyor. Bağlı bulunduğumuz Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yapılanması bu tecrübeyi korumaya, geliştirmeye ve yönetmeye dönük. Yani bu işlerde tek başına kalmak gibi bir korkuya asla yer yok. Buna ilaveten TGBD isminde bir dernek çatısı altında da işbirliği ve tecrübe paylaşımları gerçekleşiyor. Yine her yıl düzenli olarak yapılan Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Koordinasyon Toplantıları’nda her türlü konuyu konuşuyor ve tartışıyoruz. Tüm bunlar kuruluş ve işletme aşamasında çok önemli.

Ancak bunların dışında her bölgenin kendine özgü yapısını doğru okumak, potansiyelini değerlendirmek, bölgenin odaklanması gereken hedefleri ve öncelikleri bilmek son derece önemli. Çünkü gerek yapının kurgulanması ve gerekse işbirliği yapılacak ortakları seçmek bu konu için ayrı bir önem kazanıyor. Buna sermaye yapısının gücünü de eklemek lâzım.

Bir şekilde TGB yönetici şirketine doğrudan iştirak etmeyen, edemeyen kişi veya kuruluşları da bir şekilde sürece dâhil etmek, fikirlerinden faydalanmak için bir kurul içine davet ederek yapıyı güçlendirmek mümkün olabilir. Biz Kastamonu Teknokent bünyesinde bu maksatla geniş çerçeveli bir istişare kurulu oluşturduk.

Bu sorunuza cevap olacak bir başka püf noktası da bölgesel işbirliklerini model olarak önermek mümkün olabilir. Yani birbirine yakın veya ortak özellikli bölgeler daha çok işbirliği yapabilir. Hatta bazı faaliyetlerini ortak olarak gerçekleştirebilir. Ekosistem kurgusunu birlikte yapabilir.

Verdiğimiz hizmetler ekosistemde karşılık buluyor

Bugün geldiğiniz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

2020 yılı itibariyle faaliyete başlamış olan Teknokent ve TTO olarak süreçte daha önce yer almış olan yapıların peşinde olmak gibi bir gerçeğimiz var. Ama bizim önümüzdeki tüm yapıların tecrübelerine ekibimizin tecrübesini de eklersek, bunu sağlam işbirlikleri ve profesyonel ağlarla da desteklersek oldukça hızlı bir şekilde ilerleyebileceğimizi söyleyebilirim.

Bu konuda referansımız; kurumsal yapılanmamızı ve fiziksel gerçekleşmemizin önemli bir bölümünü ilk yılımızda halletmiş olmamız olarak gösterilebilir. Ciddi düzeyde bir ekibimiz oluştu. Verdiğimiz hizmetler ekosistemde karşılık buluyor. Kastamonu içinden ve dışından önemli bir talep ve elbette beklenti de ortaya çıktı.

Geldiğimiz noktayı en doğru değerlendireceğimiz aşamayı, bir ile iki yıl sonraki Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Performans Sıralaması’nda daha net olarak görmek mümkün olacak.

Bu bölgeden çok sayıda “marka” çıkacak

Kastamonu Teknokent olarak gelecek hayâllerinizde neler var?

Kastamonu’nun “Ormancılık ve Tabiat Turizmi”ndeki ihtisas rolünü Kastamonu Teknokent olarak da üstlenmek zorundayız. Zaten öncelikli projelerimizi bu alanlara odakladık. Bu çerçevede orman endüstrisi alanında bir Odun Mükemmeliyet Merkezi’ni ve odun dışı orman ürünlerinde Organik Merkezli ve Markalaşma Programı’nı önceliğine almış bir firmalar ekosistemini, turizm alanında ise alt ihtiyaç sektörlerini oluşturmayı odağına almış Turizm Girişimciliği Programı’nı Kuluçka Merkezi’nde kurgulamayı amaçladık. Sözünü ettiğimiz Kuluçka Merkezi’nin ise Batı Karadeniz Girişimcilik Programı’nın Merkezi olmasını hedefliyoruz. Bu konuda bir Güdümlü Proje hazırlığımız var. Önemli bir seviyeye geldi. Ümit ediyorum ki, bu programın son aşaması Batı Karadeniz Melek Yatırım Ağı olacak.

Bütün bu programlar bu bölgeden çok sayıda marka çıkaracaktır. Biz de aynı zamanda Fikrî ve Sınai Mülkiyet Hakları hizmetlerinin sağlayıcısı olarak nitelikli bir yönlendirme yapmak istiyoruz.

Kantitatif çıktılar, kalitatif çıktıları baskılamış durumda

Genele ilişkin bakışınızı da merak ediyorum… Teknoloji geliştirme bölgelerimize bir bütün olarak baktığımızda nasıl bir tablo görünüyor? Akışa katkı sağlayabilecek önerileriniz var mı?

Doğrusu TGB’lerden beklentilerle, TGB’lerin hali hazır durumlarının objektif olarak kıyaslamasını yaparak bu soruya cevap bulmak mümkün. Şu anda bana sanki kantitatif çıktılar, kalitatif çıktıları baskılamış durumda gibi geliyor.

Peki bu nasıl aşılabilir?

Yeni teknokentlerin kuruluşunda; yapılanma, işletme, ekip ve finans gibi pek çok parametrenin doğru olarak değerlendirilmesi çok önemli. Çünkü bir yanda konumu ve altyapısı itibariyle çıtanın göreceli olarak üzerinde olan TGB’lerin dışında kalan pek çok teknoloji geliştirme bölgesinin mevzuata uygun faaliyet gösterme noktasında zorlandıklarını düşünüyorum. Özellikle profesyonel hizmetleri sunacak elemanların ve mali altyapının bu konuda öne çıktığını söylemek lazım. Dünyadaki emsallerimizle kıyaslandığımızda ise, tüm Teknoloji Geliştirme Bölgeleri olarak çok çalışmamız gerektiğini söylemeliyiz.

TGB’lerimizin spesifik görev tanımlarının olması, yönetimsel desteklerin verilmesi, benzer faaliyetlerin ortak olarak gerçekleştirilmesi yoluyla maliyetlerin düşürülmesi gibi bazı öneriler çözüme katkı sağlayacaktır.

KÜSİ kurulları yoğun olarak çalıştırılmalı

Üniversite-sanayi işbirliğine yönelik olarak, küçük illerde yaşanan spesifik sorunlardan söz edebilir miyiz?

Bu konu, Kastamonu Teknokent olarak bizim için çok hayati. Çünkü Kastamonu Organize Sanayi Bölgesi’nde 30 civarında tesis var ve son bir yıl içinde bazı yönetimsel değişiklikler yaşandı. Çok arzu etmemize rağmen OSB, Kastamonu Teknokent A.Ş.’de yer alamadı. Sanayi sektörünün akademik bilgiye ulaşması, Ar-Ge faaliyetlerine girişmesi, TGB imkân ve işbirliklerine kavuşması için bu önemli bir araçtı. Ancak biz Teknokent olarak mentörlük programını devreye almak suretiyle bu işbirliğini bir taraftan başlatalım dedik. Özellikle ÜSİM birimimiz üzerinden sanayi buluşmalarını gerçekleştirmek, ekosistemi anlatmak, işbirliğine davet etmek, akademisyenlermizi de bu yapıya dahil etmek gibi zor, fakat çok önemli bir işimiz var. Bunun için özellikle kamunun etkin kurumlarının yer aldığı Kamu-Üniversite-Sanayi İşbirliği (KÜSİ) kurullarını yoğun olarak çalıştırmak gerekiyor. Kastamonu ölçeğinde ifade ettiğim bu durum, diğer şehirlerimiz için de geçerli. İlginçtir, doğrudan OSB içinde yer aldığı halde teknoparklardan faydalanamayan veya işbirliği içinde olunamayan örnekler bile var. Özellikle Ar-Ge veya tasarım merkezlerinin kurulmasında mevzuata dayalı sorunların ortak merkezler oluşturulması yoluyla aşılabileceğini düşünüyorum.

Özellikle girişimcilik açısından ticarileşmenin neresindeyiz? Artılarımız, eksilerimiz…

Girişimciliği birkaç açıdan değerlendirmek doğru olur. Bir kere girişimcilik aşamasına davet edilenler ve davet edenler açısından görev tanımının doğru yapılması önemli. Yani davet edilenlerin beklentileri, hedefleri, ciddiyetleri ile davet edenlerin potansiyelleri, süreçleri, profesyonellikleri, süreklilikleri girişimciliği başarıya taşıyor. Bunlar girişimcilik faaliyetlerinin gücü. Bir de yapılan hedef tanımları süreci etkiliyor. Yani girişimcilikte temanın belirlenmesi ve buna bağlı içeriklerin oluşturulması ilk adım. Fakat girişimciliğin ileri aşamalarında ihtiyaç duyulan bilgi desteği devam etmeli. Sürdürülebilirlik dediğimiz bu parametrenin yanı sıra finans, işletme, yönetim ve organizasyon, ticaret, markalaşma, tanıtım, üretim teknikleri, kalite döngüleri, FSMH, kanuni-hukuki konular ve daha pek çok konu odaklanılan ana girişimcilik konusunun tamamlayıcı unsurları. Bunlar bu işin gereklilikleri.

Bir de bu işin çıktıları var tabi. Yani ticarileşme. Gördüğümüz bazı güzel örnekler var. Ciddi düzeyde değerlenen veya satışı gerçekleştirilen bazı Start Up firmalarının haberleri hepimizi mutlu ediyor. Ancak bunun yaygınlaşması, bu örneklerin artması, benzer uygulamalardan tecrübe paylaşımları, bu konuda uzman desteklerin alınması gibi konular, girişimcilik konusunun daha da önemli aşamaları. Kuluçka merkezlerinin yapılarının bu şekilde biçimlenmesi ve ileri aşamalara gidene dek takip edilmesi sanırım bir gereklilik olarak ifade edilmelidir.

“Marifet iltifata tabidir” deriz ya…

Teknokentlere bakış ve ilişkiler anlamında girişimcilere ve gençlere ne söylemek istersiniz?

“Marifet iltifata tabidir” deriz ya… Teknokent faaliyetlerine yönelik iltifat da, bu ekosisteme gösterilen rağbettir. Ortaya çıkan rağbet, çalışanları daha da motive edecektir. Bu motivasyonla birlikte Ar-Ge ve inovasyon kültürünün topluma hâkim olması da çok önemli. Yani gelişme ve kalkınma için böyle bir bakış açısının hepimizin hayatında ciddi düzeyde mevcut olması gerekli. Bu algının yaygınlaşabilmesi için önemli bir araç, medya. Bu konuların konuşulması, bu konuda kafa patlatan ve fikir yürüten insanların çoğalması da, toplumsal kalkınma için şart. Dolayısıyla böyle bir algının oluşumuna ve gündeme katkı sağladığınız için ben size de çok teşekkür ediyor, bu konudaki çalışmalarınızın artması için içten destek ve talebimi ifade etmek istiyorum.

 

Mehmet Yücel