Abana’nın hafızası Mehmet Şenol

35

Turizmci, doğa fotoğrafçısı, İlişi Konak Otel ve Balık Restoranın İşletme Müdürü Abana’nın hafızası Mehmet Şenol’la Abana’nın geçmiş yıllarını konuştuk.

– Mehmet Bey kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
M.Ş: Ben doğma büyüme Abanalıyım. Babam radyocu Şahap, ilçenin tanınan ve sevilen insanıdır. CHP eski milletvekillerinden rahmetli Sabri Tığlı ile çok iyi arkadaştır. Abana’nın gelişmesi ve güzelleşmesi için birlikte çok çalıştılar uğraştılar. Çocuklarımız büyüyüp yuvadan uçtular. Kızım ve damadım Antalya Belek’te turizm işiyle uğraşırken bir kızım da bilgisayar proğramcısı oldu. Eşim Abana’da hediyelik eşya üzerine esnaflık yapıyor. Bendenizde turizm hizmeti veren Konak Otel’in İşletme Müdürlüğünü yapıyorum. Kaç yıl diye sorarsanız, bu 10. byılım. Rahmetli babamın kalbi Abana için nasıl attıysa benim de kalbim Abana’nın ve sahil ilçelerimizin gelişmesi için atıyor.

-10. yılınız hayırlı olsun. Konağınız ve balık restoranınız çok güzel. Bu nezih konağınızın millet ne kadar farkında?
M.Ş: Oraya gelirsek biraz karışık. Gerçekten dediğiniz gibi çok iddalı bir şey söylüyorum. Karadeniz de en güzel gün batımının izleneceği, fotoğraflanacağı ve balığının tadına varabileceğiniz yer Abana ve İlişi’dir. Birilerinin farkında olması için uğraşıyoruz. Bu güzellikleri anlatmak için yaşamak lazım. Bizim övgümüz doğru olmaz Müşterilerimizin görüşleri bizim için çok daha önemli.

– Merkez de turizm toplantıları yapılıyor mutlaka davet gelmiştir. Katıldığınız turizm toplantıları verimlilik açısından sizce nasıl?
M.Ş: Doğrudur toplantılara davet edildim. Ancak davete icap etmeden önce toplantı düzenleyenlere bir sorum oldu. Bölgemle ilgili eleştirlerim olur, eğer eleştirilerimden rahatsız olacaksanız beni toplantılarınıza davet etmeyin dedim. Yok dediler biz zaten eleştiriler olsun istiyoruz cevabını aldım. Neyse bir toplantıya katıldım. Belediye Başkanı kısa bir konuşma yaptı. Benim işilerim var diyerek konuşmasının ardından hiç kimseyi dinlemeden toplantıdan ayrıldı. Vali Bey bir konuşma yaptı toplantım var diyip gitti. Üniversite hocalarıyla başbaşa kaldık. Onlar da hazırladığı bir anket kağıdını doldurmamız için verdiler. Sadece Kastamonu’da yapılacak turizm tartışılıp konuşuldu. Benim de bu konuda itirazım oldu.

Hangi konuda?
M.Ş: Ben buraya sorunumu anlatmak için geldim. Kastamonu’yu tartışıp konuştuk. Saat kulesini, kalesini ve meydanını konuştuk. Geniş açılımlı bir toplantı olmadı açıkcası. Ben de yüksek sesle Kastamonu’nun Bozkurt ilçesinde İlişi diye bir köy var oradan geliyorum. Haberiniz var mı ben ordan geldim. Orada işletmeciyim. Eğer bu toplantılar merkeze dayalı olarak turizm yapmaya kalkışırsanız hedefiniz Safranbolu’dan öteye geçemezsiniz. İstanbul, Antalya, Bursa gibi turizimde büyük hedeflerimiz olmalı dedim. Kastamonu ilçeleriyle birlikte turizmin her çeşidini misafirlerine yaşatabilecek güzellikte. Yeter ki birlik ve bereberlik içinde büyük düşünmek olduğunu söyledim. Hak verdiler tabi. Bir daha da toplantı olduysa da ben katılmadım.

– Kaç yıldır turizm sektörünün içindesiniz?
M.Ş: 24 yıldır içindeyim. Abana’da 1954-1955’li yıllar da turizme başladığında ben çocuktum. 85 yaşındaki annemin benden daha fazla turizme yatkın olduğunu iddia ediyorum. Bizim evimizin bir odasında o yıllarda yabancı bayan turistler yatardı. Türkçe bilmeyen turistler yatardı. Bir odada da biz yatardık. Abana o yıllarda turizme inanmış. Yine o yıllarda İstanbul’da bir turizm derneği kurulmuş. Turizm Kalkınma Derneği’nin başkanı da babamı yapmışlar. Limasollu Naci’nin Abana’ya gelemesi ve tanıtım broşürleri hazırlaması için bu dernek öncülük etmiş ve başarılı da olmuş.

– O zaman Limasollu Naci’nin Abana’ya geliş hikayesini nasıl anlatırsınız?
M.Ş: Şöyle anlatayım. 1956 yılında siyasetin içinde olan rahmetli Sabri Tığlı ile babam İastanbul’da Abana’nın turizminin gelişip kalkınması için bir turizm derneği kurmuşlar. Babam da derneğin başkanı olmuş. Abana’nın tanıtımı için girişimlere başlamışlar. Babam Şahabettin Şenol, radyocu Şahap diye bilinir. Sabri Tığlı’nın tanışık olduğu Limasollu Naci’yi birlikte ziyaret ediyorlar. “Abana’yı tanıtmak istiyoruz bize bir broşür hazırla gazetede bir iki satır da yazı yazıver” diyorlar. Asıl amaç Limasollu Naci’yi Abanaya davet etmek. Davet de ediyorlar. Limasollu Naci ikna edilip 1960’lı yıllarda yolcu vapuruyla Abana’ya geliyor. Limasollu Naci Abana’yı açıktan görünce, Bodrumda kurmayı düşündüğü yabancı dil kampı fikrinin değiştiğini laf arasında söylüyor. Burası cennet gibi bir yer diyor. Bodrum’da kurmayı düşündüğüm yabancı dil eğitim kampını buraya kaydırabilirim sözünü söylüyor. Rahmetli Sabri Abi ve babam ağızdan çıkan bu söz üzerine işin peşini bırakmıyorlar. Limasollu Naci, tekrar Abana’ya gelip geziyor ve çok beğeniyor. Fotoğraflarını çekip Abana’nın tanıtım broşürünü hazırlıyor. Kendisine de her türlü imkan veriliyor. Daha sonra Bodrum’a açacağı dil kursunun ilkini çadırları kurup Abana da açıyor. 1964 yılında başlayan dil kursları, 1970 yıllara kadar devam ediyor.

– İlçe olarak, Limasollu Naci’nin kurduğu dil kampının faydalarını gördünüz mü?
M.Ş: Abana’nın tanıtımında ve pansiyonculuğun gelişmesinde büyük bir faydası olmuş. Kamptaki yabancı turist ülkesine geri döndüğünde Abana’daki yaşamı tez konusu olarak yazıyorlarmış. Top oynanacaklarsa halkla bereber oynarlardı. Yabancılar gelip gitmeye başlayınca pansiyonculuk da başladı. Abana’da boş evler pansiyona dönüştürüldü. O zamanlar pansiyonculuk çok önemliydi. Yabancıyı evinizde nasıl yatıracaksınız. Abana o yılları bence çok iyi başardı.

– Abana geçmişinde günümüz yaşamına göre çok mu daha sosyaldi?
M.Ş: Tabi çok daha sosyal. 1970’li yıllarda çay bahçelerinde canlı müzik vardı. Ezan okunduktan sonra herkes eve gidip karnını doyurup çay bahçelerine masa kapmaya gelirdi. Çay bahçelerinde aileler birlikte güzel sohbetler ederlerdi. Abana eğlencede çok aktif bir ilçeydi. Kastamonu insanının tatilini geçirdiği, eğlenmeye geldiği en güzel ilçeydi.

– Ne oldu o ilçeye?
M.Ş: Biraz ekonomi, ile ilgili diye düşünüyorum. Sizin de bildiğiniz gibi denizin kıyısında Abana Elektirik Motor Fabrikası vardı. 300’e yakın insan bu fabrikada çalışıyordu. Ekmek parası kazanıyordu. Bu fabrika kapandı. Abana’nın nüfusu yazlıkçılarla artış sağlıyor. Eski günlerine dönmesi için yeniden iyi tanıtılıp işletmeler desteklenmeli. Doğasında, denizinde turizm aktiviteleri olmalı. Kastamonu insanı eskiden olduğu gibi sık gelip gitmeli. Balığını Amasra’da değil sahil ilçelerimizdeki balık restoranlarında yemeli. Biz Amasra’dan çok daha iyi yerlerde oluruz.

– Ğünümüz gezginleri Abana ve İlişi’nin güzelliğinin farkında değil mi?
M.Ş: Bir mesaj olsun. Dedim ya, biraz karışık. Buraları bilmeyen görmeyen ailelerin olduğunu düşünüyorum. İlişi de balık yemenin tadını bilmeyen aileler vardır. Bilenler, bilmeyenlere mutlaka anlatmalı. Bizim balık müşterimiz iyidir. Aileler sık gelip giderler. Özellikle merkezde oturan aileler hafta sonları dinlenebilecekleri balık yiyebilecekleri yer Abana ve İlişi’dir. Buraların doğal güzelliklerini görmedilerse mutlaka gelip görsünler isteriz.

– Unutmadan sorayım. Limasollu Nacinin isminin yaşatıldığı bir yer var mı?

M.Ş: Şöyle söyleyeyim. Limasollu Naci ve Hasan Doğan isimlerinin verildiği bir iş merkezi var.

– Fener Rum Patriği Bartelomas Abana’ya gelmişti. Neden geldiği ile ilgili bir bilginiz var mı?
M.Ş: Abana da bir vaftiz taşı var. Onu görmeye geldiğini biliyorum. Başka geniş bir bilgim bu konuda yok.

– Bir de Abana’nın Beşiktaşlılığı var. Nereden geliyor?
M.Ş: İlk Belediye Başkanımız Fahri Yazgan’ın Beşiktaşlı olmasından geliyor.
Anlatılanlara göre Fahri Başkan Beşiktaş’a top oynamaya gitmiş. İstanbul’dan geri dönünce 1937 yılında Abana Gençlerbirliği kuruluyor. Forma renklerini de siyah beyaz yapıyorlar. O zaman Beşiktaş Kulübü de Abana Gençlerbirliği’ne forma hediye ediyor. O yıllarda böyle bir şeyin yapılması tabi çok önemli. Beşiktaş’a yapılan formaların aynısı da bize de yapılıp gönderilirdi. O formalardan ben de giydim. O formaları giyip sahaya çıktığımızda kendimizi farklı hissederdik.

– Abana’da futbola ilgi yüksek miydi?
M.Ş: Hem de nasıl. 1984 – 1990 yılına kadar Abana Gençlerbirliği’nin kaptanlığını yaptım. Takımın da liborosuydum. Hiç şampiyon olamadık. Orta sıraların sürpriz takımı olduk. Maç yapmaya gelip giden takımlar ilçeye ekonomik bir katkısı vardı. Dört beş otobüs dolusu Abanalı taraftar da bizimle birlikte deplasmanda oynadığımız maçlara gelirlerdi. Hiç unutmam 1986 yılında sahilde çok kar kış oldu. İnebolu’nun sahasında oynuyoruz. Bizimle birlikte hanım tarftarlar da deniz yolundan maçımızı izlemeye geldiler. Spor adına güzel ve eğlenceli yıllardı o geçen yıllar.

– İnebolu tünelleri yapıldığında sahil ilçeleri nasıl etkilenir? Hareketlilik artar mı?
M.Ş: Tüneller konusunda ben biraz farklı düşünüyorum. Yol gelirse iş hayatı artar diyorlar. Tam aksine ben de transit yolun gelmesiyle Karadeniz de çok şeyin bozulacağına inananlardanım. Önceden bu insanlar araçlarıyla bizim köyün içinden geçiyordu. Şimdi köyün dışından açılan yoldan geçiyor. Köyün içinden yol geçerken vatandaş köyün içinde durup bir esnafa, bir bakkala uğrayıp alışveriş yapıyordu. Transit yol olunca vatandaş durmadan gaza basıp gidiyor. Tüneller yapılmadan önce altyapının hazırlanması gerekiyor. Altyapınız yoksa iş yok demektir.

– Abana’da turizm altyapısı nasıl?
M.Ş: Pansiyonlarıyla birlikte 2200 yatak kapasiteli konaklama var. Hedef nokta önemli. Eğer hedef noktanız varsa tanıtımını da iyi yaparsınız. “Nereye gidiyorsun” deyince “Abana’ya balık yemeye gidiyorum” der. Abana’da iki balık restoran var. Ankara’dan iki otobüs misafir gelse bu altyapıyla cevap veremezsin. Karadeniz deyince akla balık geliyor. Amasra’ya gidin yüzlerce balık retorant var. Yüzlerce de tur otobüsü geliyor. O yüzden söylüyorum. Balık restoranların sayısını artırmamız gerekiyor. Artırılması için de teşvik edilmesi şart. Bizde yanlış bir anlayış var. İnsanlar gelsin para kazanadırsın biz de yatırım yapalım. Böyle bir şey yok. İlk önce turizmde altyapı yatırımını sen önceden yapmak zorundasınız. Daha sonra vereceğiniz güleryüzlü ve kaliteli hizmetlerle de hedefi yakalayacaksın. Tabi hedefin varsa.

– Hedef eksikliğinden bir işletmeci olarak muzdarip olduğunuz sözlerinizden anlaşılıyor. Peki sahil bir araya gelip ortak bir turizm birliği neden kurmuyorsunuz?
M.Ş: Sakın ha söyleyeceğim sözlerime kimse alnıp gücenmesin. Sahil şeridi olarak ne karadan, ne de denizden maalesef birbirimizle hiç bağımız yok.

Neden?
M.Ş: Çözebilmiş değilim.

– Öneriniz ne olur?

M.Ş: Benim yıllardır söylediğim sahilde bir turizm birliğinin kurulması. Belediye, Kaymakamlık ve STK’ların da üye bulunduracağı bir turizm birliğinin kurulmasını söylüyorum. Bu birlik kurulduğunda işte o zaman hep birlikte oturup gelişmeyi ve kalkınmayı konuşalım.

– Şimdi konuşun?
M.Ş: Bizim en büyük eksikliğimiz yöremizin değerlerini yeterince bilmememizden kaynaklı bir boşluk var. Eğer böyle bir birlik kurulsa sahil ilçelerimiz kendi ilçelerinin özelliklerini anlatırlar ve hep birlikte yöremizle ilgili bilgi sahibi olmuş oluruz. Gelen misafirlere yörelerimizi çok daha kolay anlatırız. Gezilip görülmesi gereken yerleri anlatırız. Gezmelerine yardımcı ve destek oluruz. Konaklamalarına yardımcı oluruz. Müşteri göndeririz. Merkezin de mutlaka sahil ilçeleriyle turizm adına bütünleşmesi lazım. Şu anda bir bütünlük içinde değiliz.

–  Misafirlerinize siz nereleri gezdiriyorsunuz?
M.Ş: Evet gönülden ve karşılıksız rehberlik yapıyorum. Köylerimizi gezdiriyorum. Yaralıgöz’ün 1800 metre yüksekliğine çıkarıyorum. Gördükleri vahşi doğanın güzelliği karşısında saygıyla eğiliyorlar. Bakın bir şey daha söyleyeyim. Yaralıgöz dağı yakınında halen varlığını koruyan bir Roma yolu var. Bu Roma yolunu kaç kişi biliyor? Ben çok az kişinin bildiğini düşünüyorum. Ezine Çayı yakınlarında yaşayan su samuru ailesi vardı. Çayda yapılan harfiyat çalışmalarından dolayı başka yerlere taşındıklarını düşündük. Neyse ki balıkcıların ağlarından balık aldıklarını duyunca sevindik. Abana’da su samuru olduğunu kaç kişi biliyor. Yeni ürünler ve turizm rotaları keşfedip gelen misafirlere anlatmak gerekiyor.

– Doğanın karşısında saygıyla eğilen misafirlerinizin turizm adına bir önerileri oluyor mu?
M.Ş: Tabiki oluyor. Vahşi doğası yanında, av turizmiyle, kanyonlarıyla, tarihi değerleriyle, deniziyle iyi tanıtıldığında bu yörelerin turizm de zirve yapabileceğini söylüyorlar. Bu konuda biz de elimizden gelen tanıtımı yapmaya ve anlatmaya çalışıyoruz.

– Sohbetimiz sırasında gösterdiğiniz eski fotoğraflarla ilgili paylaşmak istediğiniz bir bilgi var mı?
M.Ş: 1955 yılında İstanbul’dan Abanaya yolcu vapuruyla gelen ünlü gazeteci ve siyasetciler ve onları bekleyen Abanalılar. İstanbul’dan tatile amacıyla gelen hanımların kayıkla deniz de gezinti yaparken. Kayığın adı da Kırlangıç. Limasollu Naci’nin yabancı dil kursu için sahile kurduğu kamp alanındaki çadırları. Eski fotoğraflar Abanadaki zengin sosyal bir yaşamı işaret ediyor.

– Toparlarsak; özetle ne söyleyip eklemek istersiniz?
M.Ş: Bizim coğrafyamız vahşi doğasıyla yaşanabilir, görülmeye değer turizm destinasyonları açısından çok zengin. Bu zenginliğimizi dünyaya anlatmamız lazım. Sahilde mutlaka acilen bir turizm birliği kurulmalı. Gelen misafirleri gezdirecek yeni yeni rotalar belirlenmeli. En uzun sahil şeridine sahibiz. Bu avantajımızı birlik ve beraberlik içinde değerlendirmeliyiz. Amasra’daki balık lokantaları gibi sahil ilçelerimizde balık lokantalarının sayısı mutlaka artırılmalı ve teşvik edilmeli. İl ile sahil ilçeler turizm hareketini birlikte başlatmalı. Tıpkı Abanalıların 1955 yılında başlattığı gibi gazeteciler, yazarlar televizyon belgeselcileri bu yörelere davet edilip doğru anlatımla tanıtımlar yapılmalı. Kastamonuluların balık yemek için çok fazla uzağa gitmelerine hiç gerek yok. Yaz kış Abana ve İlişi de taze ızgara balık var. Muhteşem doğayı izleyerek buralara gelsinler misafir edelim. Abana’nın güzelliklerini ve özelliklerini anlatalım. Gönülden rehberlik edelim. Söz verip fikirlerimizi anlatmamıza firsatı verdiğiniz için gazetenize ve çalışanlarınıza şahsım ve işletmem adına teşekür ederim. Sağolun.

Rahmetli babası Radyocu Şahap gibi her sözünde Abana’nın gelişmesi için atan bir yüreğe sahip olan Konak Otelin İşletme Müdürü Mehmet Şenol’la güzel bir sohbet yaptık. Kendisinden Abana’yla ilgili bilmediğimiz çok şey öğrendik. Bundan sonra da fırsat buldukca dostlarla birlikte yol düşürüp mola verip, lezzetli balığın tadına bakacağım. Eğer siz de balığı seviyorsanız mutlaka bu mekana yol düşürün derim. Samimiyet ve dürüstlüğü ile yüreği sevgi ve saygıyla dolu olan gösterdiği kusursuz ev sahipliği için biz de Mehmet Şenol’a teşekkür ederek ayrılıyoruz İlişi Konak Otel’den. Mutlu kalın. • TURGUT YILMAZ

PAYLAŞ