Afganistan gerçeği

Güncel tartışma konularının başında Afganistan geliyor. Tâliban rejiminin dünyaya vermek istediği mesaj, bazı ülkelerde kaygı ile izleniyor. Birçok fikir adamı vesiyasetçi   Amerika’nın hezimete uğradığını; Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin pastadan pay kapmak için yarıştığını söylüyor.Komşu İran ve Pakistan da boş durmuyor. Türkiye biraz çekimser davransa daKatar ile birlikte Afganistan’la ilgileniyor.

Afganistan bahtsız bir ülke, her şeyden önce denize kıyısı yok. Daha ziyade yeraltı madenleriyle tanınıyor. Dünyada haşhaş ekiminin en fazla olduğu bir ülke. Bundan dolayı uyuşturucunun kaynağı olarak gösteriliyor. Devlet örgütünün dayanacağı homojen bir halk tabanıbulunmuyor. Nüfusun %42’si Peştun, %27’si Tacik, %9’u Özbek, %9’u Hazaralar ve diğer gruplardan meydana geliyor. Bu tür demografik yapıya sahip ülkelerde ulus devletlerdeki gibi toplumsal birliği sağlamak kolay değildir. Şu an itibariyle bir hükûmet kurulmuş olsa bile, bunun uzun vadeli gitmeyeceği açıktır. Üstelik her etnik köken veya dinî gruplar, dış güçlerce de desteklenir ki, bunun önüne geçmek mümkün değildir.

Afganistan 1979’da Sovyetler Birliği’nin işgaline uğradı. Rusya ile mücadele etmek üzere Amerika’nın desteklediği direniş örgütleri kuruldu. Rusya burada bataklığa saplandı. Gorbaçov, Afganistan’da kalmanın zararını gördü ve çekildi. İstikrarsız bir dönem başladı, terör örgütleri güçlendi. 11 Eylül saldırısını bahane eden Amerika, NATO’yu da devreye sokarak Afganistan’ı işgal etti. Yirmi yıl kadar devam eden bu işgal şimdi sona erdi ve Amerika buradan çekildi. Ayrılırken elinde bulunan silah, mühimmat ve araçları Tâliban’a bıraktı, adeta hediye etti.

Afganistan MillîMücâdele yıllarında bizi destekledi, maddî yardımlarda bulundu. 1 Mart 1922’de dostluk anlaşması imzaladık, ilişkilerimiz dostane bir şekilde günümüze kadar devam etti. Son yirmi yılda NATO gücü içinde yer almakla birlikte, kendimize özgü bir statü içinde bulunduk ve Afgan halkının sempatisini devam ettirdik.

Kenarda, köşede kalanarşiv bilgileri oluyor, bulunca seviniyoruz. 31 Mart 1922 Cuma günü, yatsı namazından sonrabizim lisede bir mevlid okunmuş. O yıllarda Kastamonu bir geçiş noktasında olduğu için, Ankara’ya gelip giden önemli şahsiyetler, burada konaklamak zorundaydı. Konuklar lise veya kolordu karargâhında hazırlanan misafirhanelerde yatar, hazırlanan programlara şerefmisafiri olarak katılırlardı.

Ankara Hükûmeti, Fahri Paşa’yı Kâbil’e elçi atadı. Paşa, Mekke ve Medine gibi bizimiçin en kutsal iki şehri İngilizlere karşı kahramanca savunmuş değerli bir komutan. Afganistan’ın Ankara sefareti müsteşarı Mehmet Gülhan Hazretleri ile birlikte, İnebolu- Batum yoluyla Afganistan’a gitmek üzere Kastamonu’ya geliyor ve bir gece konaklıyor. Bu vesileyle lisede bir mevlid okunuyor; vali Rafet Bey, belediye başkanı Fazıl Berki Bey, üst düzey görevliler ve öğrenciler katılıyor.

Mevlid sırasında yapılan karşılıklı konuşmalar var.Müsteşar Mehmet Gülhan Efendi şunları söylüyor:

“Bu gece benim için mes’ut bir gecedir. Ben, sizin aranızda bulunmakla pek büyük bahtiyarlık ve saâdet hissediyorum. Müslümanlar yekdiğerine daima merbuttur. Aramızda yabancılık yoktur. Bütün akvâm-ı İslâmiyye bir cesed gibidir.

Her yerde zikretmek istediğim gibi burada da zikrederim. Türk’ün saâdet ve felâketi bizimdir. Türkler levha-i Hilâfeti omuzlarında taşıyan mukteda-bihimizdir. Hayatımız Türklerin hayatına merbuttur. Maalesef birçok seneler pişvâmız olan büyük milletten ayrı kaldık. Kalbimiz sizin hasret ve iştiyâkınızla yanıyordu. Size malûm olan sebepler tahtında kavuşamamıştık. Elhamdülillah şimdi kavuştuk. Kendimi sizin aranızda görmekle çok mes’ut addediyorum. Türk kardeşlerimizle böyle onun gaileli bir zamanında kavuştuk. Bu da takdir-i İlâhidir. İnşaallah yakın bir âtide daha müreffeh ve mes’ut zamanlar idrâk edeceğiz. Türk daima, her zaman bâtıla karşı mücadele etmiştir ve yine edecektir. Hak, bâtıla daima galebe çalmıştır ve çalacaktır.”

Konuşmanın burasında İslâm medeniyetinin daha önce Avrupa’dan üstün olduğunu, ancak Müslümanların cehalet yüzünden geri kaldığını anlatmış ve şöyle devam etmiş:

“Son sözüm; bu gece dâr-ı irfanda şühedâmız için mevlid-i şerif okunuyor. Onların ruhları şimdi şâd olduğu halde bize bakıyor. Biz de vazifemizi ifâ edeceğiz. Bu vazife gelecek nesle aittir. Memleketin ümid-i istikbâli olan gençler tefeyyüz ederek bu vazifeleri yapacaktır. Şurasını da arz edeyim ki, memleketimizden sizlere milyonlarla selâm getirdim. Şimdi Fahri Paşa Hazretleri ile beraber gidiyoruz. Memleketinizde gördüğüm candan muhabbetleri, şâhit olduğum binlerce kardeşlikleri onlara tebliğ edeceğim ve iki kardeş hükûmet ve millet olan Afgan ve Türkiye milletlerinin münasebet-i ihvankârâneleri daha ziyade takviyet bulacaktır.”

Daha sonra Belediye başkanı Dr. Fazıl Berki Bey bir konuşma yapmış; dostluktan, kardeşlikten söz etmiş; İngiltere’nin, Türk’ü ve İslâmiyeti ortadan kaldırmak istediğini ifade ettikten sonra, “ahd-ı millimiz gerçekleşmedikçe kılıcımız kınına girmeyecektir” demiştir.

Vali Rafet Bey de “Belediye reisi şehrimiz halkının selâmlarını Afgan kardeşlerimize iblâğ ettiler. Ben de yarım milyonluk vilâyetimiz sekenesinin selâmlarını Afgan millet-i muhteremesine iblâğ etmelerini Gülhan Hazretleri’nden rica ederim” demiş. Bunun üzerine Gülhan Hazretleri tekrar söz almış ve şunları söylemiştir: ”Belediye reisi şahsı nâmına,  vali beyefendi de vilâyetiniz nâmına bendenizi tevkil eylediler. O emr-i âlilerine imtisal ederek tebliğ etmek benim için en büyük şeref ve saâdettir. İnşaallah yakın zamanda Müslümanlar bu kâbus ve tazyikten kurtulacaktır”.

Son cümleçok ilginç.  Aradan 100 yıl geçiyor; Afganistan hâlâ kâbustan ve tazyikten kurtulabilmiş değil. Önce İngilizler, sonra Ruslar, Amerikalılar ve şimdi çok başlı Tâliban. Yazık oluyor bu ülkenin halkına. Sırtını çağdaş dünyaya dönmüş karanlık bir örgüt devlet yönetecek de Afganistan huzura kavuşacak.  Kadın haklarını hiçe sayan, toplumda kadına yer vermeyen, demokrasi karşıtı bir örgütün sonu karanlıktır.

İslâm dünyası bilimden kopuk, pozitif ilimlerdehiç yok.  İlim Çin’de de olsa gidin, alın diyen sevgili Peygamberimizin ümmeti olmaktan çok uzaktalar. Kendi aralarında, asırlardır kabile anlayışı içinde boğuşup duruyorlar. Dünya enerji kaynaklarının %70’inden fazlasına sahipler ama emperyalistlerin uşaklığını yapıyorlar.

Tâliban dâhil birçok örgüt İslâm coğrafyasında cirit atıyor;tümünü ABD vebüyük güçler kullanıyor. Kurtuluşun çâresi demokrasi, bilim, hukuk, kadın haklarına saygı ve dünya ile uyumlu yaşamaktır. Savundukları dinî değerlerin Kur’an ile hiçbir ilgisi yok, çünkü insana saygıları yok. Kendi ütopyaları içinde,  dünyadan ayrı yaşıyorlar. Bunlarabakanlar, İslâm bu mu diye soruyor, maalesef kötü örnek.

İki milyara yaklaşan nüfus ve57 Müslüman ülke içindeçağdaş, laik ve sosyal hukuk devleti özelliği ile Türkiye Cumhuriyeti diğerlerinden çok farklıdır.  Unutulmasın ki, bunu da Atatürk ve Cumhuriyeti kuran kadrolara borçluyuz.

 

MUSTAFA ESKİ