AĞRI’DA BİR SEMPOZYUM

2007 yılında kurulan Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Rektörlüğünün Ağrı Valiliği, Belediye Başkanlığı, Belli Eğitim Kültür Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi, İbrahim Çeçen Vakfı ve SERKA Kalkınma Ajansı iş birliğiyle 16-18 Ekim 2019 tarihleri arasında Ağrı’da düzenlediği “5. Uluslararası Ağrı Dağı ve Nuh’un Gemisi Sempozyumu”na katılıp bir bildiri sunduk. Bu sempozyumların ilki üniversite kurulmadan 2003 yılında Prof.Dr. Oktay Belli’nin kurduğu Belli Eğitim Kültür Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezince düzenlenmişti.

Sempozyumun amacı yörede yaygın olan Nuh’un gemisinin Ağrı Dağı’na oturduğu ve yeryüzünde insan, hayvan nesillerinin Ağrı’dan dünyaya yayıldığı tezini bilimsel verilerle ortaya koymak, Ağrı’nın kültürel ve ekonomik kalkınmasına ivme kazandırmaktı.

Ağrılı yoksul bir ailenin çocuğu iken okuyup şirketler ardından holding kuran iş insanı İbrahim Çeçen, doğduğu topraklara çok güzel eğitim kuruluşları armağan etmiş. Bugüne kadar gezdiğim üniversiteler içinde kültür, kongre merkezi en büyük ve mimarisi en ihtişamlı olanı bu üniversitede. Açılış töreni, Doğubeyazıt İshak Paşa Sarayı’nın planından esinlenerek inşa edilmiş kültür ve kongre merkezinin 2000 kişilik salonunda yapıldı. Böyle büyük bir salon ve sahne Ankara Üniversitelerinin hiçbirinde yok.

Açılış töreninde saygı duruşu ve İstiklal Marşı’ndan sonra sırasıyla Prof.Dr. Oktay Belli (Bilim Kurulu adına), Prof.Dr. Faruk Kaya (Düzenleme Komitesi adına), Rektör Prof.Dr. Abdulhalik Karabulut, Belediye Başkanı Savcı Sayan ve Vali Süleyman Elban birer protokol konuşması yaptılar. Ardından çağrılı katılımcıların bildirilerine geçildi ve Nuh’un Gemisi Belgesel Filmi (M. Cem Sertesen) gösterildi.

Üç salonda on ülkeden 102 bilim insanı ve uzman iki gün boyunca bildirilerini sundular. 16 Ekim 2019 Çarşamba günü 15.30 civarında Selçuklu Salonu’nda “Âşık ve Tasavvuf Şiirimizde Nuh Tufanı Motifi” başlıklı bildirimizi sunduk. Âşık edebiyatımızdan 9 ve Dinî Tasavvufi Türk Edebiyatından 12 şairden örnekler vererek bildirimizin sonuç bölümüne geçtik. Ağrı Dağı’nı gören coğrafyaya mensup halk şairlerinin, söz gelimi Âşık Şenlik’in ( 16 şiirde) Nuh Tufanı motifini daha sık kullandıklarını gördüğümüzü belirttik.

Bildirilerin sunulduğu iki günün gecesinde Ağrı Dağı Belgeseli gösterildi, öğrencilerin verdiği konser dinlendi. Öğle ve akşam yemekleri üniversitenin lüks bir oteli andıran Konukevi’nde  yenildi. Yemeklerde Ağrı’nın mahallî yemeklerinin sunulması katılımcıları ayrıca memnun etti.

Üçüncü gün, Doğubayazıt ilçesine gezi düzenlenmişti. Bu gezide önce, .arazide Nuh’un Gemisi’ne benzetilen kalıntı gezildi. Sonra muhteşem İshakpaşa Sarayı’nı ve Ahmed-i Hani Külliyesini gezme fırsatını bulduk. Yol boyunca gördüğümüz büyük ve küçükbaş  hayvan sürüleri memnuniyetimizi daha da artırdı.

Ağrı şehri birçok ilimiz gibi yakın dönemde büyük yatırımlara sahne olmuş. Ankara, İstanbul’daki bütün marka ve lokanta çeşitleri burada da mevcut. Tek farkla etler daha lezzetli, fiyatlar daha ucuz.

Şehrin benim hayatımda önemli bir yeri vardır. Bu sempozyuma katılmamda, 1962-1965 yılları arasında Van Alpaslan İlköğretmen Okulunda Türkçe-Edebiyat-Sosyal Bilgiler Öğretmenliği yapmamızın rolü büyüktür. Ağrılı pek çok eğitimci yetiştirmiştik. Bunlardan bir kısmıyla Ağrı’da buluştuk. İsmet Alpaslan adlı, sonradan üniversitelerde öğretim görevlisi olup ders vermiş başarılı bir öğrencimizle aynı sempozyumda bildiri sunmanın gururunu yaşadık. 2020 yılındaki bilimsel toplantılar için de sözlü davet alıp şehirden mutlu bir şekilde ayrıldık. Tabii, şehre özgü bazı hatıra, yiyecek ve içeceklerle. Öncelikle şehirde süt ürünleri ve balın çok kaliteli olduğunu gördük. 25,30 kg ağırlığında lahanaların ve görünüşü büyüleyen sarı patateslerin satılması bizi şaşırttı. Lahanalar, Ağrı Ovası’nda yetiştiriliyormuş. Patateslerin Ahlat’a ait olduğunu söylediler.

Her zaman söyler ve yazarız. Türkiye’nin keşke 200 Vehbi Koç, Sakıp Sabancı, İzzet Baysal ve İbrahim Çeçen gibi iş insanı olsaydı. Kastamonu’muzun ne yazık ki böyle büyük ölçekte zengin iş insanına sahip olmaması, üniversitemizin bir türlü bütün fakülteleriyle yüksek düzeyde eğitimöğretim verememesinin önemli nedenlerinden biridir.

                                                                                                                NAİL TAN