Ah'lı… Vah'lı eskiler ve yeniler

24

Hazineye ait tarım arazilerinin satışı konusundaki çalışmalarda son aşamaya gelin/miş… Maliye Bakanı Naci Ağbal böyle diyor.
Diyor da, durduk yerde bu arazileri satmak…
Bir sıkıntı, bir mali çıkmaz mı var? Hazine arazisi durduğu yerde eskimiyor ki, öyle duruyor… Osmanlı’dan Cumhuriyet’e yüzlerce yıl durdu. Satış gerekçesi?  Ya da açıklandı  da gazeteler yazmadı. Vardır elbet bir nedeni…
Bakan şöyle diyor satış için:
“- Söz konusu araziler için başvurusunu yapan 255 bin kişiye satışlar Nisan ayında başlayacak…”
Güzel de…  Kulağımız  bu kadar delikken böyle bir satış yapılacağını niçin duymadım diye kendimi hesaba çekiyorum. Demek ki, sağ kulağımızın üzerine yatmış olmamızdan kaynaklanan bir “vurdum duymazlık.”
Hazineye ait tarım arazileri kime satılacak?
İsteyene mi?  Yoksa, Cumhuriyet’in kuruluşuyla gündeme gelen  -gerçi köyler boşaldı – “topraksız köylü”ye mi?
Adı üzerinde “tarım arazisi…”
Sakın bu işten bir “Çapanoğlu…” filan-filan çıkmasın sonradan…
Madem böyle bir satış yapılacak…
Gerçek ihtiyaç sahiplerinin -tarım arazisi ya- topraksız köylünün bu satıştan haberi var mı?
Yanıt hazırdır, biliyorum:
“- Gazete ilan yaptık, görmediler mi?”
Şimdi bu yanıtı; bir ilan görevini yerine getirmek anlamında kabul ederim, ama lütfen söyler misiniz bana, yani yurttaş Hazine’nin tarım  arazisi satışı yapılacak, gazete ilanı olacak diye akşam-sabah gazete bayii önünde mi yatıp kalkacak?
Dilerim; böylesine önemli bir satışta tarım arazisi bulunmayan yurttaşların yerine kimi konularda olduğu gibi muvazaa yoluyla bu gayrimenkuller/taşınmazlar yine üçkagıtçıların  eline geçmesin…
Xxx

Şimdi ki moda “Danışman” olmak…
Bilgisi, becerisi, hüneri, yeteneği yerinde olsa; dilim bir şey söylemeye varmaz.
Sıkılırım, utanırım…
Ama adam, “Elif’i görse, mertek sanacak yetenek…”
Al sana  “yağlı tarafından” danışmanlık…
Neymiş adamımız… Seçimi kaybetmiş… Adayımızdı…
Vallahi de, billahi de “Eski tas, eski hamam…”
Eski  dönemlerin  “Yönetim Kurulu Arpalık” uygulaması berdevam…
Trabzonlu gazeteci/Şair Numan Sabit Osmançelebioğlu’nun bu konudaki “Olmadı gidemedim şu güzelim Ankara’ya…” dizesindeki yakınmasına gel de hak verme şimdi…

 

PAYLAŞ