Anneler Günü

Mâzide kalan hâtıra gibi,

Şefkatli kollarını aç bana anne.

Geceleri çok soğuk, ıssız ve karanlık,

Üşüdüm, üstümü örtsene anne.

10 Mayıs Pazar; Anneler Günü. Güller, çiçekler, hediyeler sunulacak annelere. Eller öpülecek, dualar edilecek; senede bir gün de olsa biraz farklı olacak duygularımız mutlaka.

Bazı özel günler çok sevilmiş, kısa sürede evrenselleşmiş. Anneler gününün kökleri antik Yunan’da tanrı ve tanrıçaların anası Rhea’nın onuruna, ilk baharda yapılan festivallere kadar uzanır. Roma’da, milattan 250 yıl önce başlar bu gelenek. Ancak bugünkü Anneler Günü’nün başlangıcı 1908’dir. Amerika’da Anna Jaruis’in annesi 9 Mayıs 1905 günü ölür. Jaruis, 1908 yılında arkadaşlarını evinde toplar, annesinin ölüm yılının özel bir gün olarak kutlanmasını önerir. Arkadaşları memnuniyetle benimser bu fikri. Bundan sonra ülke çapında çalışmalar başlatır. ABD Senatosu 8 Mayıs 1914 günü karar alır, başkan Wilson’un imzasıyla yürürlüğe girer. Türkiye’de de, Anneler Günü kutlamaları 1955 yılından beri yapılıyor.

Anneler her toplumda sevilir, sayılır. Eski Türklerde kadının özel bir yeri vardır. Evin direğidir, her şey kadından sorulur. Bu konuda, millî kültürümüzün temel eseri olan Dede Korkut Hikâyelerini herkesin okuması tavsiye ederim.

Müslümanlık kadına çok değer vermişse de zaman içinde cahiliye devri Arap kültürü kadını geri plana itmiştir. Bu durum, ne yazık ki Türk toplumunu da etkilemiştir. 1876’da çıkarılan Mecelle ve 1926’da kabul edilen Medeni Kanun, kadın haklarını güvence altına almıştır. Kısa tarihçe böyle.

Pazar günleri gazete çıkmadığı için, bu günle örtüşen yazı yazmak mümkün değil. Duygular ya ileride, ya geride kalıyor. Bu yıl annemle sohbet etmek istiyorum. Hayatın şartları gereği, sağlığında bir gün olsun baş başa kalıp konuşamadık, dertleşemedik. Ona söyleyeceğim çok söz vardı, hepsi içimde kaldı. Sağken helâlleşmek istemedim. Yirmi yıl önce kalb rahatsızlığı geçirdi. Son dört yılında da felçliydi ama zor da olsa hayatını sürdürüyordu. Bir sabah aniden yere düştü, ömrünün son iki gününü hastanede tamamladı.

Hasta ve yaşlı insanlarla helâlleşmek, sanki onları dünyadan uğurlamak gibi bir his bırakıyor bende. İçimden geçmekle birlikte, helâlleşmek istemedim annemle. Kendi kendime de sordum; iyi, hoş ama neden helâlleşecekmişim? Bizim onda değil onun bizde hakkı var. Nasıl olsa helâl etmiştir diye düşündüm. 27 Martın üzerinden iki yıl geçti; ebediyen ayrıldı bizden.

Geriye dönüp bakınca hayat bir film şeridine benziyor. Bebeklere bakarak, kendi dönemimi hayal ediyorum. Uykusuz geçen onlarca gece, ninnilerle sallanan beşikler, özverili yıllar. Bunları konuşmak, duymak isterdim yaşadıklarımı birinci elden.

Çocuklar için dua ederken, “analı, babalı büyüsün inşallah” ifadesini özellikle kullanırım. Orta ikinci sınıftaydım. Annem rahatsızlandı; tedavi için iki ay şehirde teyzemlerde kaldı. Yol yok, araç yok; bir kış günü, dört komşumuzun omuzunda köye taşıdılar. Onun yokluğunda geceleri çok ağladım. Kimseler görmesin isterdim. Ortanca kardeşim henüz altı yaşındaydı. Ya annem ölürse, ya bizler de üvey bir annenin eline düşersek halimiz nice olurdu. Çünkü köyde, benden iki yaş büyük öksüz bir arkadaşım vardı. Onun çektiği sıkıntılar beni çok etkilemişti. Bugün şunu anladım; hayatın en güzel tarafı, huzur içinde yenen bir dilim yavan ekmektir.

Okul yılları bitti; evlendim, ayrıldım. Herkes gibi fırsat buldukça köye gidip ziyaret ettim annemi. Her seferinde “ karnın aç mı?” diye sorardı. Tok olduğumu söylesem de yine birşeyler koyardı ortaya. Çocuğunu aç bırakmamak üzerine kurulu bir annelik duygusu. Yemesem üzülürdü, mecburen birkaç lokma atıştırırdım.

1998’de kalp rahatsızlığı geçirdi, ilaçlarını her hafta düzenlemem gerektiği için hafta sonları gidip geldim. Bu arada, Hacettepe Tıp Fakültesi’nde, Prof. Dr. Sırrı Kes Bey’in yardımını şükranla anmak isterim. Gelinim Nurcan hanım devreye girinceye kadar tedaviyi o üstlenmişti.

İşler iyi gidiyor derken bir gün kısmî bir felç geçirdi annem. Ondan sonra sıkıntılı hayat ve uzun tedaviler dönemi başladı, bir daha eski haline dönemedi. Yaş ilerleyince toparlamak zor oluyor. Ömrün son kısımları çok önemli. İnsan başkalarına muhtaç yaşamamalı. Onun için uzun değil sağlıklı ömür dileyelim Allah’tan.

Çocuklar hep yanımda kalsın ister anneler. Konuşmalar uzayınca, zaman kazanmaya çalıştığını hissederdim. Ayrılırken bir isteğinin olup olmadığını sorardım; her seferinde “yok oğlum” diye cevap verirdi. Çocuklarını tekrar görmek, annelerin en büyük arzusudur. O nedenle ayrılırken, “bir daha ne zaman geleceksin?” diye sorardı. Hayat öyle hızlı akıyor ki, ne analar oğullarına, ne de oğullar analarına doyabiliyor. Vuslat; bilmediğimiz, görmediğimiz gizemli bir son bahara kalıyor.

Şu yasaklı günlerde hiç uğrayamadım. Pazar günü ilk işim annemin mezarını ziyaret olacak. Biliyorum, iki aydır beni hasretle bekliyor. Belki uzunca bir sohbet yapar, dertleşiriz. “Ne zaman geleceksin?” diye yine sorar mı bilmem. Sorarsa eğer, “zamanını belirlemek elimde değil, ancak yolun sonu göründü anne.” diyeceğim.

Ebediyete uğurladığımız tüm annelerimize rahmet, yaşayanlara da sağlıklı ömürler diliyorum.

 

MUSTAFA ESKİ