BALLIKZADE AHMET MAHİR EFENDİ’YE BİR MEKTUP SURİYE 1911-SURİYE 1917

35

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Felsefesi (E) Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Kara, takdir ettiğim değerli bir bilim adamıdır. Her yazısı, yeni bilgilerle doludur. Kastamonu ve Safranbolu’ya ilgisi fazladır. İstanbul’da yayımlanan Derin Tarih dergisinin Ocak 2017 sayısındaki “Halep’ten Mektup Var” başlıklı makalesi (s. 102-106), bu çerçevede değerlendireceğimiz araştırmalarından biridir.

Adsız

Sayın Kara, İstanbul’da sahaf Nedret İçli’den temin ettiği, 9 Mart 1911 tarihinde Halep Valisi Hüseyin Kâzım Kadri Bey’in Osmanlı Meclisi Birinci Başkan Vekili Kastamonu Mebusu/Milletvekili Ballıkzade Ahmet Mahir Efendi’ye yazdığı bir mektubu, bugünkü Suriye karmaşasına temas ederek değerlendirmiş. Biz de bu değerlendirmeyi ilginç bularak ek bilgilerle hemşehrilerimizle paylaşmak istedik.

Mektubun sahibi Hüseyin Kâzım Kadri Bey (1870-1934), iyi bir öğrenim gördü. Canik, Siroz Mutasarrıflığının ardından 1910 yılında Halep Valiliğine atandı. Bir yıl sonra İstanbul Şehreminliği (Belediye Başkanlığı) görevine getirildi. 1912’de Osmanlı Meclisine Milletvekili seçildi. 1914’te Beyrut’a göç etti. 1918’de İstanbul’a dönüp tekrar milletvekili seçilmeyi başardı. Ticaret, Ziraat ve Evkaf Nazırlıklarında yani, Bakanlıklarında bulunacak kadar tecrübe sahibiydi (1920-1921). 1921’de siyasetten ayrılarak kendisini tamamen bilimsel çalışmalara verdi. Cumhuriyet döneminde otuz yıllık araştırmanın ürünü Büyük Türk Lügati’ni (1927-1945, 4 Cilt) yayımladı. On kadar kitabı vardır. 1908 II. Meşrutiyet’ten sonra Tevfik Fikret ve Hüseyin Cahit’le (Yalçın) birlikte yayımladığı Tanin gazetesi de meşhurdur.

Ballıkzade Ahmet Mahir Efendi (1860-1925), Kastamonu’nun soylu ailelerinden Ballıkzadelere mensuptur. Kendisi ve torunu Büyükelçi Emin Âli Binkaya hakkında, ağabeyim Özdemir Tan’la birlikte hazırladığımız Gurur Kaynağımız Kastamonulular’da ayrıntılı bilgi vermiştik (Ankara 2004, C III, s. 56). Kastamonu’da medrese eğitimini tamamlayan Ahmet Mahir Efendi, Şeyh Ahmet Hicabî’den icâzet/diploma aldı (1882-1883). 1901 yılında İstanbul’a gitti. İstinaf Mahkemesi Üyeliği, Şûrâ-yı Evkaf Başkanlığı görevlerinde bulundu. 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanı üzerine yapılan seçimlerde İttihat ve Terakki Partisinden Kastamonu Milletvekili seçildi. Osmanlı Meclis-i Mebusanında Birinci Başkan Vekilliği görevinde bulundu. Yedi yıl milletvekilliğinin ardından emekliye ayrıldı. İstanbul Dârülfünunu/Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde ders verdi. II. TBMM’ye 1923 yılında Kastamonu Milletvekili seçildi. Bu görevde iken 4 Eylül 1925 tarihinde vefat etti. Baş eserlerinden biri Mucizât-ı Kur’âniyye 1910 yılında İstanbul’da yayımlanmıştır. Bu kitabını dostu, Halep Valisi Hüseyin Kâzım Kadri’ye de göndermişti. İşte Hüseyin Kâzım Kadri Bey, Türkiye’de adı geçtiğinde “Sözlükçü Hüseyin Kâzım Kadri” diye hatırlanan bu bilgin vali, söz konusu mektubu bu olay üzerine yazmıştır. Mektupta, kitaba teşekkür edilirken kitabın konusuyla ilgili bazı dinî, fikrî konulara ve Halep’in siyasi durumuna da değinilmiştir.

Altı sayfalık, uzun ve valilikteki bir kâtibe yazdırılmış olan mektuptaki duygu ve düşünceleri, Prof. Dr. İsmail Kara’nın özetini de özetleyerek şöyle sıralayabiliriz:

1. Önce Avrupalıların sonra bazı Müslüman aydınların İslam dinini; ilerlemeye, bilim ve teknolojiye engel görmeleri yanlıştır. Bugün yeryüzündeki Müslümanların ilerlemeden uzak kalmalarının kabahati dinde değil, onun hükümlerini iyi bilmeyen, öğretemeyen Müslümanlardadır.

2. Fas’tan Çin’e jadar bütün İslam memleketlerinde yaşayan Müslümanların, maddi ve manevi gelişmelerine engel olan şey zulüm ve istibdata revaç veren devlet yöneticileridir.

3. Meşrutiyet’le birlikte olumlu gelişmelere rağmen, Osmanlı topraklarında henüz zulmün kökü kazınabilmiş değil. Mütegallibe-i eşrâfın nüfuzu ortadan kaldırılmalıdır.

4. Suriye’de Osmanlı Hükûmeti iki büyük siyasi ve idari hata işlemiştir. Biri, hükûmet burada kendi mevcudiyetini düşünmemiş, ikincisi halkı memnun etmeyi hatırına bile getirmemiştir. Ben burada, hükûmetin bu iki hatasını düzeltmeye çalışıyorum. Ancak, tekliflerimi Bâbıâliye (Başbakanlığa ) kabul ettiremiyorum.

5. Halep milletvekili olarak İstanbul’da bulunan, Meclis’te aleyhimde konuşan Nafi Paşa güvenilir bir adam değildir.

Mektubun saygı selam öncesi son bitiş paragrafı ise çok çarpıcıdır:

“Efendimiz, İstanbul’un ahvalini iyi görmüyorum. Frenklerin radikal dedikleri ciddi ve kati bir idareye muhtacız. Oluruyla iş yapmak, bizi zeval ve inkıraza (çöküşe) götürüyor. Fakat, kime kimden şekva (şikâyet) edeyim ben de şaştım.”

Prof. Kara’nın makalesinin önemli bir yönü de Ahmet Mahir Efendi’nin Mucizât-ı Kur’âniyye kitabının kaynaklarda yanlışlıkla 1912 yılı olarak gösterilen baskı tarihinin, 1910 şeklinde düzeltilmesidir.

Tecrübeli, ileriyi gören bir valinin mektubunu okurken bugünkü Suriye’nin durumuna bakıp ona hak vermek gerekiyor. Prof. Dr. İsmail Kara’ya teşekkürler. Ballıkzade Ahmet Mahir Efendi’yi bu vesileyle hatırladık, andık. Aynı dönemde bir Kastamonu Milletvekili de Araçlı İsmail Mahir Efendi’dir. İkisi karıştırılmalıdır. Mekânı cennet olsun!

PAYLAŞ