Bir eğitim hikayesi

Bugün gazeteci, şehirde ojeli parmakları değil, köyde nasırlanmış elleri yazacak.

Hasan Ali Yücel… Büyük Şair Can Yücel’in babası. Dönemin Milli Eğitim Bakanı. Bu büyük eğitimci 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde ‘Köy Enstitüleri’ kurdu.

Amaç, köylerin ilkokul mezunu çocuklarını alıp, bu okullarda yetiştirip, sonra yeniden köylere giderek öğretmen olarak çalışmalarıydı.

Çünkü o dönemde köyde eğitimsizlik baş gösterdi. Neredeyse tüm Anadolu okulsuz, öğretmensiz kaldı.

Bu enstitüde neler oldu biliyor musunuz? Oradaki öğrenciler arıcılıktan tutun seracılığa, marangozluktan inşaata, edebiyattan bilime kadar dersler aldı. Her biri en az bir enstrüman çalabilecek şekilde mezun oldu.

Geldi köylerde öğretmenlik yaptı. Köylerde öğretmenlere o zaman büyük saygı var elbette. Görenler önlerini ilikliyordu. Güzeldi eğitim sistemi.

Neden biliyor musunuz? Kastamonu’da da bulunan Köy Enstitüleri, yalnızca öğretmen yetiştirmedi o zamanlar. Sıtmaya karşı bilgisi olan bir doktor da yetiştirdi. Arıcılıktan anlayan bir usta yetiştirdi. Ne oldu biliyor musunuz? Türkiye’nin köyleri, üretmeyi öğrendi o öğretmenlerle. O zamanlar her ilde 3-5 üniversite yok tabi. Eğitim imkanı, bugünkü gibi değil.

Bugünkü gibi demişken, sahi nasıl bir eğitim sisteminde okuyor bizim çocuklarımız?

Ayrı soru…

***

Geçtiğimiz günlerde Göl Köy Enstitüsü’nden mezun olanlar Taşköprü’de buluştu. Ojeli değildi onların tırnakları, elleri nasırlıydı, emek vardı ellerde. Birçok altın bilezik vardı bileklerinde. Yalnızca öğretmen değillerdi, aynı zamanda çiftçiydiler, doktordular, inşaat mühendisiydiler…

Eğitimciydiler…

Şimdiki eğitimci gençlerimiz, atanamadıkları için, canlarına kıyıyorlar, biliyor musunuz? “İşe gidiyorum” diye anasının babasının yanından çıkıp, bir daha o eve geri dönmüyorlar. Her şeyi ‘eşit’ öğrenemiyorlar mesela. Sınıfın gözdesi değil de biraz eğik başlı olanıysanız eğer, eşit hakka sahip olamıyorsunuz maalesef.

***

Birçoğumuz Köy Enstitüsü’nden mezun olan öğretmenlere borçluyuz birçok şeyi. Çünkü, onların okuttukları doktorumuz oldu bizim. Onların mezun ettiği öğrenciler, öğretmenlerimiz oldu. Onların fikrini alan çocuklar büyüdü, bilim insanı oldu.

Biz mi? Biz şimdilik pek bir şey olamadık sanki. Umut, bizden sonraki nesillere.

Gözde MINIK