Eğer Kastamonu toprağında adım atmadık yer kalmayacak diye bir hedef ve iddiayla yola çıkmışsanız, yüzde 70 orman varlığıyla Anadolu özelinde vahşi bir doğaya sahip bu coğrafyada, dağcılık nedir, doğa nedir öğrenmeniz gerek.

İşte ben de bu niyetle 3 yıl kadar önce aradım, sordum, soruşturdum ve o günlerde henüz yeni kurulmuş olan KADASK’la ve kurucusu Dr. Alp Arslan hocamla tanıştım. Sonrası kendiliğinden geliverdi. KADASK sayesinde dostum, kardeşim Kastamonu UMKE sorumlusu Oğuzhan Bozoğlu ve UMKE ile tanıştım. UMKE gönüllüsü oldum. AFAD’la tanıştım. KADASK, UMKE ve AFAD ailesinden birçok dost ve güzel insan tanıdım. Hayata, doğaya ve insana dair, aslında 40’lı yaşlarda geç kalınmış bir pencere, bir ufuk açıldı dünyamda.

Neyse; lafı fazla uzatmayayım. Geçtiğimiz hafta pazar günü bu üç kurumdan güzel insanlarla; Dr. Alp Arslan, Oğuzhan Bozoğlu, Özkan Oltacı, İlhan Garpaslan, Furkan Karaaslan, Hasan Akarsu ve yol arkadaşım Oğuz Çağlar ile birlikte Ersizlerdere Kanyonu’ndan geçmeye niyet ettik. Sabah 9:30 gibi Ersizlerdere’de meşhur Ecevit çorbasıyla ünlü Emin Abi’nin yerinde buluşma kararı aldık. Belki yüzlerce kez önünden geçtiğim ve hep merak ettiğim o heybetli ve gizemli duruşlarıyla Ersizler kayalıklarının derinliklerindeki doğanın sırrına şahitlik etme düşüncesi beni oldukça heyecanlandırmıştı. Saat 9:30 gibi Ersizlerdeydik. Oğuz ilk defa Ecevit çorbasının tadına baktı. Bense çok sevmeme rağmen, fazla ağırlıklarımdan kurtulmak, bilinçsiz ve hatalı beslenme sonucu sahip olduğum sevgili reaktif hipoglisemi hastalığımla yüz göz olmamak için diyet yapmaya çalıştığımdan çayla yetindim. Bu arada sekiz kişilik bir grup bizim önümüzden kanyona girmek için hareket ettiler.

Biraz sonra Kastamonu’dan yola çıkan arkadaşlar da geldi ve biz de hazırlığımızı yapıp bizi Kanyon girişine bırakmak için Küre Belediyesi’nden gelen araçlarla yola çıktık. (Küre Belediyesi’ne teşekkürler) Kanyon giriş kapımız bir köprüydü. O köprü mü bu köprü mü derken bir köprünün önünde bıraktılar bizi. Sanırım olan da köprü yüzünden oldu zaten.  Son hazırlıklarımızı yaptık ve saat 11:10 gibi bulduğumuz uygun bir aralıktan, yoldan dereye indik. İlk şüphemiz suyun azlığı nedeniyle oluştu. Devam ettik. Bir süre yürüdükten sonra ilk iniş noktasına vardık. Bir sorun vardı. Ersizlerdere yakın zamanda keşfedilmiş yani daha önce geçilmiş bir kanyondu. Dolayısıyla burada bir yerde bolt adıyla anılan emniyet kancasının ya da istasyon kurulduğuna dair benzer bir işaretin olması gerekiyordu. Yoktu. İkinci şüphemiz de bu nedenle oluştu. Allah’tan yanımızda uzman kişiler var. AFAD var, UMKE var, KADASK var. Yani sorun yok.  AFAD arama kurtarma ekip şefi Özkan hocam, İlhan ve Alp hocamla birlikte, doğal imkanları kullanarak hemen bir istasyon yaptılar ve biz rahatlıkla inişimizi yaptık. Aynı şekilde birbirinden biraz farklı yöntemlerle altı adet geçiş yaparak kanyonu tamamladık. Ve anladık ki biz bilinen ve planladığımız noktadan daha yukarıdan giriş yapmıştık. Asıl geçmek istediğimiz kanyon önümüzdeydi. Bizim Karadonu köyünün hemen altından kanyona girmemiz gerekiyordu aslında. Bu arada belki de daha önce hiç geçilmemiş bir küçük kanyondan geçiş yapmış olduk. Kendi adıma açıkçası bir kaşif edası ufaktan benliğimi sarıverdi desem yalan olmaz. Karadonu Köyü’ne kadar yaklaşık 1.5 km’si kanyon içinden olmak üzere 3 km kadar mesafe aldık. Dere içinden yürümek kanyon geçişinden çok daha zor ve yorucu. Karadonu köyünün altında yarım saat kadar dinlenip nefeslendikten sonra asıl kanyona giriş için tekrar harekete geçtik. Bu arada saat 3’e yaklaşmıştı bile. İlk kanyon içinde istasyon kurmak ve dere içinde yürüyüş bize hayli vakit kaybettirdi. Saat 3 gibi asıl kanyona yani Ersizlerdere kanyonuna giriş yaptık. Ve işte nihayet doğru yer.

İlk iniş noktasında çakılı boltu gördüğümüzde doğru yerde olduğumuzu tam olarak kanıtlayan bir delil görmek sevindirici oldu açıkçası. İşte son iki iniş noktasına kadar geçen zaman tam bir eğlence ve huzurdu benim için. Diğer arkadaşlarında aynı fikirde olduğunu zannediyorum. Hani pek fazla kanyon kültürüm olduğunu söyleyemem.  İlki geçen yıl olmak üzere sadece üç kez Horma kanyonundan geçmişliğim var o kadar. Bu sene iki gün üst üste Horma’dan geçtiğimi gören dostlar seneye artık Valla’ya girmen lazım deseler de, valla “Valla” konusunda anlatılan ve izlediklerim ışığında öyle kolay karar vermek pek mümkün değil. Neyse. Dönelim biz Ersizler’e.

Öncelikle gecikmişliğin ve yorgunluğun etkisiyle aslında kanyonu tam olarak yaşayamadık. Açıkçası ben daha fazla vakit geçirmek isterdim içeride. Kanyon içerisinde 10 geçiş noktası var. 11’de olabilir. Çoğunluğu ip inişi gerektiriyor. Birkaç noktada suya atlamak mümkün. 18 metrelik Ilıca’dan atlayan biri olarak derin suya atlamak benim için sorun değil. Kanyonun içi tek kelimeyle muhteşem. Çok az insana nasip olan doğa harikası muhteşem bir sanat eserine şahitlik etmek farklı bir haz veriyor insana ve ben rabbime sonsuz şükürler ediyorum. Suyu tertemiz. Ve çoook soğuk.  Eldiven neopren olmadığı için bazı noktalarda resmen elim dondu gibi. Hele boyun kısmından neopren kıyafetin içine giren tam anlamıyla buz gibi su, ancak yaşanılarak anlaşılabilir. Şöyle dersem belki anlayabilirsiniz. Neopren olarak anılan özel kıyafet olmadan o suya giren kişi kısa sürede hipotermiden terki dünya ediverir.

Kanyon içinde bizi hayran bırakan şey suyun kayalarda oluşturduğu inanılmaz harika şekiller. İnsan eliyle işlenmiş gibi düz yüzeyli yuvarlak kazanlar. Burada insan bambaşka bir dünyanın varlığı içinde kayboluyor, dış dünyadan soyutlanıveriyor. Bir anlamda devasa kaya duvarları arasında daracık bir vadi içerisinde yine dev kayalar arasında ve altında oluşan tünellerde ilerlerken aslında yeryüzünde ne kadar küçük ve önemsiz olduğunun da idrakine varıyor insan. Bir de Ersizler’de en çok etkilendiğim şeylerden birisi, küçük damla şelaleler şeklinde suyunu kanyona bırakan doğal kaynak suları oluyor. Dediğim gibi geç kalmışlığın etkisiyle acele ettiğimizden bu güzelliği doyasıya yaşayamadan bir geçiş noktasından diğerine hızla ilerlemeye çalışıyoruz. Ve nihayet son iniş noktası olduğunu düşündüğümüz bir noktada yavaştan kanyon içi kararmaya başlıyor. Olsun diyoruz burası son iniş noktası. Tam hava kararana kadar dere içinde ilerlemek zor olmayacaktır. Yavaş yavaş ışık kayboluyor, detaylar yeryüzünden siliniyor. Biz dere içinde günün son kalan cılız ışığı ve el yordamıyla birbirimizi kollayarak ilerlemeye çalışıyoruz. Fakat Ersizler bize sürpriz yapıyor ve bir iniş noktasıyla gecenin ilk saatlerinin alaca karanlığı ile karşı karşıya kalıveriyoruz. Hava iyice karardığından çevrede bolt filanda bulamıyoruz. Allah’tan Özkan hocamda bir kafa feneri var. O olmasa gerçekten çok zordu işimiz. Yine Özkan, İlhan ve Alp hocamız seri kararlarla çözüm üretip ilk kanyondaki gibi bir istasyon kuruyor ve biz karanlığa biraz kafa fenerinin ışığı birazda el yordamıyla iniş yapıyoruz. Duamız; inşallah başka iniş yoktur oluyor.

Ve artık hava iyice kararmış durumda. Bir süre daha dere içinde ilerliyoruz ve duamız kabul oluyor. Başka iniş yok. Gece dere içinde ilerlemek gerçekten çok çok zor. Bastığınız yeri göremediğiniz için çok ta riskli. Ayak bacak kırmak büyük olasılık. Bu nedenle büyük duvarlardan kurtulup orman başlayınca çok dikte olsa yamaçtan yukarıya tırmanmaya karar veriyoruz. Ve Allah yüzümüze gülüyor. Bulutsuz açık havada yükselen ay, orman içinde gölgeleri ve oyunları ile bize ışık olmaya başlıyor. Bir ara İlhan hocamla bir karartı dikkatimizi çekiyor. Bir samanlık bu. Yamacın az yukarısında bir samanlık var. Tamam diyoruz. Düze çıktık. Biraz ilerleyip karartıya yaklaştığımızda bunun bir kaya bloğu olduğunu fark ediyoruz. Arkadaşlar bizimle dalga geçiyor. Ay ışığının da yardımıyla, dallara tutunup kendimizi çekerek yaklaşık 45-50 derecelik bir eğimde tırmanıyor ve daha rahat hareket edebileceğimiz bir patika ya da tarla hayaliyle ilerlemeye devam ediyoruz. Her ne kadar yorgun olsak ta bunu düşünmüyor, yorgunluğu erteleyerek tırmanıyoruz da tırmanıyoruz. Bir ara ayı muhabbeti dolanıyor aramızda. Yolunu kaybetmiş bu biçarelere ayı da görse bir şey yapmaz sanırım. Ve sonunda traktör yolu gibi dar bir yola çıkmayı başarıyoruz. Ne büyük mutluluk. Sağa mı gitsek sola mı gitsek derken tekrar dereye inme endişesini taşısak da, sola aşağıya gitmeye karar veriyoruz. Tahminimiz burası bizi ya Ersizler Köyünün içine çıkaracak ya da ana yolun Ersizlere dönen keskin virajına. Yol kenarında gördüğümüz çalılardan önümüze köpek çıkma ihtimaline karşı birer tane alıyoruz. Bir umut gidiyoruz, gidiyoruz gidiyoruz… Ve mutlu son. Tahmin tutuyor ve biz tam olarak düşündüğümüz viraja çıkıyoruz. Hepimiz mutluyuz. Zorlu bir faaliyeti hem de sonuna doğru artan ciddi risklerine rağmen sorunsuz tamamlamak müthiş bir keyif veriyor. Yaklaşık bir kilometre boyunca, asfalttan tatlı bir muhabbet eşliğinde yürüyerek araçlarımızın yanına, Emin abinin mekana geliyoruz. Tüm ekip yorgun ama mutlu. Kazasız belasız günü tamamlamak çok güzel. Toparlanıyoruz, vedalaşıyoruz. Arkadaşlar Kastamonu yönüne, biz de Oğuz’la İnebolu’ya doğru yola çıkıyoruz. Aklımdaysa en kısa zamanda doğru noktadan giriş yaparak Ersizler Kanyonunu doyasıya yaşayarak geçme düşüncesi. Ersizler, düşündüğümden, beklediğimden çok daha güzel ve keyifli bir kanyonmuş açıkçası…

Yazı çok uzun olduğu için birçok detayı atlamak durumunda kaldım. Bu faaliyet benim için harika bir deneyim oldu. Çok şey öğrendim. Ayrıca tam anlamıyla ekip ruhu ne demek bunu çok iyi gördüm yaşadım. Bu tür faaliyetlerde ekip içinde gerçekten çok tecrübeli birisi ya da birilerinin olmasının ne kadar hayati olduğuna da şahitlik ettim. Bu güzel gün için tüm arkadaşlara yürekten teşekkürler.

 

ADEM SALCIOĞLU