Biraz diplomasi konuşalım

Diplomasi de nereden çıktı, diyeceksiniz. İki kelimenin üzerinde ısrarla durmak lazım; strateji ve diplomasi. İkisi de birbiriyle bağlantılı. Önce strateji belirlenecek,diplomasi uygulayacak.Stratejiyi, ufkun arkasını görebilen devlet adamları belirler. Bunu yaparken diplomatların fikirlerinden azami ölçüde yararlanır.

Eğitim ve Fen- Edebiyat fakültelerinde on beş yıldan fazla Çağdaş Dünya Tarihi ile 20. Yüz Yıl Siyasi Tarihi derslerini okuttum. Adları farklıydı ama ders içerikleri hemen hemen aynıydı. 20. Yüz yılın başından itibarengünümüze kadar meydana gelen siyasi olaylar ve sonuçları dersin ana konusudur.

Aydın insan, 1900’lü yılları iyi tanımak zorundadır.Bununla beraber, genel hatlarıyla 19. Yüz yılı da eklemekte yarar vardır. Zira bu çağın temelinde Fransız İhtilali ve Sanayi Devrimi önemli yer tutar. Fransız İhtilali demokrasi, insan hakları ve özgürlükler konusunda yeni fikirlergetirmiş. Sanayi Devrimi sömürgeleşmeyi ve rekabeti hızlandırmış. Hangi meslekten olursa olsun, akademik eğitim almış insanlar,son iki çağı genel hatlarıyla iyi bilmeli.Unutmayalım ki,bu zaman dilimi içinde bizim de önemli bir yerimiz var. Üniversitelerde, bu amaçla bir ders okutulsa, eminim ki mezunların dünyaya bakışları daha farklı olur.Hem kendimizi, hem de dünyayı tanımış olmanın ötesinde diplomatik kültür kazanırız.

Siyasal tarih konusunda okunacak çok eser var. Bunlardan üçünü çok önemsiyorum. 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi ve 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi. Her ikisi de, uzun yıllar Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ders okutmuş rahmetli Prof. Dr. Fahir Armaoğlu tarafından yazılmış. Eserlerin ilki Türk Tarih Kurumu, ikincisi de İş Bankası tarafından yayınlandı.

Mutlaka okunmasını tavsiye edeceğim üçüncü eser, İngiliz tarihçi Paul Kennedy’e ait: Büyük Güçlerin Yükseliş ve Çöküşleri. Kitap 1987 yılında ilk kez basılmış. Türkiye’de 1990 yılında İş Bankası yayınları arasında çıktı. 20 sayfalık baş forma hariç, toplam 798 sayfa. Eser; Sanayi Öncesi Dünyada Strateji ve Ekonomi, Sanayi Çağında Strateji ve Ekonomi, Strateji ve Ekonominin Bugünü ve Yarını olmak üzere üç ana bölüm ve sekiz alt bölümden oluşuyor. Yazar 1500 yılından başlayarak büyük güçlerin, birbirlerine kıyasla nasıl yükselip çöktüklerini, ekonomik dengelerde meydana gelen değişiklikleri, ekonomi ile strateji arasındaki etkileşimleri anlatıyor. Bizim pek de alışkın olmadığımız bir bakış açısı.

Kitabı 1990 yılında alıp okumuştum. Eser, siyasi tarihe farklı bir bakış getiriyor. Bizde askerî tarihçilik ve ekonomi tarihçiliği ayrı disiplinler halinde ele alınmıştır.Eser, ekonomi ile stratejik güç dengeleri arasındaki değişiklikleri anlatıyor.Dünyanın yeniden şekillendiği günümüz ortamında, kitabı tekrar okuma ihtiyacını hissettim.Eserin ilk yayın tarihi 1987’den bugüne kadar 33 sene geçti. Bu süre içinde, edindiğim bilgilerin bazıları unutulduğu gibi, dünyada da çok önemli değişiklikler oldu. Söz gelimi, eser yayınlandığında iki kutuplu bir dünya vardı,Soğuk Savaş dönemi yaşanıyordu, Sovyetler Birliği henüz dağılmamıştı.

Kitabın üçüncü bölümündeki Yirmi Birinci Yüzyıla Doğru alt bölümünü daha dikkatlice okumak gerekiyor. Merak ettim, Paul Kennedy, otuz yıl önce, Çin, Japonya, Rusya, ABD ve AB’nin bugünkü konumunu tahmin edebilmiş mi? O zaman hangi öngörülerde bulunmuş? Başka bir yazıda bunu anlatırım.

Diplomasi bizim en zayıf olduğumuz konuların başında gelir. Savaş meydanlarında kazandığımız başarıyı müzakere masasında devam ettiremediğimiz söylenir ki, bu konuda örnekler çoktur. Uluslar arası ilişkilerde güçlü ekonomi ve güçlü ordu her zaman caydırıcı bir güçtür hiç şüphesiz. Savaş son çare olarak düşünülmelidir. Zira kazanılan savaşlarda dahi önemli kayıplar verilebilir. Bu konuda İngiltere ayrı bir özellik gösteriyor. Okuduğum bölümlerde, 1840 ve 1860 yıllarına ait hususlar dikkatimi çekti. Bu yıllarda İngiltere’nin kuvvetli donanması vardı ve dünyanın en büyük gücüydü.1840’da savunma harcaması için ayırdığı para 15 milyon Sterlin olarak görülüyor. Bu rakam 1860’da 27 milyon Sterline ulaşmış. Aynı yıl İngiltere’nin gayrı safi milli hasılası 1 milyar Sterlin. Görülüyor ki askerî harcamaları devede kulak kabilinden. İngiltere, az bir askerî harcama ile dünyanın en güçlü devleti nasıl oldu?Soruya tek kelimeyle cevap verelim: Diplomasiyle.

Bütün bunlardan sonra günümüze gelelim. Savaşlar, çekişmeler, yeni ittifak arayışları bütün hızıyla devam ediyor. Her ne olursa olsun, komşular arasındaki ikili veya bölgesel sorunlar mutlaka müzakere yoluyla yani diplomasi ile çözülmeli.Sorunları çözmek için güç kullanma tercih edilirse, daha büyük güçler ortaya çıkar ve onların değişmez stratejileri, hesapları devreye girer.

Yunanistan başta olmak üzere komşularla sorunlarımız çok. “Sıfır sorun” derken bugün yalnız kaldık. Suriye konusunda ABD ve Rusya arasındaki çekişmenin odağındayız şu an. Mavi Vatan siyasetimizde bölgedeki ülkelerle işbirliği yapmak zorundayız. Suriye, İsrail, Mısır ve Yunanistan karşımızda ciddi bir blok oluşturdu. Şimdi Fransa buraya dâhil olmak istiyor.Orta Doğu ve Körfez devletleriyle ilişkilerimiz arzu edilen seviyede değil hatta bozuk. ABD’nin desteklediği, İsrail’in başını çektiği bir yapılanma güç kazanıyor. Mısır, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri aynı safta buluştular. İran bahanesiyle Arap NATO’su gibi ittifaklar kuruluyor.Başkan Donald Trump, Orta Doğu’yu şekillendirme konusunda başarılı olmuştur. GolanTepeleri’ni İsrail toprağı saymış, ABD elçiliğini Kudüs’e taşımış, Arap devletleri arasında konsensüs sağlamıştır.

Doğu Akdeniz Türkiye açısından son derece önemlidir, bunda herkes hemfikir. Bölge ülkeleriyle iyi komşuluk ilişkileri kuramadığımız sürece başarıya ulaşamayız. Bizim olduğu kadar, diğerlerinin menfaatleri düşünülmeli, buna göre strateji geliştirmeliyiz.

ABD ve Rusya, Suriye’yi paylaşmış görünüyor. ABD Fırat’ın doğusunda yeni bir siyasal yapı oluşturdu. Televizyonlarda tartışma yapan bizim siyaset falcıları, yeni ABD başkanı Joe Biden’in niyetini okumaya çalışıyor.ABD, İngiltere ve Rusya gibi başat güçlerde, kişilere dayalı devlet siyaseti olmaz. ABD’nin kurumsal siyaseti bellidir ve yeni başkan bunu uygulamak zorundadır. Siyasal tarihkültüründen yoksun olduğumuz için dünyayı yeniden keşfe çıkmış gibiyiz.

 

MUSTAFA ESKİ