Bizim çocuklar içeri doğanın çocukları dışarı

Doğanın çocukları dışarı derken, daha fazla özgürlüğe anlamında. Elbette ki hep dışarıdalar, elbette ki anneleri ile dolaşıyorlar… Ama şu birkaç aylık süreçte insan baskısı olmadan, avcı korkusu olmadan..!insan sesinden uzakta doğanın kendi sessizliği ve yalınlığı ile başbaşalar… Hem de doğanın doğum gününde, doğanın kendi yeni yıl başlangıcında.

Bizim sonradan icat edilmiş kurallarımıza göre yeni yıl 1 Ocak ile başlıyor… Ama halk takvimine bakıldığında ve keza geçmiş birçok kadim medeniyetin uygulamalarına bakıldığında ise 5/6 Mayıs tarihinde başlıyor yeni yıl… Çünkü mevsimsel döngü insanın kafasında işlerini ya da toplumsal hayatını düzenlemek için yarattığı takvimin kendisi değildir… Ama geçmişe ve halk takvimine bakıldığında ise insan aslında doğanın bir parçası olmasından dolayı onun uyanışını ona göre kutlayan bir canlıydı…

Buna göre bakıldığında Mayıs ayı dünyanın, doğanın uyanışıdır… Birkaç çiçek türü ile canlı haricinde hayatın kendine geldiği, yeşilin serpildiği, karanlık inlerinde yeni doğmuş yavruların neredeyse toprakla ilk buluştuğu mevsimin adıdır…

Bu uyanış, bugünlerde geçirdiğimiz sıkıntılı günlerde farklı bir anlama kavuştu. Çünkü insanoğlunun yarattığı yapay karmaşa bu kez, nispeten ortadan kalktı… Ve bu durumda da insanlar, evlerine kapanmışken bir ağacın tomurcuklanmasını, yaprağının açılışını, balkonuna ektiği bitkinin davranışlarını gözlemleme fırsatı buldu… Bu gözlem ve sessizlik içindeki düşünme fırsatı belki de insanlarda farkındalık yarattı… Elbette doğaya karşı, doğanın korunmasına karşı… Hele ki virüstür, salgındır derken doğaya müdahalenin insanın ve doğanın kendine olan sonunu hazırladığının açık açık dile getirildiği bir dönemde…

Mayıs ayının başı eski dünyaya ait kültürlerin doğanın yeni yılının başlangıcıdır… Bizim bugün Hıdırellez olarak kutladığımız ve kutsadığımız ritüel, birçok eski medeniyetin de önemsediği bir tarihtir… En önemli bayramların, kutlamaların tarihidir Mayıs başı ve elbette bahar ekinoksu ile birlikte. Ve hala aslında toplumsal hafızalarımızda bu önemli tarihin eskiye dayanan izleriyle de doludur.x

***

Fırsatım oldu, doğayı şu insansız, kendine göre sessiz kendi ritminde ziyaret etme şansım oldu…  Kastamonu, diğer yerlere göre kısmen şanslı olduğundan aman aman değişimlerin coğrafyası değil elbette bu insansız günlerinde… Hani sokaklara inen domuzdur, geyiktir, boğazda yüzen yunuslar gibi insaların alışık olmadığı görüntülerin mekanı değil… Hani biz de koca oğlan acıkınca evin önündeki kovana geliyor, tilki çok açsa piknik yapan bir aileye zaten yanaşır… Ama yine de bir nebze olsun insan ve onun aykırı gürültüsünden uzakta doğaya bakmak da bir başkaydı.

Ve bu koşullarda saklı kalmış coğrafyalarda en azından benim çok da rastlamadığım izlere, kokulara ve görüntülere bakarak çocukların, yani doğanın bebeklerinin biraz daha olsun özgürce dolaşabildiğine şahit oldum…

Pati izlerine göre anneleri yanında su kenarına inen ne ayı ne de domuzların yavrularında tedirginlik hissi yoktu… Ya da sürü halinde dolaşan karacaların o narin toynaklarında sağa sola apansız ve panik izlerinin olmaması güzel bir şeydi. Biraz empati yapıldığında hangi yoldan suya geldiği, hangi birikintiyi kullandığı ne şekilde geldiği bile anlaşılabiliyor bu izlere bakarak…  Yavrular annesinin yanında güvenli, huzurlu ve elbette ki mutlu…

Hatta başka davranış şekillerini görüyorsunuz. Misal, büyük büyük çamlarda, kayınlarda gördüğümüz kocaoğlanların pençe kaşınma izleri; küçük ağaçlardaki patiden pençeye geçen izlerle bebek ayıların gerinmeleri görebiliyorsunuz…

Ve bir şekilde,  saklı kalmış yerler desen de yukarıda benim empati olarak kurduğum izler, avcıların ölüm hissi için bir emare olduğdan, her bir adımda av tüfeği fişek kovanı görmek de oldukça üzücü… Hatta yeni kovanlara bakarak, sevgili insanoğlu, türünün ortalıktan çekilmesini bile fırsat bilmiş, elinden ne geliyorsa, ne kadar sıkabiliyorsa dayanmış tetiğine…

Velhasılı biz çocuklarımızı içeri soktuk… Bu içerisi özgürlüğü, her anlamda anlamak için ne kadar yeterli oldu bilmiyorum ama bize lazım olan artık bir dönüşüm… Bizler nasıl çocuklarımızı korumak için çabaladıysak doğanın çocukları yani aslında kendi geleceğimiz için çabalamamızın da ne kadar önemli olduğu da gösterildi bence…

Umarım bizler için yarın, hani bugün zorunlu bir şekilde kendimizi ve çocuklarımızı hapsettiğimiz günlerin çıkarımı olarak insanoğlunun doğadan kendini üstün gören ve her canlının insanoğlu için var olduğuna dair bencilce bir düşünceden uzak, doğanın bir parçası olarak kabullenilmiş (eskisi gibi) ve her canlının hayatına saygı duyan bir dönüşümle gelir…

 

 

MURAT KARASALİHOĞLU