“Bizim Kastamonu’daki kendir fabrikasını niye kapattınız arkadaş?”

Küresel ticarete kurban gittiği aşikar şeker pancarının başına gelenleri yarım asır önce kendir yaşadı, kendir ekim üretim merkeziydi Kastamonu, kendir fabrikası bile vardı, ne ettiler ettiler kendiri bitirdiler iyi mi, bugün tek metrekare eken yok…

Ah vatanım güzel vatanım, varlık içinde yokluk çekmeye mahkum edildin.

1966 yılında bir Kastamonu milletvekili TBMM’de soru önergesi vererek aslanlar gibi soruyor…

“Bizim Kastamonu’daki kendir fabrikasını niye kapattınız arkadaş?”.

Dönemin Tarım Bakanı Mehmet Turgut’un bu soru önergesine verdiği cevap Resmi Gazete’de yayımlanıyor, cevap şimdikilerin yaptığı gibi iki satır değil, adeta bir araştırma raporu minvalinde çünkü, tamı tamına 26 sayfa.

Uzun lafın kısası…

Emperyalizmin ülkeleri top tüfekle fethetmeyi bıraktığı, dahili bedhahların işbirliğinde 3. dünya ülkelerinin tarlasını fabrikasını işgal ettiği yarım asır önce, kendir-kenevir ekimi ülkemizde yasaklandı.

“Uyuşturucu yapılıyor” dalgasını tutturdular…

Kalkınmamış ülkeler inandı.

Kendir-kenevir üzerine önemli araştırmalara imza atan Dr. Yalçın Koçak’ın makalesinden aktarıyorum, niçin bu bitkinin çiftçimizin elinden gasp edildiğini, fabrikamızın kapatıldığını…

“Sonra 1900’lü yıllarda, gazete ve dergi gibi birçok yayının sahibi olan W. H. Hearst isminde Amerikalı bir medya patronu sahneye çıkmış ve kağıt üreten ormanlarının alternatif bir hammadde ile geri planda kalmasına razı olmamış. Zira kenevirden kağıt yapılırsa, milyonlarını kaybedebilirmiş! Ayrıca petrol şirketinin sahibi olan meşhur Rockefeller da, biyoyakıt olan kenevir yağının parlamasını pek tercih etmemiş. Dupont şirketinin ana hissedarı olan ve petrol ürünlerinden plastik üretmek için patente sahip olan Mellon da, pazarını tehdit eden kenevir endüstrisine yakın alaka göstermiş ve ABD Başkanı Hoover’in hazine bakanı olunca da, yapılan üst düzey bir toplantı ile kenevirin büyük bir düşman olduğuna karar verilivermiş! Akabinde de kenevir, güçlü medya imkanları ile insanların beynine ‘marihuana’ adıyla zehirli bir uyuşturucu olarak kazınmış.”

Köylüye kendir-kenevir yasağı kondu…

Ekmeğine el kondu aslında.

Taşköprü’de kendir fabrikası vardı, çuval vesaire yapılıyordu…

Kapandı.

Taşköprü’de SEKA’nın sigara kağıdı fabrikası vardı, kendirin içindeki bir maddeden sigara kağıdı yapıyordu…

Kapandı.

(Lafa gelince “E sanayi vilayeti niye olamadı Kastamonu?”…

Yasaklaya yasaklaya, sata sata, unuttura unuttura, emperyalizmin safında saf tuta tuta nasıl olsun birader, elde avuçta ne bıraktınız ki?)

Kendir-kenevir bitkisinin kullanılabileceği alanları bir bakayım dedim; tam anlamıyla şok, ilaçtan yağa, otomotiv endüstrisinden gıda sanayisine kadar 50 bin ürüne hammadde olabiliyor…

Dr. Koçak’ın makalesinden aktarıyım kısa bir bölüm yine, “Sonuç olarak bugün; hem birçok önemli hastalığın tedavisinde kullanılabilecek olan ‘tıbbî kenevir’, hem de kağıttan iplik sanayiine, biyopolimer ve biyoplastik ürünler gibi çevre dostu üretimlerden tekstile kadar çok geniş bir ürün yelpazesinde değerlendirilebilecek olan ‘sanayi keneviri’, çok önemli bir potansiyel olarak karşımızda duruyor”.

Daha net yazayım…

Samsun’un Vezirköprü ilçesindeki kısıtlı bir alanda kendir-kenevir ekimi yapılıyor günümüzde ve ABD ile Japon firmalar çoktan projeksiyonlarını bu bölgeye çevirmiş durumda.

Kastamonu’da kendir-kenevir ekimini yeniden başlatalım…

Kendir ekelim, bereket biçelim.

Not: Gelelim Kastamonu’ya…

Son yıllarda “ruhsatlı” olmak kaydıyla ülkemizdeki 19 vilayete kendir ekim izni verildi ve Kastamonu da bu illerden biri.

Ancak el kadar ekim yapan yok…

Köylü unutmuş durumda.

Kimse ekmese…

Ben ekeceğim.

El kadar bir alana olsa yine ekeceğim…

Kendir ekeceğim, bereket biçeceğim.

50 yıl öncesine bir isyandır bu…

Üstüme düşen görevi yerine getireceğim.

Not 2: Kendir yazılarımı sürdüreceğim…

Fikri takviyeye ihtiyacım var.

El birliği ile…

Gönül birliği ile.