Böke’den olağanüstü mücadele çağrısı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kastamonu İl Başkanlığı’nın Araç’ta düzenlediği Nisan ayı İlçe Başkanları Toplantısı’na katılan CHP Parti Meclisi Üyesi, İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke iktidarı sert bir dille eleştirdi.

Böke,  Araç Kültür ve Konferans Salonu’nda yaptığı konuşmada Meclis’te verdikleri mücadeleyi sokağa taşımaları ve halkla omuz omuza bir siyaset yürütmelerinin zamanının geldiğini kaydetti ve “bugünün olağanüstü durumuna karşı olağanüstü mücadele” etme mesajı verdi.

Türkiye’nin her gün olağanüstü durumlarla karşı karşıya kaldığını belirten Selin Sayek Böke, şöyle konuştu:

“Bir gelecek için hayal kurarak başlıyor hikaye aslında ve okuduğumuz hikayenin özünü bugün bu kürsüde mikrofonu eline alan herkes tek tek anlattı. Biz birlikte yaşayabileceğimiz ortak bir Türkiye hayal ediyoruz. Biz bugün “Barış” demekten korkmayan, yarın “Barış” için korkmayacak o geleceğin hayalini kuruyoruz. Bizi her fırsatta ayrıştıran siyasetin değil, birleştirecek siyasi bir görüş türünde birlikte olabileceğimiz demokratik gelecek hayali kuruyoruz ve biz biliyoruz ki o gelecek için kurduğumuz hayalin gerçeğe dönüşmesinin tek bir yolu var o da yarını beklemeden bugün biz olmaktan geçiyor. Umut bizimle başlıyor, umut sizinle büyüyor. İyi ki varsınız. Olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Normal bir dönemde yaşadığımızı zannederek veya her şey normalmiş gibi davranarak bir şeyleri değiştiremeyeceğimizi bilmemiz gerekiyor. Bugünün olağanüstü olduğunu tespit edebilirsek her şeyden önce o zaman ortaya koyacağımız mücadelenin de aynı şekilde olağanüstü olması gerektiğini tarif etmiş oluruz. Bir sabah uyanıyorsunuz, televizyonu açıyorsunuz ve şöyle bir haberle karşılaşıyorsunuz; Atatürk’ün askeriyim yazan tişört giydiği için vatandaşımızın Meclise alınmadığı duyuruluyor. Ogün o konuda mücadele ediyorsunuz. Ertesi gün kalktığınızda haberleri açıyorsunuz veya şunu duyuyorsunuz; Türkiye’nin Millet Meclisi’nin yani hepimizin Meclisi’nin başkanı bir tiyatro sahnesinde hayatın ortağı olan kadının, erkeklerin yanında durmasını istemediği var. Ertesi gün kalkıyorsunuz telefonunuz çalıyor. Bir partiliniz diyorki, emek vererek yetiştirdiğim çocuğum büyük bir başarı ile Boğaziçi’ne girdi ve kendisi hayalini kurduğu Türkiye’nin, Barış’tan geçtiğini düşündüğü için bugün gözaltına alındı, sonra tutuklandı diyor. Sizde ona ‘merak etmeyin beraber mücadele edeceğiz, Barış diyenlerin korkmadığı, nasıl savaş insan eliyle kuruluyorsa, barışta insan eliyle kurulur endişeniz olmasın” derken buluyorsunuz kendinizi. Her gün kalktığımızda aldığımız bir haber o habere dair verilen mücadelenin çok ötesinde büyük ve yapısal sistemik bir rejim inşasının sadece birer parçası oluyor. Kalktık bir haber daha. Bundan sonra artık şeker fabrikaları özelleştirilecek dediler. Sokaklara çıktık ve dedik ki çocuklarımızın güvenliği için, kanser hastalarının sayısı daha da artmasın diye, bizim ülkemiz egemenliğini koruyabilsin diye bu şeker fabrikalarının üretiminin kamu tarafından yapılmasına gerekiyor dedik. Omuz omuza verdik, yollarda anlattık. Ama inat devam etti. Eğer bu bir rejim inşası ise eğer biz de 2019 yılında Cumhuriyet rejimine sahip çıkacağız, demokrasiye sahip çıkacağız. Şekere el uzatanlar bugün ormanlarımıza el uzatıyor, ormanlarımıza el uzatanlar bugün suyumuza el uzatıyorlar. Ne varsa etrafta satmak isteyen anlayış esasında çocuklarımıza, kadınlara, giymemize, inancımıza, bizlerin özgürlüğüne getirdiği her sınırlamada aynı saldırıyı yapıyor. O zaman açık yüreklilikle şu tespiti yapmamız gerekiyor; Biz bir ortak gelecek için yeni bir siyaset kurmak istiyorsak, bu yeni siyaset bugün var olan bu rejimin karşısına, demokratik Cumhuriyet rejimini yeniden inşa edecek bir devrim yapmak zorundadır. Saray tarafından inşa edilen bu rejimin üç ayağını konuşmamız lazım. Bu üç ayağın karşısına devrimci bir siyaset ortaya koymalıyız. Hem diliyle, hemde eylemiyle. Bugün varolan olağanüstü durumları ortaya çıkaran unsurlardan biri dini istismar eden ve bizi bir birimizden ayrıştırmak için dini kullanan siyasal anlayıştır. Bu siyasal anlayış kadınları sahneden indirmek istiyor, o siyasal anlayış okullarımızı nitelikli ve niteliksiz olarak ayırmaya başladı. Çocuklarımızı kendi siyasi ideolojisi içerisinde yetiştirmeye mahkum etmeyi bir siyasi hedef olarak ortaya koyuyor. O zaman eğer biz kadınların hayat sahnesinin eşit ortağı olduğunu düşünüyorsak, eğer biz çocuklarımızın her birinin aynı laik , bireysel eğitimi almasını önemli bir gelecek unsuru olduğunu düşünüyorsak, biz farklı inançların bir arada olabilmesini önemsiyorsak, kendi inanç özgürlüğümüz gibi 80 milyonun inanç özgürlüğünü kendimiz için hedef koyuyorsak o zaman dini istismareden siyasal İslam’ı Türkiye’ye dayatan bu anlayışın karşısına laiklik temelli bir siyaseti bugün devrimci bir nitelikte kurmamız gerekiyor.”

AK Parti’nin emeği ve emekçiyi değil rantçı zengin sermayeyi desteklediğini, bunu da iktidarını sürdürebilmek için yaptığını söyleyen Selin Sayek Böke, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu siyasi anlayış bizi rantçı ve emekçi olarak da ayırıyor. Açıkça bir sömürü düzeni kuruyor. Bugün Türkiye’de yaklaşık olarak 6 buçuk milyon emekçi bin 604 TL asgari ücret alıyor. Bugün Türkiye’de açlık sınırı bin 660 TL. Yani bu ne demek? Türkiye’de milyonlarca insan çalışıyor, alın teri ile emeğinin karşılığında bin 604 TL kazanıyor ama o bin 604 TL sofrasına ekmek koymaya dahi yetmiyor. İşte size sömürü düzeni. Bundan 20-30 yıl önceye gidin. O zaman günde 6 yada 7 saat çalışırdık. Bugün bin 604 TL’ye mahkum olduğumuz düzende o da şanslı isek iş bulduğumuz günde 14 saat çalışıyoruz. İşte size sömürü düzeni. Veya bugün yaklaşık 9 milyon insan güvencesiz çalışıyor, kayıt dışı çalışıyor. İşte size sömürü düzeni. Öte yandan ne var? Öte yanda süper teşvik paketleri var. 19 tane şirket 135 milyar lira destek alıyor. Toplamı ise yüzde 1. 2002 yılında bu yüzde 1, en zengin yüzde bir toplam servetin yüzde 38’ine sahipti. Bugün yüzde 55’ine sahip. Bu siyasi anlayış emekçiden aldığı parayı en zenginlere veriyor. Yüzde 1 için yüzde 99’u yok sayan bu düzen iktidar tarafından inşa edildi. Kamu İhale Kanunu vardır. Bu iktidar kamu ihale kanunu ayda bir kez değiştirdi. Son 17 yılda her ay kamu ihale kanunu değişmiş. Bu ne demek biliyor musunuz? Kendi istediğini zengin etmek demektir. Bu anlayış kendi iktidarı için bu ülkeyi talan etti. Bunun karşısında bizde açıkça sınıf siyaseti yapacağız dememiz gerekiyor. İktidar rantçılardan yanaysa bizde milyonlarca emekçiden yana olacağız dememiz gerekiyor. Bundan yaklaşık 2 hafta 3 hafta önceydi. Afrin operasyonundan sonra cumhurbaşkanının bir danışmanı çıktı ve 50 küsur şehit verdik dedi. 50 küsür dedi. O çocuklar bizim çocuklarımız. Her biri canımız. Küsuratla anılacak insanlar değiller ve bu iktidarın kendi bekası için yaptığı savaşın sonunda can vermiş çocuklar. Şimdi o gün dış mihraklar, oyunlar diyenler, bakın emperyal güçlerin arkasına nasıl diziliverdiler. ‘Ey Amerika’ diyenler, hemen Amerika’nın yanına geçtiler. İşte o danışman var ya sonra döndü ve ‘50 küsur şehit verdik ama bundan sonra Suriye’den gelecek olan bütün inşaat ve müteahhitlik işlerini biz alacağız’ dedi. İşte size nasıl bir düzen olduğunu anlatan iki cümle. Başka ülkelerin topraklarına girmeyi kendi inşaat hedefi olarak gören ve toprağa baktığı zaman vatan değil rant gören, insana baktığı zaman birlikte bir gelecek değil küsuratlar gören, bizi birbirimizden ayrı gören insan gibi görmeyen, dolayısıyla da kendisinden başka gözü hiçbir şey görmeyen bir siyasi anlayışın sonucudur. Biz eğer halkçı bir ekonomik düzen istiyorsak laiklik olmadan bunu yapamayız. Eşitlikçi bir ekonomik düzen istiyorsak barış olmadan bunu yapamayız. Laiklik istiyorsak da halkçı bir ekonomik düzen olmadan bunu yapamayız. Korkmadan laiklik, eşitlik, barış demek zorundayız. Barış olmadan halkçı bir ekonomi olmayacağını bilmeliyiz. 2014 yılından bugüne kadar her birimiz ortalama bin 500 dolar fakirleştik. Ortalama gelir o zaman 12 bin dolar civarındaydı. Bugün 10 bin 500 dolar civarında. 2014’den bu yana ya gelip yattık mı? Hani 7.4 büyümüştük. OHAL’den önceki 18 ayla, sivil darbe sonrası gelen OHAL arasındaki işsizliğe bakarsanız 500 bini işsiz kalmış. Çiftçide memnun değil. Enflasyon yüzde 10.5 olmuş. Merkez Bankası müdahale edebiliyor mu? Nedeni çok açık. Bedelini 80 milyon olarak ortak ödüyoruz” ifadelerini kullandı.

Asıl siyasetin meclisi halkla buluşturmaktan geçtiğini, artık sokakta omuz omuza mücadele vermek gerektiğini belirten Selin Sayek Böke, sözlerini şöyle noktaladı:

“Toplum 2019’da siyasete nasıl bir gelecek hayal ettiğini söyleyecek. İttifakı siz kuracaksınız. Siz bunu yaptınız. 2013’de gençler bunu yaptı. Rantçı talan düzenine bir ağaca sarılarak sahip çıktılar. O çocuklar o ağaca sarıldığı için nefes aldı Türkiye. Bize düşende o gençlerin arkasına düşmektir. 1 sene önce ‘Hayır’ iradesi olarak sokaktaydık. Korkuya rağmen, devletin tüm imkanları kullanılıyor olmasına rağmen bir araya geldik. Meseleyi siyasi partilerin eline bırakmayan bir ortaklık kurduk. Mesele sadece sandıkta verilen oy olmadığını milyonlara Türkiye göstermişti. O baskıya rağmen; korkutmaya rağmen hayır iradesi kazandı. Tüm baskıya rağmen milyonlar biz demokrasi istiyoruz dedi. 16 Nisan gecesi duyulan rahatsızlık sayesinde Adalet Yürüyüşü başladı. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na o gücü kim verdi? Siz verdiniz. İlk adımlar atılırken pencereden bakıyordu insanlar. Yürüyüş biterken balkonlardan sarkıyordu insanlar. Maltepe’de milyonlarca insan bir araya geldi. 1919’da dönelim. Mustafa Kemal Atatürk eğer ‘orada bir meclis var İstanbul’da. Ben gideceğim orada mücadelemi vereceğim, boş ver canım halkla buluşmayı, kim gidecek şimdi o illere, ben mecliste ne yapabilirsem yaparım deseydi’ bugün ben burada olabilir miydim? Olamazdım. Bugün bizim kız çocuklarımız benim oğullarımla aynı sınıflarda okuyor olabilir miydi? Bir ortak Türkiye hayali kurdurabilir miydik? Bir Cumhuriyet olur muydu, bir demokrasi olur muydu, demokrat Türkiye Cumhuriyeti olur muydu? Olmazdı. O öyle yapmadı. Durumun olağanüstü olduğunu gördü ve olağanüstü bir siyaset kurdu. Bugünün olağanüstü siyaseti hep birlikte olabildiğimizde kurulabilir. Meclis içinde gerekli mücadelenin verilmesini talep ederek ama asıl siyasetin meclisi halkla buluşturacak, sokakta omuz omuza eşitlik diyen, özgürlük diyen, laiklik diyen, barış diyen, demokrasi diyen milyonlarla kurulacağını hatırlatmamız gerekiyor. Başka bir gelecek mümkün. O gelecek için biz olalım, hep beraber olalım. Türkiye’nin aydınlığını birlikte inşa edelim.”