Çatalzeytin’in “Gönül Sofrası’

43 yaşındaki Esra Toprakçeken, “Esra’nın Gönül Sofrası” isimli Mantı Evi ile Çatalzeytinlilerin gönlüne hitap ediyor. 2014’te TRT’de izlediği kadın girişimci hikayesi ve eşinin yaşadığı zor günler hayatındaki dönüm noktası olmuş. Mantı’da kendi lezzetini keşfeden ve kendi hamurunu oluşturan Esra Toprakçeken: “Ben daha çok gönüle hitap etmek isteyen birisiyim. Aslında benim hedefim biraz da insanların gönlüne girmek. İnsanların gönlüne dokunmak. Tüm Kastamonuluları güzel Çatalzeytin’imiz de Mantı yemeye bekliyoruz” diyor…

Çatalzeytin Merkez Mahallesi Ginolu Caddesi Hastane Yolu’nda hizmet veren “Esra’nın Gönül Sofrası” adlı işyerinin sahibi Esra Toprakçeken, hayat hikayesini ve geldiği süreci şu ifadelerle özetliyor:  “Ben normal hayatımda kesinlikle eli boş durmayan bir insanım. El işleri yapıyordum, dikiş dikiyordum. Bir yaş arayla iki oğlum var. Onlar büyüdükten sonra Çatalzeytin’de neler yapabileceğim noktasında kafa yormaya başladım. Birşey yapmalıyım diye düşünüyordum. İnternet üzerinden de araştırmalar yaptım. Tam bu sırada, 2014 yılında TRT’de izlediğim bir program bir anda hayatımı değiştirdi. Bir kadının hikayesi anlatılıyordu ve açmış olduğu mantıcı zincileri haber olmuştu. Çok hoşuma gitti. Kadın birçok insana da ekmek kapısı olmuş. Bu programdan sonra evimde mantı yaparak birşeyler yapmanın çalışması içerisine girdim. Bu sırada, “rabbim bana bir iş nasip etti” şeklinde dua ederken, eşim bir gün bir arkadaşıyla ava gidiyor. Eşim yanlışlıkla arkadaşının kulağında tüfeği patlatıyor. Bu sırada saçma da eşimin ayağına geliyor. Eşim ayağından yaralandı. Eşim ambulansla hastaneye götürülürken, ‘bana birşey olsaydı eşim ve çocuklarım ne yapardı?’ diyerek herşey bir film şeridi gibi gözünün önünden geçip gitmiş. Eşim bir gün bana dedi ki, ‘artık sana da birşeyler yapalım, elin artık bir ekmek tutsun.’ Ben de eve bir hamur açma makinası almamız gerektiğini ve evimde bu işleri yapmaya başlamam gerektiğini söyledim. ‘Olmadı marketlere satarız’ dedim. Bu sırada eşimin arkadaşı bir boş işyeri olduğunu ve burada bu işleri yapabileceğimizi ifade etti. İşyerinde yapılan tadilatların ardından dükkan faaliyete geçti. Bir anda baktım ki, ‘ben mantıcıyım’, ancak daha nasıl mantı yapabileceğimi bile bilmiyordum. Evde başlarım diye düşünürken bir anda işyeri sahibi oldum. Hiçbir destek almadan, eşime ait aracı satarak bu işe girdik. O işyerinde ise daha fazla durmadık ve daha sonra bir işyerine daha taşındık. Şu anki yerimiz ise üçüncü işyerimiz. Mantıcı olduk, ancak nasıl mantı yapacaktık bunun araştırmasına girdik. Birçok kente gittik ve o yörelere ait mantıları tattık. Evet bu mantıları tattık ancak biz kendimize göre bir lezzeti keşfettik. Kendi hamurumuzu oluşturduk ve kendi lezzetimizi tutturduk. Biz hamurumuzu evet unla açmaya başlıyoruz, ancak sonrasında onu unsuz açmaya devam ediyoruz. Böyle yapmamızın sebebi ise suyun bulanmamasıdır. 5 kişiye mantı pişirdiğiniz zaman tane tane çıkması ve yapışmaması gerekiyor. İlk günden dediğim hep şu oldu; ‘ben bu konuda isim yapmam lazım ve lezzeti tutturmam lazım.- Benim müşterilerim geliyor ve mantıyı önce pişerken koklayıp, içlerine çekip öyle masalarına geçiyorlar. Almanya’dan kalkıyor, uçakla geliyor ve soluğu bende alıyor. -Mantınızı özledim ve yemeye geldim- diyor. Ben daha çok gönüle hitap etmek isteyen birisiyim. Aslında benim hedefim biraz da insanların gönlüne girmek. İnsanların gönlüne dokunmak. Bazı müşterilerimiz de -yenge sen zaten gönüllere giriyorsun, işyerinin adını gönlü bol lokantası koysaydın da olurdu- diyenler de var. Bunlar çok şükürler olsun ki güzel tepkiler. Allahım utandırmasın inşallah.”

Haber Servisi