Ciğerimiz yanıyor

Bâis-i şekvâ bize hüzn-i umûmidir Kemâl
Kendi derdi gönlümün billâh gelmez yâdına.

Seversiniz, sevmezsiniz, kendi takdiriniz; Namık Kemal, şiirleriyle sanat ve siyaset dünyamıza damga vurmuş bir şairimiz. Yıllar geçse de okul yıllarımızdan birkaç sözbelleğimizde kalıyor. Girişte yazdığım dizelerde,  milletin ıstırabına tercüman olarak diyor ki, şikâyetimin sebebi umumidir;Allah için,kendi derdimhatırıma bile gelmez.

Ülkemizin zor günlerden geçtiği bir gerçek. İçerde terör belasıyla uğraşırken, sınırlarımız ötesinde yaşanan olaylar hepimizin canını sıkıyor. Bir satranç oyunudur, sürüp gidiyor. Kim dost, kim düşman veya kimin eli kimin cebinde belli değil.Gerçek olan bir şey varsa her gün onlarca insan ölüyor; yersiz, yurtsuz kalıyor. Öyle gözüküyor ki, Orta Doğu’daki  olaylar daha uzun yıllar sürecek. Her türlü senaryoya hazırlıklı olmalıyız. Hekim ve şair Abdülhak Molla(1876-1854) diyor ki, “hazır ol cenge, eğer istersen sulh u salâh.” Yani barış istiyorsan, savaşa hazır ol.

Suriye’de sekiz askerimizin şehit edilmesi, bazılarının yaralanması derin bir üzüntü yarattı. Bu olay kasıtlı bir şekilde yapıldı. Türkiye’ye bir ihtar; askerini İdlib’den çek. Bu olayın Rusya’nın bilgisi dışında olması mümkün değil. Rusya baştan beri güven vermiyor. Kurnaz bir siyaset izleyerek Türkiye’nin Batı ile arasını açmak, mümkünse NATO ile Türkiye ilişkilerini çatlatmak istiyor.

Türkiye, Ürdün, Lübnan ve başka yerlere gidenler dahil dokuz milyon dolayında insan Suriye’yi terk etti. Bu dramın yaşanmasında Rusya’nın sorumluluğu yok mu? Uçaklar kimin, hava sahasının korumasını kim yapıyor?

Suriye’nin batısında Rusya, doğusunda ABD adeta satranç oynuyor. Her ikisi de Orta Doğu haritasını yeniden şekillendirmek istiyor.Bizim böyle zamanlarda birlik ve beraberlik içinde olmamız şart. İç çekişmeleri bir yana bırakıp devletimizin yanında, silahlı kuvvetlerimizin arkasında dimdik durmak zorundayız. Gün birlik, dayanışma günüdür.

Önceki haftalarda Elazığ ve Malatya’da meydana gelen deprem bütün ülkeyi yasa boğdu. İnsanlar öldü, evler yıkıldı; zor bir süreç başladı. Devletimiz çok kısa sürede duruma müdahale etti; mevsim şartlarının zorluğuna rağmen yaralar sarılıyor. Elbette ağır hasarları bir anda çözmek mümkün değil.

Yaşadığımız olayların, üzüntülerin bazıları kendimizden kaynaklanıyor.Eskileri saymayalım; Yalova, İstanbul, Van gibi yerlerde meydana gelen depremlerde, binalar sağlam olsaydı ölümler meydana gelmezdi. Yıkılan binaların teknik şartlara uygun yapılmadığı aşikâr. Ya demirden veya çimentodan çalınmış veya kalitesiz kum, çakıl kullanılmış. Bunları denetleyen mekanizmalar niye görevini yapmamış? Yaptırımlar var mı, varsa neden uygulanmamış?

Deprem sadece bizim ülkemizde mi oluyor? Çağdaş ülkelerde binalar yıkılmıyor da bizimkiler niye çöküyor? Demek ki fennine uygun yapılmıyor,denetim mekanizması iyi çalışmıyor. Özel sektör veya kişiler kendi yapılarına özen gösteriyor ama yap-satçı anlayışla yapılan binalar Allah’a emanet.

Vatandaşın bireysel olarak inşaatları denetleme yetkisi yok. Kamu otoritesi denetimini yapacak ve vatandaşına sağlam mal sunulacak. Ucuza kaçmak, köşeyi dönmek, hemen zengin olmak fikri bizim en sakat yönümüz.

İnsan hayatı ucuz, kadercilik hâkim. Elbette kadere inanıyoruz ama önce aklımızı kullanıp tedbir alacağız. Bütün bunlara rağmen istenmedik bir olay meydana gelirseo zaman elbette yapacak bir şey yok, kader diyeceğiz.

Geçen hafta iki olay daha yaşadık. Birincisi çığ felaketi. Van-Bahçesaray arasının tehlikeli olduğu biliniyor. Zaten bazı yerlere kar tünelleri de yapılmış. Çığ olayı meydana gelince vatandaşlar can havliyle kurtarmaya katıldı.  Ancak sonradan olaya müdahale edenlerin yeterli bilgiye sahip olmadıkları gayet açık. Kurbanları kurtarayım derken kendileri kurban oldu. Böyle bir olaya önce soğukkanlı müdahale etmek gerekmez miydi?  Amatörce çalışmalar yüzünden, üç beş kişinin kaybıyla bitecek bir olayda kırktan fazla insanımız can verdi.

Burada asıl eleştirmek istediğim husus güvenlik güçlerinin durumudur. Diyelim ki çevredeki vatandaşlar can havliyle hareket etti. Oraya gönderilen askerlerimiz, çığ konusunda yeterli bilgiye, eğitime sahip miydi? Öyle olsaydı, tedbirli hareket eder, çığ altında kalmazlardı. Bir yönetim hatası olduğu anlaşılıyor. Nitekim İçişleri Bakanlığı üç müfettiş görevlendirmiş.

Bir diğer konu uçak kazası. Neden, niçin oldu? Kazanın sebebini bulmak için,Karakutuyu çözmek gerekiyormuş. Bu da en az bir, bir buçuk yıl sürermiş.Her kazada olduğu gibi, unutulur gider merak etmeyin. Ders çıkarılacak mı, önlem alınacak mı?

Uçuş güvenliği bakımından Sabiha Gökçen Havaalanı’nın pek de güvenli olmadığı açık. Olağanüstü zamanlarda pistin uzunluğu yetmiyor, kenardaki toprak alan da yetersiz, üstelik devamı da dere, tepe, beton.

Şu yaşadığımız olaylarda ateş, düştüğü yeri yaktı. Üzülmemek için akılla, bilimle, tecrübeyle hareket etmeliyiz. Ölenlere rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Allah böyle acıları bir daha yaşatmasın.

 

 

 

MUSTAFA ESKİ