Değişmeliyiz!

Önce…
Kendimize şu soruyu soralım:
“Müreffeh bir Kastamonu istiyor muyuz?”
Cevabımız evetse…
“Kayıkçı kavgaları”nı boş verelim…
“Dedi ki… Dedim ki…”lerle lâf sokuşturmayı marifet zanneden…
Zaman ve enerji kaybından başka hiçbir anlamı olmayan yaklaşımlardan sıyrılalım…
Ellerimizle yarattığımız kısır gündemin esiri olmayalım…
Yıllar yılı değişmeyen tavırlarla, sözlerle varacağımız tek yer hüsran.
Çoluğumuz çocuğumuz aş bekliyor, iş bekliyor…
Değişmekten başka çaremiz yok!
Paylaşım savaşlarındaki sorumluluklarını… Hoyrat ve insanlık dışı güç gösterilerini elbette unutmayalım… Ama gelişmiş dünyanın ekonomik anlamda “konuştuğu dil” belli…
Teknolojik gelişmenin istikameti belli…
Bunu görmezden gelemeyiz… Yok sayamayız…
Zihniyetimizi… Bakış açılarımızı… Yöntemlerimizi değiştirmeden aynı “dil”den konuşamayız!
Ülkemizde de gelişmiş dünyanın “dili”yle konuşabilmek için samimiyetle çaba sarf eden kimi yöreler var.
Biz de onlardan biri olabiliriz.
Yerelden küresele uzanan bir vizyonla…
Birbirimize inanarak… Severek… Sayarak…
Ayrışmak için fırsat kollamak yerine, ortaklaşarak…
İlmek ilmek kardeşleşerek…
Hep birlikte başarabiliriz…
Gerisi boş lâf!
Kulak asmayın.

Mehmet Yücel

*****************************************************************

Ne zaman Ar-Ge ve inovasyon konularından bahsedilse, beraberinde mutlaka patent konusu da gündeme geliyor…Yüksek teknoloji üreten ülkelerle kıyaslandığımızda ortaya çıkan rakamlar moral bozucu olsa da, ülkemizin patent konusundaki duyarlılığı her geçen gün biraz daha artıyor…Sabancı Üniversitesi Patent Vekili ve Patent Effect’in kurucu ortağı Mustafa Çakır’la patent konusuna ilişkin detayları ve dünden bugüne geldiğimiz noktayı konuştuk… Söyleşimizi, yukarıda yer alan “Değişmeliyiz!”başlıklı notumuz çerçevesinde okuyalım…

Her patentten bir inovasyon çıkmaz, ancak ikisi arasında pozitif bir korelasyon olduğunu söyleyebiliriz.

İsterseniz net bir tanımla başlayalım… Patent dendiğinde ne anlamalıyız?

Evet, öncelikle patentin ne anlama geldiğinden ve ne işe yaradığından başlamak doğru olur. Patent, yenilikçi bir teknoloji geliştiren, buluş yapan kişi ve kurumlara, aynı teknolojiyi belirli bir süre boyunca (maksimum 20 yıl) ve belirli coğrafyalarda başkalarının üretmesini, satmasını Ve kullanmasını engelleme hakkı tanıyan bir koruma enstrümanıdır. Aynı zamanda patentler açık inovasyon kaynağı olarak kullanılmaktadır.

Bunun anlamı ne?

Patent dokümanları, başvuru tarihinden itibaren 18 ay sonra herkesin ulaşabileceği bir şekilde patent veritabanlarında yayınlanır. Teknoloji geliştiren kişi ve kurumlar patent yayınlarını düzenli olarak takip ederek hem kendi alanlarında tekerleği yeniden icat etmek zorunda kalmazlar hem de rakiplerinin hangi teknolojiler üzerine yoğunlaştıklarını takip edebilirler. Yani patent dokümanları çok önemli pazar araştırma araçlarından bir tanesidir.

Patent neden bu kadar önemli?

Patent hem makro ekonomik açıdan ülkelerin hem de mikro açıdan kurumların, firmaların, araştırma merkezlerinin, üniversitelerin inovasyon performanslarının ölçümlenmesinde kullanılan en önemli enstrümanlardan biridir. Çünkü “yenilikçi teknoloji geliştirme” kavramını konuşmaya başladığımızda karşımıza patent ile koruma olgusu çıkıyor. Patentlenebilirlik kriterlerini karşılayan yenilikçi teknolojiler birer patent belge numarası aldığında, işte o zaman inovasyon performans karşılaştırmalarında önemli bir gösterge haline geliyor.

OFANSİF TEHDİT YA DA İŞBİRLİĞİ ARACI

Kavramsal olarak patent konusuna yaklaşımımızda ne durumdayız?

Ülke olarak patent konusuna verdiğimiz önem henüz yeterli seviyede olmasa da, giderek artan bir ilgiye sahip. Özellikle yerli büyük firmalarımızın, yurt dışındaki rakipleri tarafından patent ihlal davasına maruz kalmaya başladıkları şu dönemde ilgi daha da hızlı artıyor. Çünkü patentin rekabette savunma amacıyla kullanımının yanı sıra ofansif olarak rakipleri tehdit etme ve lisanslama yoluyla gelir elde etme aracı olarak da kullanıldığı bir dönemdeyiz. Artık sadece patent sahibi olarak rakiplerin sizin ticari sahanıza saldırmasını engellemek yeterli olmuyor, elimizdeki patentlerden değer üretmeye başlamamız gerekiyor. Diğer yandan patentler; firmaların, üniversiteler ve startuplar ile işbirliği geliştirme süreçlerinde kullandıkları önemli bir enstrüman olarak karşımıza çıkıyor. Patent sahibi üniversitelerin ve startupların, büyük firmalar ile işbirliği geliştirme (lisanslama, ortaklık, satın alma gibi) süreçlerinde daha başarılı olduklarını söyleyebiliriz.

Biraz daha açarsak…

Yani global anlamda “oyunun kurallarını değiştirici/game changer” ürünlerde kullanılabilecek patentli teknolojilerimizi özellikle yurt dışından firmalara lisanslayarak gelir elde edilmesi çok önemli. Ancak bu noktada ülke olarak henüz patentleri “savunma veya prestij amacıyla” kullanma eğilimleri mevcut. Bu durum giderek değişecek ve “patentlerden değer üretme” vizyonuna doğru geçiş yapacağız. Buna yürekten inanıyorum.

YOLUN BAŞINDAYIZ

Gerçi veri 5 yıl öncesine ait ama, Güney Kore’nin tek bir şirketi Samsung’un sadece 2013 yılında aldığı patent sayısı bizim ülke olarak 50 yılda aldığımız patent sayısının 18 katı. Bu rakamlar bize neyi anlatıyor?

Evet, Türkiye olarak patent rakamları bağlamında diğer ülkelere göre çok çok geride olduğumuz bir gerçek. Türkiye’deki firmaların, üniversitelerin, girişimcilerin veya buluşçuların 2018 yılında yaptıkları toplam patent başvuru sayısı 7 bin 349 iken, sadece IBM firmasının aynı yıl tescil ettirdiği patent sayısı 9 bin 100. Bu rakam bize, patent ve bağlantılı olarak “yenilikçi teknoloji geliştirme” konusunda daha henüz yolun başında olduğumuzu gösteriyor.

Dünya patent sıralamasının neresindeyiz?

Bu sorunuza olumlu bir cevap vermek isterdim ancak ne yazıkki global anlamda patent yarışında diğer ülkelere göre gerilerdeyiz.

WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Hakları Organizasyonu) rakamlarına göre 2018 yılında tüm dünyada yaklaşık 3.3 milyon patent başvurusu yapıldı. Bu başvuruların  yüzde 67’si Asya kıtasından çıktı. Yüzde 20’si ise ABD’den geliyor. Yüzde 11’i Avrupa’dan. 3.3 milyon patent başvurusunun yüzde 46’sını tek başına Çin sırtlıyor. Bu da yaklaşık 1.5 milyon patent başvurusu ediyor. Aynı yıl Türkiye’nin patent başvuru sayısı sadece 7 bin 349’da kaldı. Global ölçekte 2018 yılı patent başvuru sıralamasında 10. sırada Avusturalya var ve onların da başvuru sayısı 30 bin civarında. Dünyanın en büyük 17. ekonomisi olmamıza rağmen patent sayılarına göre ilk 20’de değiliz maalesef. Örneğin, patent listesinde ilk 20’de İran, Meksika, Tayland gibi ülkeler yer alırken biz bu listeye henüz giremiyoruz ne yazık ki.

POZİTİF KORELASYON

İnovasyon-patent ilişkisine bakışımız ne olmalı?

Her patentli teknoloji inovasyondur diyemeyiz. Bir buluşun inovasyon kategorisine girebilmesi için ya ticarileşmesi yada toplumsal fayda sağlaması gerekir. Ancak patentli teknolojileri birer inovasyon adayı olarak görebiliriz. Çünkü, patent başvurusu ile korunan buluşlar bir ticari amaç veya toplumsal fayda hedefiyle çalışmalara konu olur. Her patentten bir inovasyon çıkmaz, ancak ikisi arasında pozitif bir korelasyon olduğunu söyleyebiliriz.

Temel sorunumuz ne?

Ülke olarak fikri ve sınai mülkiyet haklarına gereken önemi göstermiyoruz. Temel sorunumuz bu. Patent ve inovasyon konularının ilkokuldan başlayarak üniversite hayatına kadar günlük yaşamın içerisine yeterince nüfuz edemediğini düşünüyorum. Patent, inovasyon ve girişimcilik kavramlarını iliklerimize kadar hissedebilmemizi sağlayacak ulusal politikalara ihtiyacımız var.

Ülkemizdeki patent başvuru sayısıyla tescillenen patent sayısı arasındaki makas bize ne anlatıyor?

Bir patent başvurusunun tescil edilebilmesi yani patent belgesi alabilmesi için üç farklı patentlenebilirlik kriterini sağlaması gerekiyor. Bu kriterler şunlar:

  • Yeni olması
  • Buluş basamağının olması
  • Sanayiye uygulanabilir olması

Yapılan patent başvuruları, bu kriterleri karşılıyorsa ve başka bir hukuki engel yoksa patent belgesi alabilir. Bu durumda tescil olan yani patent belgesi alan buluş, üçüncü kişiler nezdinde hukuki bir koruma elde eder.

Patent Effect’in analizlerine göre Türkiye’den çıkan yerli patent başvurularımızın tescil edilme oranı ortalama yüzde 30 civarında. Bu sonuç, yaptığımız patent başvurularının yüzde 70’inin patentlenebilirlik kriterlerini taşımadığının önemli bir ifadesi. Yani dünya genelinde geliştirilmiş teknolojilere kıyasla yeni sayılabilecek özelliklere sahip buluşlarımızın sayısı çok düşük.

YETERİNCE ARAŞTIRMIYORUZ

Patent başvurularımızın kabul edilmeme gerekçelerinde genel olarak neler öne çıkıyor?

Patent başvurularımızın tescil edilme oranını yüzde 30 olarak ifade ettim. Bu oran son derece düşük. Örneğin Fransa’nın ki yüzde 74, Güney Kore’nin ki ise yüzde 60 civarında. Bunun nedenlerini iyice anlamamız gerek.Aklıma gelen nedenleri sıralamaya çalışayım:

  • Patent araştırması yapmadan, çalıştığımız alanda daha önce hangi teknolojiler geliştirilmiş diye incelemeden doğrudan Ar-Ge çalışmalarına başlıyoruz… Ve koşarak patent başvurusu yapıyoruz. “Yeni” sandığımız buluşumuzun başkaları tarafından daha önce geliştirilmiş olduğunu ve patent ile korunduğunu maalesef çok sonra öğreniyoruz.
  • Sonra…Teknolojinin gelişim trendlerini incelemiyoruz. Örnek olarak,nanoteknoloji, yapay zekâ, makine öğrenmesi veya blockchain alanındaki teknolojik gelişimleri patent verileriyle izlersek, bu alanlarda yapacağımız patent başvurularımızın tescil edilebilirliğini artırma şansımız olur. Aksi halde, teknolojinin bilinen durumunda meydana gelen gelişmeleri kaçırıyoruz. Globalde yeni olduğunu düşündüğümüz buluşlarımız, patentlenebilirlik kriterlerini karşılamadığı için tescil süreçlerinde güçlüklerle karşılaşıyor.
  • Bir başka husus… Rakiplerin hangi teknolojileri geliştirdiklerini, hangi alanlarda patent başvurusu yaptıklarını ve yakın zamanda hangi teknolojiye sahip ürünleri piyasaya çıkarmayı planladıklarını incelemiyoruz.
  • Benzer alanlarda teknoloji geliştiren ama henüz varlığından haberdar olmadığımız gizli rakiplerimizin patentlerini keşfetmeye çalışmıyoruz ve çoğu zaman beklenmedik rakiplerden gol yiyoruz.
  • Çalışma alanımızda hangi teknolojilerin var olduğunu analiz etmeye çalıştığımızda, incelemelerimiz daha çok ulusal düzeyde kalıyor. Patentlenebilirlik kriterlerini karşılayabilmek için yapmamız gereken araştırmalarımızın global düzeyde olması gerektiğini fark edemiyoruz. Üzülerek söylemeliyim ki, teknoloji tarama çalışmalarımız basit bir Google araştırması ya da makale taramasından öteye gidemiyor.

Bölgesel olarak nasılız? Ülke olarak küresel anlamda ortaya çıkan olumsuz tablomuzun yanı sıra bölgelerimiz, illerimiz arasındaki farklar ne durumda?

Bölgemizde bizden daha iyi durumda olan İran’ı görüyoruz. Her sene Türkiye’nin neredeyse iki katı patent başvurusu yapıyorlar. Yunanistan, Bulgaristan gibi komşu ülkelerimiz bizden kötü durumdalar. Şehir sıralamasına baktığımızda ise tahmin edileceği üzere 2018 yılında İstanbul’dan çıkan patent tescil sayısı 1.478. Bu sayı diğer illerimize göre oldukça fazla. İkinci sıradaki Ankara’nın 282 patent tescili var. Üçüncü sıradaki Bursa’nın 186, dördüncü sıradaki İzmir’in ise 135 patent tescili bulunuyor.

PATENTLENEBİLİRLİK KRİTERLERİ

  • Yeni olması
  • Buluş basamağının olması
  • Sanayiye uygulanabilir olması