“Denizci demek hasret çeken demek”

37

İnebolu’nun İkizler köyünde doğup büyümüşler. Köylerinde çobanlık yaparken tanımışlar bir birlerini. Ahmet amca, Müyeser anneyi ailesinden istetip evlenmiş. Kurdukları mutlu yuvalarından üç evlatları dünyaya gelmiş. Kışları İstanbul’da evlatlarının yanında, yaz aylarını İnebolu İkizler Köyünde geçiren Müyeser- Ahmet Kulug çiftiyle İnebolu’da sohbet ettik.

Denizci Ahmet Kulug 82 yaşında. Eşi Müyesser anne 76 yaşında. Üç çocukları olmuş.

“Çok şükür evlatlarımızı evlendirip torun torba sahibi olduk. Yazdan yaza İnebolu’ya gelip köyümüzün havasını alıp kışlık yiyeceklerimizi kendimiz hazırlayoruz. Bu ayın (Kasım) sonunda İstanbula döneceğiz” diyorlar.

Ahmet amca başlıyor anlatmaya:

“Ben evime hasret kalıp, ekmek parası için gemilerde çalışıp emekli oldum. Evlerine babaları gibi hasret kalmasınlar diye çocuklarımıda hep denizcilikten uzak tuttum. Onları denizci yapmadım. Ekmek parası kazanmak için benim gibi evlerinden uzak kalmasınlar diye onları denizci yapmadım. Denizcilik işi zor iştir. Bir ölüm olur yetişemessin. Bir doğum olur yetişemezsin. Benim gibi evine çocuklarına hasret kalmasınlar diye uzak tutum çocuklarımı.”

“İyi mi yaptın?” diye soruyoruz, araya girip, “Hemde çok iyi yaptım” diyor ve sürdürüyor sözlerini:

“Denizcinin evi gemilerdir. Denizci duygusaldır. Hep evine özlem çeker. Hikayeleri boldur. Denizler bazen çok hırçınlaşır kendini güçlü gösterip şaka yapar. Güneşin doğuşuyla ayın batışını izleyendir. Ölümlere ve doğumlara geç kalandır. Yolculuk başladığında uzaklaşırsın evinden. Hasret türkülerini söylemeye başlarsın.Denizler dinler söylediğin hasret türkülerini. Gerçek bir denizcinin ev deniz olsada gerçek evi karadır. Bir baba olmanın tadını en iyi bilen yine denizcidir. Kısaca herşeyin değerini, çektiği hasreti ve özlem duygusunu en iyi bilen denizcidir.”

– Çocuklarını denizci yapmadığınızı söyledin, peki ne iş yapıyorlar?

AK: İstanbul’da ticarete atıldılar. Hastanelere malzeme filan satıyorlar. İşleri de iyi. Sabah işlerine akşam evlerine geliyorlar. Denizci olsalardı hasretleri hiç bitmezdi.

– Denizcilik yaptığın yıllara gelirsek kısaca neler söylemek istersin? ”

AK: Ben kuru yük gemilerinde çalıştım. Yaptığımız yolculuklar hep Karadeniz oldu. Haydarpaşa’dan Trabzon’a kadar yük götürüp getirirdik. O yıllarda çok ihtiyaç duyulan gazyağı, teneke sacı ve gıda maddesi taşırdık. 1950 – 1960 yıllarda Rize ve Trabzonlular gecekondu evlerde oturulardı. Yağmurlara karşı gece kondularını teneke saclardan yaparlardı. Tonlarca teneke sacı taşıdık. Rize ve Trabzonlular çok çalışkan zorlukların üstesinden gelmeyi bilen inatcçı insanlardı. O günlerde gecekondularını tenekeden yapanlar bugün inşaat işlerinde bir numara. Denizcinin hikayesi bitmez evladım.

– Peki o zaman biraz da eski İnebolu’dan konuşsak…….

AK: Olur tabii. Eskiden İnebolu köylerinin yolu yoktu. Ulaşım kayıklarla sağlanırdı. İnebolu pazarına kayıklarla gelip giderdik. Deniz eğlenceleri olurdu.İnsanlar birbirlerine yardım ederlerdi. Şimdi herşey çok kolaylaştı. Köye taksiyle gel git. Eskiden insanlar çok çalışkandı. Herkes kolaycılığa kaçıyor. Köylü köyünde kendi ekmeğini bile yapmıyor. Fırıncılar, köylere ekmek getirip satıyorlar. Eskiden herkes kışlık ürününü yazdan hazırlayıp kendisi yapardı. Şimdi her şey hazır olunca köylüsü de kentlis de herşeyi hazır alıp yiyip içiyor. Artık o eski zorlu ama neşeli günler yok. Bizimde kimsemiz kalmadı. İnebolu’ya yazları gelip gidiyoruz. Kışları İstanbul’da çocuklarımızın torunlarımızın yanında kışlıyoruz. Dünya malı senin olsa kaç yazar. En önemli şey sağlık. Sağlığın varsa bu dünyada gök zengin sensin.

– Dünya çok mu değişti?

AK: Hemde çok değişti. Ben üç kardeştim. Annem babam gitti. Kardeşlerim gitti. Bir ben kaldım şu yalan dünyada. Bizde bu dünyaya misafiriz. Eskiden gariplerin elinden tutulurdu. Bir garibin elinden hemen yapışılır dı. Bir garibin elinden tutarsan Allah’ta senin elinden tutar. Eskiden köylerimizde davulsuz zurnasız düğün olmazdı. Şimdi o düğünlerde yavaş yavaş ortadan kalktı. Ömür dediğin su gibi akıp gidiyor. Herkes gençliğinin sağlığının kıymetini bilsin. Kısaca her şey gençlikte güzeldi.

  • ••

Bu iki sevimli insanı tanımak, öğütlerini dinlemek güzeldi. İlk kez duyduğum Rize ve Trabzonluların o yıllarda gecekondularını yağmurlara karşı tenekeden yapmaları, denizcinin hasret ve özlem duygularının ne olduğunu 82 yaşındaki denizci Ahmet Kulug’dan dinleyip öğrendim. Müyesser annemizle kendisine sağlıklı ömürler dileyerek ayrılıyorum yanlarından. Bir sonraki yazımız İnebolunun en köklü esnaflarından Cemal Er’in 1950’li yıllarda İnebolu’nun hareketli, bereketli yıllarını da önümüzdeki günlerde paylaşacağız. Mutlu kalın….

TURGUT YILMAZ

PAYLAŞ
Kastamonu Gazetesi yazı işleri müdürü kontrolünde, haber servisi tarafından haber girişi yapılmaktadır.