Madalya takılacak kadın

Kuş uçmaz kervan geçmez topu topu 5 haneli bir köyde, karda kışta ayazda, envai imkansızlıkların tam ortasında, kimi kimsesi olmadan, hayatta tek başına, sabrın ve şükrün adeta heykeli misali, aslanlar gibi mücadele veriyor Hikmet Sinan…

Sadece kadınlara değil; üretimden, emekten, alın terinden bavulunu toplayan yekun erkeklere de başlı başına kale gibi bir örnek.

Şerife Bacı’ları, Halime Çavuş’ları, 10 Aralık kadınlarımızı övüp duruyoruz, bugüne ve yarına örnek gösteriyoruz, çok da iyi ediyoruz…

Onlardan biri işte Hikmet Sinan.

Kadın başına, tek başına, yan başına, dön başına…

Baba toprağında hayvancılık yapıyor.

700 koyun ve keçi…

Biraz da holstein ve simental.

Saanen, merinos, kıl keçisi…

“Birleşmiş koyunlar” adeta.

Patron değil ha, bildiğin çoban…

Annesiz kuzuları gece koynuna alıp yatıyor.

Yem veriyor…

Gübre atıyor.

Ayağında kara lastik…

Yüzünde emeğin tel tel çizgileri.

Darıbükü köyü Göncüler Mahallesi…

Tosya yolu istikametinde, şehrimiz merkezine 20 kilometre mesafede, yol da yol hani, dön babam dön. Bu yolu günde 3-5 kere teptiği oluyor Hikmet Sinan’ın, hayvan pazarına git, veterinere ilaca koş, bankaya var.

Her yere yetiyor da hastaneye gidecek vakti yok, sağlık ocaklarına bir uğrayabiliyorsa uğruyor o kadar…

Haftanın yedi günü 24 saat ayakta nerdeyse, kahvaltı niyetine akşam yemeği yiyor.

Köyüne gittim, gözlerime inanamadım, gerçek bir irade öyküsü ortaya koyduğu…

Yalan yanlış girişimci kadın ödülleri verenlere duyurulur.

Anne baba yok, eş yok, çocuk yok, yakın akraba yok, belki dost da yok etrafında açık söyleyeyim…

Ne yaptıysa, ne yapıyorsa, ne yapacaksa tek başına.

Kastamonu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’nden emekli oldu, emsalleri örgü örer, o direkt köye gitti, ata ocağına. Sıfır sermaye, 50 koyun veresiye satın alarak başladı işe, o koyunların kuzuları oldu, kurban pazarı iyi gitti, borç ödedi, hayvan sayısı çoğaldı, zaman içinde iş olmaktan çıktı uğraşısı, bir baktı ki koyunlar ve keçiler ile arasında derin bir aşk başlamış…

“Kuzularım benim değerimi insanlardan daha çok biliyor ve ben onları sevdiğim için bu işi severek yapıyorum” diyor.

Yapıyor da ne zorlukla yapıyor ona bir sorun hele…

Saman para, yem para, su para.

Merayı orman basmış, ot yok, merada oluk var, su yok, terkos suyu içiriyor hayvanlarına çaresiz…

Borç harç ağıl yapmış, önü çamur deryası, hayvan dışarı çıksa çamura takılıp bacağını kırıyor.

Çoban yok çoban, memlekette işsizlik sıfır, çoban bulunmuyor!…

Göçmenler can atıyor çoban durmaya durmasına da, çalıştırsan para cezası çobandan önce kapıyı çalıyor.

Sıkışmış kalmış zor koşulların çapraz ateşinde…

Derman arıyor, derman ise kim bilir hangi Kaf dağının ardında.

Hangi kapıyı çala, kime dert anlata, kimden medet uma?…

Vali duya, Başbakan işite, Cumhurbaşkanı merhem ola.