Duayen eğitimcinin dinmeyen spor tutkusu

Belediye Temizlik İşleri çalışanı Abbas Halıcı:

  • Göl Köy Ehstitüsü mezunu Emekli Öğretmen Selahattin Pelenkoğlu, yıllardır Kastamonuspor’un sadık takipçisi. Profesyonel lige girdiği günlenden bu yana kırmızı-siyahlıların maçlarını kaçırmayan 91 yaşındaki Pelenkoğlu’yla spor ve eğitim üzerine söyleştik.
  • “Sporcuyu okullardan yetiştireceksin. Altyapı olmadan, memleket evladı olmadan sürekli devam edecek başarıyı yakalayamazsın” diyen Pelenkoğlu, eğitim gördüğü Göl Köy Enstitüsü’nü ise şöyle özetliyor: “Göl’de okuyanlar, Atatürk’ün çizdiği yolda, vatana nasıl hizmet edilir bunu öğrenmişlerdir.”

 

Selahattin Pelenkoğlu, Kastamonu’nun duayen eğitimcilerinden biri.

91 yaşındaki ihtiyar delikanlı Pelenkoğlu’nu bu denli dinç tutan şeylerin başında hiç kuşkusuz spora olan büyük tutkusu geliyor.

Bir haber sohbeti sırasında Melih Özal’ın hatırlatması üzerine Selahattin Öğretmenimizle söyleşinin peşine düştüm.

Kendisine, bir tek maçını bile kaçırmadığı Kastamonuspor’un Manisaspor’u 5-0 yendiği karşılaşmada ulaştım ve Öğretmenevi’nde hafta içi buluşmak üzere sözleştik..

Öğretmenevi’ndeki buluşmamızda kendisiyle göreve yaptığı yıllarını, spora olan sevgisini konuştuk.

Sohbetimize başlarken kendisini kısaca şöyle tanıttı Selahattin Öğretmen:

S.P:Arac’ın Çukurpelit Köyünde 1927 doğdum. İlk ve ortaokulu Araç’ta bitirdim. 1943 yılında Göl Köy Enüstüsüne girdim. 1948 yılında mezun oldum. Çok şükür kimselere muhtaş olmadan 5 evlat büytütüm. 91 yaşındayım. Hayatın içinde insan yaşadıklarını anlata anlata bitiremez.

– Öğretmenlikte ilk görev yerinizden başlayalım….

S.P:Öğretmen olarak ilk tayinim Araç Boyalı Andıras Mahallesine çıktı. Andıras’ta tam 6 yıl öğretmenlik yaptım.

– Andıras tam bir dağ köyüdür. O günün şartlarında nasıl ulaştınız ilk görev yerinize?

S.P:Tabi o yıllarda araba yok, motor yok. At sırtında ulaştım. Bana tayinin Boyalı’nın Andıras Mahallesine çıktı dediler. Tabii Boyalı neredir, Andıras neredir? bilmiyoruz. Araç’a babamla birlikte beraber gittik. Önce Araç’ta Andıraslıların oturduğu kahveyi buldum. Andıraslıların kahvesinde birine sordum, “ Bak, ben sizin köye öğretmen olarak geldim. Köye eşyamı nasıl götürürüm. Andıraslı cevap verdi: “Hocam, sen ancak kendini getirirsin. Eşyanı getiremezsin.”

“Niye?” dedim. “Köyün yol yok” dedi. “Biz senin köye gelmen için iki hayavan göndereceğiz. Başka hayvanlarda yolları bilip gitmez.”

Bunun üzerine, rahmetli babam bana dönüp,“La oğlum sen n’edeceksin buralarda?” dedi.

Neyse iki at bulup, Araç’tan Andırasa doğru yola çıktık.Babam önde, ben arkada. Yer gök görünmüyor ormanın içerisinden gidiyoruz. Patika yolda ilerlerken atlarımızı bir o ağaca bir bu ağaca dokunarak ilerliyoruz. Önümde babam ben arkasında gidiyoruz göz gözü görmüyor. Hava karanlık beyaz çorapları vardı rahmetli babamın. Ben onun beyaz çoraplarına bakarak arkasından ilerliyorum. Karşımıza bir yokuş çıktı. Yokuşu tırmanıp aşağı inişe geçerken köye yaklaştığımızı anladık. Baktık Akçay’ın uğultusu geliyor. Köye zar zor vardık. Evlerin üzerinde kiremit yok. Okulu yeni yapılımış. Okulda benden önce bir eğitmen varmış. At sırtında zorlu bir yolculuk sonrası ilk öğretmenlik görev yerimiz olan Andıras’a varıp görevimize başladık. Şimdi tayin olanlar uçakla gidiyorlar gidecekleri görev yerlerine o da bir ayrı konu tabii..

– Andıras’tan aklınızda kalanları anlatsanız…

S.P:Bizim zamanımızda kışlar çok sert olurdu. Kış diyince bir şey anlatayım. İlk göreve başladığım Andıras köyünün insanları beni çok severdi. Araç’a kıştan gidemezdik. Maaşımı babam alıp köye getirirdi.Senenin birinde çok büyük bir kış oldu. O kışta annem yanımdaydı. Odun yok, kömür yok. Ortalık tam kış kıyamet. Rahmetli annem dediki, “La oğlum, muhtara söylede köylü okula odun getirsin.” Bende muhtara söyledim. Köyün içinde bir buçuk metre kar var. O karın içinde köyün kadınları kara bata bata sırtlarında okula odun getirdiled. Bu günkü gibi hatırlıyorum, o kadınların cefakarlığını hiç unutmadım.

– Andıras’ta kaç yıl kaldınız?

S.P:6 yıl kaldım. 6 yılın ardından Araç’ın Toygaören köyüne tayin oldum. Bir yıl bu köyde kaldıkltan sonra, yedeksubay olarak Manisa’ya askere gitim. Askerliğim bittiğinde memlekete geldim. Erencük Köyü Kavacık Mahallesine tayinim çıktı. 11 yılda burada kaldım. Ondan sonra 1968 yılında Devrim İlkokulu’nda 15 yıl çalışıp emekli oldum.

– Şimdi gelelim spor sevginize. Neler söylemek istersiniz?

S.P:Spora olan sevgim yüreğimde hiç azalmadı. Spor aşkını Gölköyde aldım. Voleybol, basketbol, futbol ve diğer spor branşları vardı. Okulun spor dallarında aktif bir sporcu değilde idareci olarak görev yaptım. Öğretmen oluncada özellikle Devrim İlkokulunda kız ve erkeklerden oluşan bir voleybol takımı kurdum. Öğrencilerimize ilkokulda sporu sevdirdik. Kastamonu okullar arasında birinci olmak meseleydi. Çok çalışarak kızlarda da, erkeklerde de birinciliği kaptırmayıp İl birincisi olarak şampiyonolara gidip ilimizi başarıyla temsil ederdik.

– Hocam maşallah formdasınız.. 91 yaşında olduğunuzu söylediniz. Sağlığınızı neye borçlusunuz?

S.P:Günde bir buçuk saat yürürüm. Halen bu yaşım rağmen hergün kesintisiz yürümeye devam ediyorum. Biraz unutkanlığım olsada çok şükür sağlığım yerinde.

– Hocam gelelim Kastamonuspor maçlarına. Hâl^hiç sektirmeden tribünde yerinizi alarak izliyorsunuz.

S.P:Yaşlıyım ama ihtiyar değilim. Kastamonuspor benim yüreğimde bitmeyen bir sevgi, bir aşk. Maçlarını hiç kaçırmadım.

– Maçlara köyden nasıl gelip giderdiniz?

S.P:E tabi araba yok, bugünkü gibi taksi yok. Erencük Kavacık Mahallesinden Kastamonusporun maçlarına yürüyerek gelirdim. Rahmetli hanım maça gitmeme kızardı. “Benim okulda biraz işlerim var,  okula gidiyorum” diyerek evden çıkıp yürüyerek maça gelirdim. Maç bitincede bir arkadaşımın arabası vardı onun arabasıyla köye geri dönerdim.

– Onca yıldan sonra Kastamonuspor’dan aklınızda ismi kalan hangi futbolcular var?

S.P:Tabii hepsinin ismi aklıma gelmiyor. İsmail Dönmez güçlü kuvetli iyi bir bekti. Rahmetli kaleci Kazım, kaleci Ercan, çok hızlı kaleye giden Raif, Kamyon Muharrem.

Kastamonusporun maçlarının dışında basketbol, voleybol, hentbol maçlarınıda bu yaşımda kaçırmayıp keyifle izliyorum.

– Türkiye de sporun durumunu nasıl görüyorsunuz?

S.P:Türkiye’de spor hiç iyi değil. Birbirleriyle uğraşmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Sporda birbirinizle uğraşmayacaksınız sahaya çıkıp işinizi yapacaksınız. Dışarıdan gelen sporcularla bu ülkede spor fazla ilerlemez. Sporcuyu okullardan yetiştireceksin. Altyapı olmadan, memleket evladı olmadan sürekli devam edecek başarıyı yakalayamazsın. Her işte sabır ve istikrar olmalı. Bir binanın sağlam atılan temeli gibi düşünmek lazım sporun altyapısını.

– Ya şimdiki öğretmenlik ve öğrenci gençliğe bakışınız?

Benim oğlum da, gelinim de öğretmen. Biz hem okuduk, hem çalıştık. Okulda okurken bize hocalarımız Köy Ensitüsünde bir de sanat öğretiler. Ben kendi evimin işlerini kendim yaparım. Biz köylere gidip köylüye işlerinde yardım ederdik. Göl’de okuyan öğrencinin mutlaka bir sanatı olurdu. Şimdi bu eğitimler okullarda yok. Bir defa eskiden öğretmene büyük bir saygı vardı. Andıras’ta 80 yaşında bir cami hocamız vardı. Ben her gün camide namaza giderdim. Namaz gittiğim zaman 80 yaşındaki yaşlı cami hocası ayaga kalıp saygı gösterirdi. Hak hürmet vardı. Şimdi maalesef ne gencinde ne yaşlısında saygı, sevgi var. Herşey çok değişti.

Anlatacak çok şey varda bu kadar yeter.

Şunuda ilave edelim sohbete, Göl’de okuyanlar, Atatürk’ün çizdiği yolda,vatana nasıl hizmet edilir bunu öğrenmişlerdir.

91 yaşındaki canlı tarih, emekli öğretmen, spor tutkunu Selahattin Pelenkoğlu’na uzun ömürler dileyerek yanından ayrılıyorum.

 

TURGUT YILMAZ