Kayda girmeyen ve aşısı olmayan bulaşıcı hastalıklar

Kansere bile ilaç bulundu bulunacak nerdeyse, özellikle çocukları pençesinde kıvrandıran ve bakanlık kaydına alınmaya dahi gerek duyulmayan kimi bulaşıcı hastalıklara ise çare yok, iyileşmenin yolu hasta tedavi olursa 7 gün, dinlenirse 7 gün…

“El, ayak, ağız hastalığı” misali bulaşıcı hastalıkların pençesinde çocuklar kıvrandıkça kıvranıyor; çare var mı yok.

“El, ayak, ağız hastalığı” “10 bin kişide 1” görülmesi lazımken istatistiğe göre Kastamonu’da, bu rakam acep kaç şu sıra?…

100 bin şehir nüfusunda 10 vakanın üstünde olduğu yönünde iddialar var da o sebepten.

Aksini ispat edebilecek bir kurum yok, Bakanlığa bildirilip kayıt altına alınması gereken bir zorunluluk yok çünkü bu hastalıkta…

Mevla kayıra.  

Bakanlık bu “basit ve kayda değer görülmeyen” hastalığı şu şekilde tarif ediyor: “5 yaş altı çocuklarda görülen oldukça bulaşıcı bir hastalıktır. Ateş-boğaz ağrısı, iştahsızlık, halsizlik bulguları ile birlikte ağız içerisinde ve ağız çevresinde, avuç içi ve ayak tabanında görülen döküntüler ile karakterize bir klinik tablodur.” (İlave edeyim, suçiçeğini andıran kabarcıklar vücudu sarıyor.)…

Aşısı yok, ilacı yok, 7 ile 10 gün içinde kendi kendine iyileşiyor.

Sağlık Bakanlığı metinlerine göre Çin, Japonya, Malezya ve Tayvan gibi Uzakdoğu ülkelerinde hastalık “10 bin kişide 10 kişi” olarak görülüyor, Avrupa ile ülkemizde ise “10 binde 1 kişi”nin altında…

“Yüz binde 10 kişi”nin altında diğer deyişle.

Doğu ve Güneydoğu sınırlarımızdan toplu göç alan ülkemizde bu tür hastalıklardan korunmanın yolu “aşı” olsa gerek, hem içeri girenleri hem de içerdekileri…

Aksi halde curcuna.

Türkiye aşı üretiyor mu peki?…

İthal ediyor.

Milyon dolarlar her yıl yurtdışına gidiyor…

Dolar zengini miyiz hayır.

1928’de kurulan Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü aşı üretiyordu, aşı ihraç ediyordu envai ülkeye…

1996’da kapatıldı.

Kansere çare bulundu bulunacak…

Kıytırık “El, ayak ve ağız” hastalığına çare yok.

Kayda bile gerek yok hatta…

Üzerinde konuşmak bile gereksiz.

Çocuklar düşe kalka büyüyecek…

Mevla kayıra.

Not: Agop ile Gazel öldü…

Hasköy arkları öksüz kaldı.

İki arkadaştı Agop ile Gazel…

Köyleri Kastamonu’nun Taşköprü çıkışındaydı.

Kastamonu’nun Taşköprü çıkışındaki havalisi evvel zaman ovaydı, şimdilerde apartman kalabalığı olduğuna bakmayın…

Berekette üstüne yoktu.

Evvel zaman meyve sebze halden ithal olmazdı Kastamonu’ya…

Köylü yetiştirir, şehirli yerdi.

Her baharla birlikte tarla sulamasını sağlayan arklar elden geçirilmeliydi…

Evvel zaman sulama birlikleri yoktu, köylüye su bedavaydı.

Her bahar Hasköy arkları Agop ve Gazel’in elinden öperdi…

Hamarat kadınların evde yaptıkları bahar temizliği misali, Agop ve Gazel’in temizlediği arkta bir tane yaprak, taş, odun kalmazdı.

Jilet gibi ark…

Saçlarını tara.

Agop ve Gazel ebediyete göçtüler yıllar önce…

Arklar öksüz kaldı.

Gerçi ark da gereksiz oldu…

Üretim öldü.

Agop ve Gazel’e rahmet…

Köy üretimine El Fatiha.

Gidenlerin ardından ağlamak düşüyor bize…

El ayak bağlı.

Devir değişti…

Gözyaşına da veda.