Safranbolu’da bir akşam

Yaptığımız bir araştırma dolayısıyla son birkaç aydan beri Safranbolu ile yakın ilişkilerimiz oldu. Yıllar önce öğrenim dolayısıyla İstanbul’a gidip gelirken içinden geçtiğimiz  Safranbolu’yu yeteri kadar tanımadığımızı anladık.

Özetleyerek anlatayım. Safranbolu bizim eski ilçemiz; 1926’da Zonguldak’a bağlandı. Eskiden beri ekonomik ilişkiler, liman dolayısıyla Bartın ile yapılsa da kısmen Kastamonu ve İnebolu’yu da hesaba katmak gerekiyor. Yönetim işleri zaten il merkeziyle yürütülmüş. Bazı görevliler veya eli kalem tutan kişiler, ilçeyle ilgili haberleri, raporları Kastamonu merkezindeki gazetelere göndermişler. Bu yazılarda Safranbolu’nun geçmişini anlatan ilginç bilgiler var. Bizde gazete koleksiyonu 1882’den başladığı için çalışmamızın sınırları da 1882-1926 yılları arasını kapsadı. Kastamonu, Köroğlu ve Açıksöz gazetelerindeki yazıların derlenmesi Ocak ayı başında tamamlandı. Safranbolu Kültür ve Turizm Vakfı çalışmalarımızı  kitap halinde bastırdı. 23×16 cm ebatlarındaki kitap, baş forma ve ekleriyle birlikte 252 sayfadan oluşuyor. Kitap; eğitim, ekonomi, sağlık, sosyal konular, haberler, yazar görüşleri ve salnamelerden örnekler olmak üzere yedi bölümden oluşuyor. Ekler kısmında çeşitli belgeler ve fotoğraflar bulunuyor.

Tanışmamızdan bu tarafa Safranbolu Kültür ve Turizm Vakfı’ndan çok yakın ilgi gördük. Vakıf; bugüne kadar pek hayırlı çalışmalarda bulunmuş, yayınlar yapmış;bu çabalarını artarak sürdürüyor. Keşke her ilde böyle bir vakıf bulunsa diyorum. Başta Vakıf başkanı Sayın Şefik Dizdar Bey olmak üzere,  bütün yönetim kurulu dayanışma içinde Safranbolu’ya hizmet aşkıyla çalışıyorlar. Yeni atılımlar var gündemlerinde.

Safranbolu; kendi kültür değerinin farkına 1975’de varmış, 1976’da koruma kararı alınmış. O yıllarda Çelik Gülersoy’un da Safranbolu’ya ilgisi artmış. 1994’de Ünesco’yadahil olmuşlar. Biliyorsunuz,Ünesco, dünyada kültür miraslarıyla ilgilenen önemli bir kuruluş.  Uluslar arası bir örgütedahil olduğunuzda işin havası, rengi tamamen değişiyor. Görüldüğü kadarıyla Safranbolu, tarihî mirasını iyi değerlendirmiş; bugün o sayede, dünya çapında marka bir şehir.

1976’da, kollar sıvanmış, “Safranbolu’da Zaman” adıyla bir belgesel hazırlanmış. Sanıyorum o yıllarda biz,Nasrullah Köprüsü’nü dinamitleyerek tarihî eseri ortadan kaldırmakla meşgul idik. Yapan ve yıkan zihniyet; işte, aramızdaki fark burada.  Şimdi de aradan bunca süre geçtikten sonra“Zamanda Safranbolu” adıyla yeni bir belgesel çalışması başlatmışlar. Projeyi Kültür ve Turizm Bakanlığı da destekliyor ama asıl parasal yükü Safranbolu Kültür ve Turizm Vakfı üstlenmiş. Bütçe hazırlanmış, rakam tahminlerin çok üzerinde.Güzel bir eser olacağı açık; zira yapımcıların içinde eski çekim ekibinden de insanlar var.

Vakıf, her ay bir yemek organize ediyor. Safranbolu’yu sevenler buluşuyor; hem yemek yeniyor, hem de fikir alış verişinde bulunuluyor. Yemek denince öyle şatafatlı bir sofra aklınıza gelmesin. Safranbolu’ya özgü bir yemek ana menüyü oluşturuyor. Geçen ayki toplantıda  “Sirkeli Paça” ikram etmişlerdi.

Geçtiğimiz Salı günü akşamı için bir hafta öncesinden davet edildik.Sanayi bölgesinde yeni bir otel açılmış,Aygür otel, çok beğendim.Yüz kişiden fazla seçkin davetli vardı. Vakıf yönetiminden; başkan Şefik Yılmaz Dizdar Bey ile birlikte Aytekin Kuş, Mustafa Şehirli ve Genel Sekreter İsmail Tımar konuklarla çok yakından ilgilendiler.

Pirinç çorbası ile başlayan yemekte ana menü, bizim “suböreği”,  “hamur kesmesi”, “çene çarpar”veya “çene çarpan” diye bildiğimiz “peruhi”ikram edildi. Bazı yerlerde “perohi” de deniyor. Yapılışından kısaca bahsedeyim. Biraz kalınca açılmış yufkalar,ortalama 6×6 cm. ebatlarında kare şeklinde kesiliyor.Hakiki yayık ayranından elde edilen torba yoğurdu yumurta ile terbiye edilerek küçük parçalar halinde hamurun arasına konuyor ve üçgen şeklinde kapatılıyor. On beş, yirmi dakika kadar sıcak suda pişiriliyor. Kevgirde süzüldükten sonra tepsiye konup üzerine kızartılmış tereyağ dökülüyor. Bazı yerlerde yoğurdun içine bir miktar nane, maydanoz da karıştırılıyormuş. Lezzetli olması bir yana, kaygan olduğu için çiğnemeye de gerek yok, boğazdan çok rahat geçiyor. Ancak hamur işi olduğu için az yemenizi özellikle tavsiye ederim. Hele akşam yiyorsanız daha dikkatli olun.

Yemek sırasında Vakıf Başkanı Şefik Yılmaz Dizdar Bey zarifbir konuşma yaptı; çalışmalar hakkında bilgi verdi. Hazırlamış olduğum Kastamonu Basınında Safranbolu adlı kitaptan övgüyle söz etti. Bu vesile ile benim de birkaç söz söylemem istendi.Konuklara kitap hakkında kısa bir bilgi sundum,Vakıf yönetimine teşekkür ettim.

Safranbolu 1975’de başladığı yolculuğu kırk yıldır artan bir şevkle sürdürüyor; turizmin kaymağını yiyor. Bizim Safranbolu’dan öğreneceğimiz çok şeyler var; önce zihniyet değişmeli. Valilik, Belediye, Kültür ve Turizm Müdürlüğü, bazı meslek odaları, dernekler vs. Çok başlı yapı dağınıklık getiriyor, her kafadan bir ses çıkıyor.

Bütün bunların ötesinde, Safranbolu’da entelektüel birikimi çok yüksek buldum; başarı da bu sayede geliyor.

MUSTAFA ESKİ