Hayvanları sevmek

Yılın son yazısını hayvanlara ayırdım. Biz insanlar tuhaf yaratıklarız. Değerli olanla olmayanı çoğu kez karıştırıyoruz. Akılla donatıldığımız için dünyaya hakim olduğumuzu sanıyoruz. Bu düşünce bir yere kadar doğru ama aciz kalıp çözemediğimiz çok şey var.

Hayvanlar içinde öyleleri var ki ‘ne işe yarıyor’ diye soruyoruz. Hepsinin yaratılışında bir gerekçe vardır, muhakkak. Söz gelimi aslan, kaplan gibi yırtıcı hayvanların eti yenmez, sütü içilmez. Ama soyadı kullanmaya gelince adları fihristlerde en fazla karşımıza çıkıyor. Diğer yanda yine bu gruptan köpek var. Yıllardır kapımızı bekler; dağda, kırda sürülere bekçilik eder, bizi korur. Son yıllarda bomba ve uyuşturucu madde bile arıyor. Hakaret etmeye gelince zavallı hayvan ne yapsın? “köpek gibi”, “köpeğe bak”, “köpek herif”, “it” diyoruz. En sadık hayvanı aşağılıyoruz. Ne hakkımız var?

İnek, öküz, manda gibi hayvanların et, süt ve derisinden faydalanıyoruz. Bunca iyiliklerine rağmen onları da hakaret objesi haline getirmişiz. Biraz ağır hareket eden, kaba gördüğümüz insana “öküz gibi” diyoruz. Zavallı hayvan iğdiş edilmekle kalmıyor, boyunduruk altında dünyalar kadar yük çekiyor, buna rağmen hakarete uğruyor.

Aynı şey inekler için de geçerli. Et, süt, yavru veriyor. Okullarda çok çalışına “inekliyor” diyoruz. Bunları uzatmak mümkün. Allah’tan Siyasal Bilgiler Fakültesi var da yılda bir kez “inek bayramı” yapıyor.

Manda da aynı durumda. İri yarı birini görsek “manda gibi” sıfatını yapıştırıyoruz. İş kaymağa gelince vaziyet hemen değişiyor; hele kadayıfın üzerindeyse.

Kanatlı hayvanlar dünyası da bir acayip. Horoz erken ötmemek şartıyla paçayı kurtarıyor, ya tavuklar? Karga, akbaba, hele baykuş. Lafa fazla karışanlar için “cak kargası” sözü eskiden daha çok kullanılırdı. Kafası çalışmayanlar için “baykuş” diyoruz. Üzülüyorum, bizim hobular kayboldu. Eskiden bizim kalede ikamet ederlerdi. Kaba insanlar için ”hobu gibi” diye benzetme yapılırdı. Yere bakıp dalgın duran insana “hobu gibi ne düşünüyorsun” derler. Kötü mü? Ünlü filozof Descartes “Düşünüyorum, öyleyse varım“ derken iyi de, bizim hobuya gelince niye alay konusu?

Evcillerden at, “at” olarak kalırsa mesele yok; ya “beygir” seviyesine düşerse? Hele katır; hem çeker, hem taşır. Bir zamanlar köylerde dört çeker araç gibiydi. “Katır gibi” dediğinizde özellikle dayanıklılık akla gelir. “Katır inadı” da önemli ama bu konuda eşeğin bir adım gerisindeler. Bilimin bir tasnifi olduğu gibi insanların da değer yargısı var; bu hayvanlar geviş getirmedikleri için etleri yenmez, derileri de pek işe yaramaz. İhtiyarlayınca azat edilir; derelerde ölür, köpeklere yem olur. Kırat derseniz şaha kalkar, partilere amblem olur, sonunda köpeklerin insafına bırakılır.

Ya o eşeklere ne demeli. Anadolu’nun çilekeş hayvanı. En küçük taşıma aracı. Sırtına binersin gider, yük vurursun taşır, küfür edersin ses çıkarmaz. Daha ne yapsın? Kızdığımız zaman “eşek kafalı, eşek gibi, eşek herif, eşeğin biri, eşeğin dinine sövmek” gibi daha nice sözleri günlük hayatta kullanmıyor muyuz? Unutmayalım, son yıllarda sütü kıymete bindi. Eskiden de bilinir, tüberkülozlu hastalara içirilirdi. O zaman kocakarı ilacı grubundaydı, farmakolojide adı geçmezdi, bugün tıp işin içine girince bilimsellik kazandı.

Kütahyalı hekim ve şair Şeyhî “Harnâme” adlı eserinde eşekten söz eder. Edebiyatta “teşhis ve intak” sanatları vardır. Hayvanlar insan kabul edilip konuşturulur. Mesaj, hayvanlar üzerinden verilir. Eşek yorulmuş, ihtiyarlamış; sahibi de semeri sırtından almış. Serbest kalıp gezerken öküzleri görmüş; ay gibi, yay gibi boynuzlarına imrenmiş, kıskanmış. Pîrlerine gidip şikâyetçi olmuş; onlar niye öyle, biz niye böyleyiz? Pîr sabırla dinlemiş; ‘Allah öküzleri rızk nedeni kıldı, onlar gece gündüz işler, buğday otlar, buğday dişler, buğdaya öküzler sebep olmuş, Allah onlara yücelik verdi’ demiş. Eşeğin canı sıkılmış, dönüş yolunda buğday tarlasına girmiş, zevkle dişlemeye başlamış. Tarla sahibi de kulağını ve kuyruğunu kesmiş. Zavallı hayvan çok üzülmüş; “bâtıla uydum, haktan ayrıldım, boynuz umdum kulaktan ayrıldım.” diyerek acısını dile getirmiş. Kulak ve kuyruk gittikten sonra yakınmak ne işe yarar ki? Kıssadan hisse; kıskançlık hiç hoş değil.

Yazıyı deve ile bitirelim; çilekeş bir hayvan, çok yük taşır. Şair Siraceddin öncekine benzer bir şiir yazmış: Devenin Ukdesi. Gün gelmiş, deve ihtiyarlamış; sahibi helalleşmek istemiş; uzun uzun karşılıklı konuşmuşlar. Deve, sahibini sabırla dinlemiş; çektiği eziyetleri tek tek anlatmaya başlamış.’Beni dövdün, ağır yük vurdun, çok eziyet ettin; bütün bunların hepsini bağışlarım. Lakin affetmediğim bir şey var ki, onu Allah sana mutlaka sorar’ demiş ve son noktayı koymuş: “Develik hakkımı inkâr ettin, bize bir merkebi serdar ettin.” Malum, kervanın önünde kılavuz eşek gider. Her ne kadar kıssadan hisse olsa da hayvanların da gururu var. Onları sevelim, koruyalım.

Yeni yılınızı kutluyorum. Allah’tan herkese sağlık ve mutluluklar diliyorum.