Her şeyin başı sağlık!

Elindeki tahlil sonuçlarını inceleyen doktor, “Sendrom X” dedi.
Hastası, bunu ilk kez duyuyordu.
Neredeyse fısıldar gibi sordu:
“O ne demek?”
“Nerede, ne zaman, nasıl bir sonuç üreteceğini tahmin edemeyeceğimiz tehlikeli bir belirsizlik hali diyelim…”
● ● ●

İlk günlerde biraz şaşkınlık biraz da korkuyla doktorunun söylediklerini yapar gibi olmuş ama bu kısa sürmüştü…
Ufak ufak başlayan ihmallerini görmezden geliyor, her ihmalin ardından, “neyse, yarın telafi ederim” diyerek yüreğine su serpmeye çalışıyordu…
Fakat bir çaba da göstermiyordu…
Aradan altı, yedi ay geçmişti…
Artık ne ilaçlarını düzgün kullanıyor…
Ne yürüyor…
Ne yediğine içtiğine dikkat ediyor…
Ne de kendini stresten koruyordu…
Uyarılara da pek aldırdığı yoktu doğrusu.
Sanki gripmiş de, bi süre sonra “zaten kendiliğinden geçecek”miş gibi bir his kaplamıştı içini.

● ● ●

Sürekli bir doymama haliyle…
Sık sık çektiği baş ağrılarıyla…
Bir türlü söndüremediği hararetiyle…
Yorgun argın yaşayıp gidiyordu…
Kontrolünü güçlükle sağlayabildiği “öfke atakları” da işin cabasıydı…
Neredeyse beş yılını böyle geçirdi.

● ● ●

Bi sabah uyandı.
Tıraşını olurken aynada kendisiyle konuşmaya başladı:
“Yaptığın çok yanlış… Kaç yıl oldu bi kez olsun kan değerlerine baktırmadın. Alt tarafı gidip bir kan vereceksin!”
Hayret… Nasıl olduysa kendisini ikna edebildi…
Sonuçlarını alabilmek için beklemesi gereken süreye bile zor tahammül etti.
O da ne?
Açlık şekeri 350’lere dayanmıştı…
Son üç aylık şeker ortalaması olması gerekenin iki katını aşmış…
Trigliseridi neredeyse “yağdaki kan oranı”na dönüşmüş…
Kolesterolü uçuşa geçmişti…
Kan verdikten sonra ölçtürdüğü tansiyonu da olması gerekenin hayli üzerindeydi.

● ● ●

Soluğu doktorunun yanında aldı.
Tahlil sonuçlarını uzatarak sordu:
“Ne yapmalıyım?”
Doktoru, değerlere göz atarken ses tonunu hafifçe yükselterek cevapladı:
“Bugüne kadar yapmadıklarınızı… Hem de acilen!”
Ve ekledi:
“Hemen yeni bir hayata merhaba diyorsunuz… Hemen…”
“Nasıl yani?” diyebildi.
“İlaçlarımızı derhal düzenli olarak kullanmaya başlıyoruz…
Yağmur, çamur demeden günde en az beş kilometre yürüyoruz… Diyetisyenle görüşüp, bu değerlerinizi dikkate alarak hazırlayacağı günlük 1600 kaloriyi geçmeyen bir diyetle kilo veriyoruz…
Üç beyazdan kesinlikle uzak duruyoruz…
Tatlıları, kızartmaları ve yağlı yiyecekleri unutuyoruz…
Yemek için yaşamayı bırakıyor, yaşamak için yiyoruz…
Şeker seviyemizi gün içinde sık sık ölçerek açlık ve tokluk değerlerimizdeki seyri takip ediyoruz…
Söylediklerimi harfiyen yerine getiriyoruz ve on beş gün sonra bir durum değerlendirmesi yapmak üzere görüşüyoruz.
Bu sefer yaparsınız, size inanıyorum.
Geçmiş olsun…”

● ● ●

Şimdi…
Bi yandan doktorunun söylediklerini titizlikle uyguluyor…
Bi yandan da sağlığını umursamadan geçirdiği yıllarına hayıflanıyor…
Bir de doktorunun sözleri çınlıyor kulaklarında:
“Bu sefer yaparsınız, size inanıyorum.”

● ● ●

Kimi mi anlatıyorum?
Kendimi!
Ama siz yerelden genele değişik öznelerle farklı okumalar yapabilirsiniz…
Paşa gönlünüz bilir…
Ne diyordu Kanuni Sultan Süleyman?
“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi”