İki anne, iki çocuk

Sabah bir anne gördüm okul bahçesinde, Suriyeli yahut komşu bir Ortadoğu coğrafyasındandı, kendi milletinden başka bir anne ile sohbet ediyordu, iki çocuk gördüm sonra koşarak okul merdivenlerini çıkan, belki Libyalı belki Afgan…

Savaşın asıl mağduru kadın ve çocuklardan sadece birkaçıydı gördüklerim.

Sabah iki annenin ve iki çocuğun ürkek kalp atışlarını duydum kulaklarımı patlatırcasına kalbimde…

“Güm, güm, güm.”

Savaş çıkana kadar bırak yerini, ismini, şekil şemalini bilmelerinden geçtim, belki sınırları içinde olduğu ülkeden bile bihaber oldukları bir şehirdeler artık…

Türkçe ilkokul eğitimi görüyor savaştan bin bir zorluk içinde kaçırabildikleri evlatları.

“Türkçe matematik”…

Savaşın en kallavisi.

İlkokul bahçesinde iki anne ve iki çocuk gördüm…

Bakışlarımı kaçırdım, görmezden geldim.

Kalbimi kaçıramadım ama…

Erkeklerin çıkardığı savaşlar yüzünden kadın ve çocukların çektiği nedir?

Kalp yükü…

İlacı yok.

  • ••

Not:

İstikrarlı bir şehir içi toplum taşıma yolcusuyum…

Bu sayede şehir içi trafiğini bir taşıt dahi olsa rahatlatmak gibi bir faydam olduğunu düşünüyor ve gururlanıyorum. Taşıt kullanma fobim olmasa hal nasıl olurdu bilmem gerçi. tuvalete bile otomobil ile gitme olasılığım yüksek olurdu sanırım, üzüm üzüme baka baka kararır ne de olsa, toplumumuzun genel hali ortada, okumuş-cahil yahut zengin- fakir farkı yok maşallah bu alanda.

Şehir içi dolmuş taşımacılığımız ile ne kadar övünse az…

Bazı şoförlerimiz değil dolmuş, altına uzay mekiği çeksen idaresinde zerre sıkıntı yaşatmaz,dolmuş hınca hınç, dirseği ile direksiyon çevirerek viraja giren yetenekten bahsediyorum, dirseğin ucundaki elin tuttuğu telefon kulakta, diğer el viteste.

Telefon görüşmesi bitti, bu kez telefondan numara aramaya başladı, göz görse bulacak da, tam o sırada öbür telefon çalmaz mı, hayda, hatlar tümden karıştı, ihracata bir gemi yük sarsa telefona bu kadar acil ihtiyaç olmaz, bi o telefon bi bu telefon…

Durağa bir girişi vardı, yolcunun biri can havliyle “bakkalların ehliyet verip vermediğini” sordu.

İstikrarlı bir şehir içi dolmuş yolcusuyum, her gün ayrı bir hikaye, çok keyifli, bir ara memleketimden şehir içi dolmuş yolcusu manzaralarını da yazarım, hayatım en keyifli anlarından epey bir bölüm dolmuşta geçiyor…

Dolmuş çok güzel, gelsenize.

  • ••

 

Sinerji

Cümbürcemaat…

Kadın erkek, köylü kentli, çocuk yaşlı, memur çiftçi.

Bu insanlar niye toplandı acaba?…

Dertleri ne?

1930, 40’lar…

Büyük dedelerimiz, nenelerimiz.

Birlikten kuvvet doğar…

Fotoğrafa bakarken bile, yıllar sonra, fotoğraftakilerden damarlarınıza bir enerji geçişi oluyor mu olmuyor mu Allah için söyleyin?

Pancar mı ekecek bu insanlar, kumaş mı dokuyacak, sanayi sitesi mi kuracak, tuğla fabrikası mı dikecekler yoksa?..

İş aramaya gelmedikleri, iş kurmaya geldikleri kesin.

Kapı ve pencerelerin konumu KATSO’nun bugünkü Meclis salonunu anımsatmıyor değil, bugünkü salon yarı yarıya daraltılmış sadece, katılımcıların çeşitliliği toplantının “üretim” yahut “girişim” ile ilgili bir amaç taşıdığını akla getiriyor…

Veli toplantısı olmadığı besbelli, siyasi parti buluşması da değil, kooperatif toplantısı mı acep?

(Evvel zaman “kooperatif” dendiğinde “üretim ve girişim” kooperatifi anlaşılırdı, sonra “tüketim kooperatifi” anlaşılır oldu, “konut kooperatifi” ile bahis kapandı…

Kooperatif kavramının bile içini boşalttık.)

2000’li yıllardayız, envai kesimlerden insanların bir araya geldiği böylesi sinerji yüklü bir toplantıya şahit oluyor muyuz?..

Hamaset toplantıları varsa yoksa.