İşimiz Gezmek: “Doğu Anadolu Turu”

“Seyahat etmek, hayal gücümüzü gerçeklerle dengeler ve bazı yerlerin nasıl olduğunu düşünmek yerine onları görmemizi sağlar.” (S. Johnson)

Kastamonu Fotoğraf Sanatı Derneği (KASFOD) ile Gündönümü Turizmin ortaklaşa yapmış olduğu Anadolu ve Gizemli Yol turu 29 Haziran ve 7 Temmuz tarihleri arasında 8 gün 7 gece olacak şekilde başladı.

Erzurum-Kars-Van-Tatvan-Diyarbakır-Eğil-Tunceli-Munzur-Elazığ ve Kemaliye gezisiiçin KASFOD Başkanı Suat Cumali Güngör önderliğinde grubumuzla Ankara’ya hareket ettik.

41 kişilik gezi grubumuzdaki arkadaşlarımızdan bazıları ise Yalova’dan hareketle Ankara’daki buluşma noktamız olan Ankara Tren Garı’na geldiler.

Kars trenine binmek için Ankara garına gitmemize rağmen Ankara garından kalkmayan trene binebilmek için bizde başka yolcular gibi TCDD kiraladığı otobüslerle Kırıkkale Irmak tren istasyonuna yönlendirildik. Biletlerimizde başlangıç noktası Ankara Garı yazmış olmasına rağmen.

Irmak tren istasyonuna geldiğimizde Suat Cumali Güngör başkanımıza gelen bir haberle bütün bunları düşünecek halimiz kalmadı başkanımızın hastası vardı ve geri çağırıyorlardı. Suat Başkanımızı Kastamonu’ya geri uğurladık. Yerine ise kendi yokluğunda bize yardımcı olacağını söylediği Yüksel Aydın Şatır’ı görevlendirdi içime sinmese de kabul etmek zorunda kalmanın inanılmaz ve dayanılmaz kıskançlığı ile (!) geziye devam etmek zorunda kaldım.

Irmak ilçesinden 19.20’de hareket eden tren yolculuğumuz ertesi gün 14.00 civarı Erzurum’da son buldu ve Gündönümü Turizme ait otobüsle Kastamonu’ya kadar sürecek Doğu Anadolu turumuzda böylece başlamış oldu.

Gidilen yerler ile ilgili tarihi bilgiler vermeyeceğim zaten seyahat edeceğiniz yerler ile ilgili tüm bilgilere internetten ulaşabiliyorsunuz. Zevkler ve renkler insanlara göre farklılık gösterse de umarım yardımcı olabilirim.

Tren yolculuğu ile ilgili yorumlarda hayallerimin yolculuğu, hiç bitmesini istemediğim bir seyahat, hayatında en az bir kere yap ve hatta bazı gezginler ölmeden önce yapmanız gerekenlerlistesine bile almışlar, ilk başlarda bende aynı görüşteydimsonra bu görüşlerim yavaş yavaş değişmeye başladı, yeni başkanı benimseyememiş olmanın etkisi de olabilir.

Boyunuz biraz uzunsa mesela 1.80 civarı ise yataklı vagonda yatağa sığamıyorsunuz. Koydukları mini barlar çalışmıyor, yatak çarşafları ve yastık kılıfları temiz gözükse de kokusu rahatsız etti, gece yarısından sonra sular bittiğinden dolayı tuvaletlerin hali içler acısı.

Bazen insanlarımızın da temizlik konusunda hassas olmadığından dem vuruyoruz, ancak yaklaşırsanız veya girmeye kalkarsanız su olmadığından tuvaletlerden gelen kokuya ve görüntüye katlanmak zorunda kalırsınız, tren birçok yerde duruyor bu durma sürelerini biraz uzatarak rahatça su takviyesi yapılabilir.

Diğer kompartımanlarda kalanların her kompartımanda rahatça dolaşmaları pek hoş değil.

En azından Doğu ekspresi ile yolculuk aklımdan çıkmış oldu, görmeden deneyimlemeden anlatılanlarla veya okuduklarınla tam anlaşılamıyor. Anladım ki Doğu Ekspresi ile seyahat etmesem de bir şey kaybetmiş sayılmam.

Tren yolculuğunun bir faydası devamlı oturmak zorunda değilsiniz bu uzun yolculukta vagon koridorlarında bol bol gezerek ayaklarınızın uyuşmasını önleyebiliyorsunuz ancak alışkın değilseniz trenden indikten sonra bir müddet sallanıyorsunuz.

Belki aynı yerde kaldığım yeni başkan vekilinin suratını uzun süre görmek zorunda kaldığım için dengem kaybolmuş olabilir birkaç arkadaşta aynı şekilde baş dönmesi oldu.

İkişer yataklı 2 vagon grubumuza tahsis edilmişti gece yarısına doğru yemekli vagona giderek Müzik öğretmeni ve İlimiz Şehr-i Dilara Türk Müziği Topluluğu solistlerindenMihricanDepişgen ve Sibel Tiftik’in getirdikleri enstrümanları ve muhteşem sesleri ile seslendirdikleri şarkılar eşliğinde bizler kadar diğer yolcuları da mest eden şarkıları bu seyahatinde çok güzel geçeceğinin önceden habercisi gibiydi.

Aslında seyahat bir yere ulaşmak için yapılsa da asıl olan yolda olmak ve yola çıktığın arkadaşlarınla güzel bir gezi ve unutulmaz seyahat serüvenleri ile süre kısa da olsa gittiğin yerlerin kültürlerini öğrenmek, tarihi yerlerini görmek, insanlarını tanıyabilmek ve lezzetlerini tatmak için yapılan aktivitelerdir.

Erzurum’da başlayıp Divriği’de sona eren yol güzergahımızda gezdiğimiz yerler ise Erzurum Kongre Merkezi, Ulu Camii, Çifte Minareli Medrese, Yakutiye Medresesi, Ani Harabeleri, Ermenistan sınırının gezilmesi, İshak Paşa Sarayı, Muradiye Şelalesi, Van Kalesi, Feribotla Akdamar Adası, Nemrut Krater Gölü, Veysel Karan-i, Malabadi Köprüsü, Hz. Süleyman Camii ve Sahabe-i Kiram Mezarları, Diyarbakır Ulu Camii, Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi, Eğil Peygamber Kabirleri, Asur Kralkaya Mezarları, Munzur Vadisi, Keban Barajı ve Harput, Çırçır Şelalesi, Apçaga Köyü, Karanlık Kanyon, Divriği Ulu Cami ve daha birçok müze ve ören yerleri.

Programda olmasına rağmen Kars Müzesi ve 12 Havari MüzesiPazartesi günü müzelerin kapalı olmasından dolayı gezilemedi.

Veysel Karan-i türbesindeki değişik atmosferi iliklerinizde hissedeceksiniz.

Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı müzelere giriş öğretmenlere ücretsiz ancak emekli öğretmenlerden yine Bakanlığa bağlı bazı müzelerde ücret alınması bazılarından alınmaması ise hangisi doğru sorusunu sormamıza neden oldu bu çifte standart ortadan kaldırılmalı, alınacaksa alınır alınmayacaksa alınmaz.

2100 dönüm arazi üzerinde yer alan Türk-İslam mezarlıklarının en büyüğü Urartulardan, Selçuklulardan ve Osmanlılardan izler taşıyan, Türklerin Anadolu’ya girişinin kapısı olan Bitlis’in Ahlat ilçesindeki “Ahlat Selçuklu Mezarlığı” yaklaşık bin yıllık mezar taşlarındaki mükemmel taş işçiliği ile yerli yabancı birçok ziyaretçi çekmekte. Mezarlık UNESCO Dünya Kültür Mirası geçici listesinde yer almaktadır.

Erzurum’daki çifte minareli medreseyi çevre düzenlemesi yapılmasına karşın ziyaretçiler gezebiliyor ancak TRT Belgesel kanalı çekim yaptığından kısa bir süre için girmemize müsaade edildi.

Ani harabelerini gezerken Ermenistan sınırı hemen yanınızda, karakollarını ve bayraklarını gayet rahat görebiliyorsunuz.

Her yerde olduğu gibi tarihi yapılarıziyaret edenlerin isimlerini veya memleketlerini duvarlara iğrenç bir şekilde kazımış olmalarını buralarda da içimiz acıyarak görüyoruz.

Tarihi eserlere yazılar yazarak zarar verme konusunda dünya birincisiyiz. Okuma alışkanlığımız yok ama yazma alışkanlığımız var arkadaş der gibi her yeri iğrenç yazılarla doldurmak gibi bir sorumsuzluğumuz var.

Buralara yazı yazanların daha doğrusu kazıyanların,tarihe adını altın harflerle yazmak olduğunu başka yerleri ile anlayan bu insafsızlara evlerinin duvarlarına yazmaları konusunda bir tavsiyede bulunmaktan başka bir şey diyemiyorum zira buralara yazı yazanlara hayvan desen hayvanlara hakaret olur. Cezanın olmadığı yerde suç daima vardır.

Diyarbakır’da sıcaklar insanların camiler içinde uyumalarına sebep oluyor. Belki bölgede başka illerde de böyledir zira alışık olmadığımız bir sıcaklık var.

Sivas Divriği Ulu Camii sanki bir mücevher. Selçuklu döneminin tek ve benzersiz bu en önemli anıtını ve muhteşem taş işçiliğinin muazzamlığını mutlaka görmeniz gerekiyor. Cami restorasyon çalışmalarından dolayı ancak dışından görülebiliyor.

Yöresel yemeklerin bazılarına gelince tabi ki gidilen restoranlara göre de lezzetler değişebilir ben sadece yemek yediğimiz restoranlardaki yemekler üzerinden yorum yapabilirim, daha iyisini veya daha da kötüsünü yapan yerler vardır mutlaka.

Kars ile özdeşleşen bir kaz eti yemek programa dahil edilebilirdi.

Eğil’e gidişte saat ayarlanmaması nedeniyle otelde kahvaltıdan sonra Eğil barajında yemek molası verildi ancak saat 11.00 civarı olduğundan kahvaltıdan sonra bu kadar kısa sürede yemek molası verilmesi birçok kişinin yemek yemeden buradan ayrılması ile son buldu.

Burada çupra balığı yiyen arkadaşların balığın lezzetini anlata anlata bitirememeleri balık yemeyen arkadaşların aklında kaldı.

Erzurum’da yediğimiz cağ kebabı ise Kastamonu’da Erzurumlu ustanın yaptığı cağ kebabı kadar lezzetli gelmedi bana.

Van Gölü kenarında yenilen inci kefalinin lezzetinden ise hemen hemen hiç kimse memnun değildi.

Arkadaşlarımıza gelenKars yöresine ait piti yemeniz gerekir mesajı ile girdiğimiz restoranda zaten sadece beş adet kaldığı söylenen ve 40 kişi içinde kendisini şanslı ilan eden 5 kişiden biri olarakben piti siparişini verdim, büyük bir sabırsızlıkla beklediğim pitiyi gördüğümde dumur oldum. İlk önce kalmadığından sipariş veremeyen arkadaşlara size verebilirim kibarlığı içinde olsam da görüntüsü yüzünden kimseye satamamanın acısı yüzümde belirmiş olmalı ki bunu gören ve piti ile karşılıklı uzun bir süre birbirimizi süzdüğümüzü farkeden garson halime acıyarak ritüeli bir hayli fazla olan ve benim gibi bu yemekte cahil kalan birine yardımcı oldu.

Piti; Kars iline özgü iftar sofralarının ve misafirlere bir ikram yemeği olan koyun etli, nohutlu yemek,Piti’nin diğer bir adıda Bozbaş’mış. Ancak servisi sırasında nohut ve etin bulunduğu çinko bardakmı diyeyim maşrapamı diyeyim bilemediğim ve çinkoları gitmiş tamamen hijyenik olmayan bir kapta getirilen yemeği internette araştırdığımda tüm ritüelleri tamamlanmış olarak getirildiği veya daha güzel toprak kaplarda servis edildiğini gösteren fotoğraflara rastladım. Neden böyle geliyor dediğimde ise yöresel yemek bu şekilde servis ediliyor denildi ve bunu yiyen dört gün acıkmaz diyerek bilgi veren garson çokta haklı çıktı, çok yağlı olmasından dolayı mide fesadı geçirdiğimden dört gün dosdoğru yemek yiyemedim.

Çeşitli yerlerde yediğimiz ciğer şişler ise tek kelime ile harikaydı.

Bir ciğercide ise işletmenin reklam filmi çekiliyordu belki de kalabalık olan grubumuzun gelişine denk getirmişlerdi çekimleri. Reklam filminin yardımcı oyuncuları olarak 3 dakika kadar Kastamonu’yu ve grubumuzu anlatmama rağmen sonradan yayınlandığında seyrettiğimizde 1 saniyelik bir görüntümün yer aldığı ve başka bir görüntü üzerine “ciğer mükemmel” sözümün getirildiğini görüp bir daha reklam filmlerinde oynamama kararı aldım.

Doğu Anadolu’nun özellikle Tunceli’nin terörle anılması gerçekten yöre adına bir kayıp zira önyargılarımı yerle bir eden bir Tunceli buldum, görmek gerekir anlatılmaz denilir ya tam da öyle bir yer insanların yaklaşımı misafirperverliği ile düşüncelerimin tam aksine bir şehir ve insanlar buldum hayretler içinde kaldım.

Tüm bu gezilen yerlerde ve otellerde bol bol tur otobüsleri görmek ayrıca düşündürücü oldu benim için.

Aslında hemen hemen bütün seyahat sitelerinde ölmeden önce görülmesi gereken yerler, seyahat listenize eklemeniz gereken 10 yer, Türkiye’de görmeniz gereken yerler gibi uzayıp giden birçok listeler yayınlanıyor, bence Türkiye her ili ilçeleri beldeleri köyleri mahalleleri sokakları yaşanmışlıkları kültürleri tarihleri ile mutlaka görülmesi, gezilmesi ve öğrenilmesi gereken bir Cennet.

Kastamonu da bence görülmesi gereken yerlerin en başında geliyor ancak artık çekme helva, pastırma, sarımsak ve bandumanın tanıtımı kadar hatta biraz daha fazlası yapılarak milli parklar, kanyonlar, şelaleler, camiler, hanlar, hamamlar vb.ilimizin ilçelerimiz ile birlikte tanıtımlarda daha çok yer alması gerekiyor.

Konaklama yerlerimiz ise;

Kars Winter City, Van Elite World, Tatvan Mostar, Diyarbakır Novotel, Tunceli Grand Saroğlu, Elazığ Akgün Otel. Turizmin içinden biri olarak konakladığımız bu otellerde en ufak bir olumsuzluk olmadığı gibi misafirperverlikleri en üst noktadaydı.

Şimdiye kadar katıldığımız gezilerde Suat Cumali Güngör öncülüğünde ve Gündönümü Tour organizatörlüğünde ister yurt içinde ister yurt dışında olsun tüm konaklama yapılan otellerin hepsinin de mükemmel olduğunu söyleyebilirim. Hiçbirinde herhangi bir olumsuzluk yaşamadık kahvaltısından yemeklerine, temizliğinden çalışan personellerin ilgisine kadar herşey dört dörtlük oluyor.

Bu gezinin bir tekrarı ise 31 Ağustos- 8 Eylül tarihleri arasında yapılacak.

Bu seyahate katılan bazı arkadaşlarla yeni tanışmamıza rağmen tümgezi arkadaşlarımın kalitesi de bu geziye ayrı bir değer katarak unutulmaz anılarla dönmeme vesile oldu.

“Bir yolculuğun en iyi ölçüsü katettiğin kilometreler değil, yolculuk sırasında edindiğin arkadaşlar ve bu arkadaşların davranışlarıdır.” (Tim Cahill)

 

Yazı ve Fotoğraflar: Bülend Çadırcıoğlu