“İstiklal madalyalı İnebolu’ya unvan da verilmeli”

İnebolu’nun Milli Mücadele’deki yeri ve önemini her platformda dile getiren Emekli Amiral Cem Gürdeniz, İnebolu’ya Kahramanmaraş ve Gaziantep illerinde olduğu gibi bir kahramanlık unvanı verilmesi gerektiğini söyledi.

Koç Üniversitesi Denizcilik Kurumu Direktörü Cem Gürdeniz, Zonguldak’ın Karadeniz Ereğli İlçesinin 100. kurtuluş yıl dönümü nedeniyle internet üzerinden gerçekleştirilen sempozyuma konuşmacı olarak katıldı.

Ereğli’nin simgesi Alemdar Gemisi olayı ve siyasi sonuçları üzerine yaptığı konuşmasının büyük bölümünde İnebolu’ya da yer veren Cem Gürdeniz, “Bilmeyenleriniz varsa söyleyelim, İnebolu’daki Kayıkçılar Loncası Mustafa Kemal ve Meclis tarafından büyük bir ödüle layık görülmüş, İstiklal Madalyası almıştır. Fakat esasında İnebolu’nun Kahramanmaraş gibi, Gaziantep gibi bir unvanı alması gerekirken bugüne kadar şehir olmadığı için bunu alamamıştır. Esasında alması gerekir. Aynı şeyin Karadeniz Ereğli’de Alemdar’da gösterilen kahramanlık ve başarı nedeniyle bu şekilde Ereğli’nin anılmasında da çok büyük bir fayda olduğunu buradan vurgulayalım” dedi.

“DİLERİM İNEBOLU, ŞEHRİN EN GÜZEL YERİNE DENK KAYIĞININ REPLİKASINI YAPAR”

Ereğli’deki Alemdar Gemisi gibi Ordu’da da Rusumat-4 adlı geminin benzer bir hikayesi olduğunu ifade eden Gürdeniz, “Cephane yüklü bir tekne (Rusumat-4) Yunan gemilerinden kaçar gelir baştankara olur, Ordu halkı dakikalar, saatler içerisinde cephanesini boşaltır, gemiyi batırırlar, üzerinde yangın çıkarırlar ve gemi sanki batmış gibi görünür ve Yunan muhribi uzaklaşır. Daha sonra yine Ordu halkının sayesinde gemi yüzdürülür. Makineleri tabir edilir ve gemi Batum’a gider. O yüzden bu da çok önemli bir olaydır. Dilerim İnebolu da, şehrin en güzel yerine bir denk kayığının bir replikasını yapar ve bunlar Türk halkının gözünün önünde Büyük Zafer’in en önemli mesajları olarak, sembolleri olarak sonsuza kadar Türk halkının huzurunda kalır” diye konuştu.

Alemlar olayının Fransızlara atılan ilk tokat olduğunu belirten Gürdeniz şunları söyledi:

“Alemdar mücadele başladığında Fransızlara atılan ilk tokat, İnönü zaferleri karada neyse, Alemdar’ın zaferi aynı etkiyi yaratmıştır. Denizdeki zaferdir. Denizcilere büyük moral vermiştir. Fransız torpidosu içinde subayları var, çıkıyorlar Alemdar’ımızı işgal ediyorlar, esir alıyorlar ve gemi bu adamlardan kurtuluyor büyük bir kahramanlıkla. Tabii ki şehitlerimiz var. Ve bu gemiyi baştankara Ereğli’ye getiriyorlar. Ereğli halkı bu gemiyi bağrına basıyor. Ve Ereğli’yi bombardımanla tehdit ettikleri halde yılmıyorlar. İşte o yüzden çok büyük bir moraldir. Fransa’nın Türkiye ile anlaşma imzalamasında ve savaştan ilk çekilen pek çok neden var. Ama unutmayın ki bu geminin ele geçirilmesi ve  Ereğli halkının Fransızlara direnmesi burada çok büyük rol oynamıştır. O yüzden Ereğlilileri İnebolulular gibi bağrımıza basıyoruz, çok teşekkür ediyoruz, çok büyük bir yolu açmışlardır.”

Amiral Cem Gürdeniz, Milli Mücadele’ye Rus yardımları için 26 Nisan 1920 tarihinde Atatürk’ün Lenin’e yazdığı mektuba da değinen Gürdeniz sözlerini şöyle sürdürdü:

Eğer bugün Türkiye’de bağımsız, özgür bir ülkede yaşıyorsak bunun temel nedenlerinden biri Kurtuluş Savaşında Karadeniz cephesinde sağlanan stratejik, güvenlik, emniyet alanının varlığıdır. Bundan kastım Rusya’dan 26 Nisan 1920’de Mustafa Kemal Atatürk’ün Lenin’e yazdığı mektup paralelinde gelen yardımların sağlandığı ortam olması ve bu ortamın sağlanmasında elde avuçta kalan tek tük çürük çarık gemilerin bir araya bir nevi Kuvayı Milliye donanması kurmasıdır. İşte baktığımız zaman Türkiye Cumhuriyeti tarihinde devlet kaderini etkileyecek pek çok olayların bu denizde yaşandığını görüyoruz. Bu yaşanan olaylar baktığımız zaman kelebek, hatta çağlayan etkisiyle hemen hemen her şeyi değiştiriyor. Geçtiğimiz ay 26 Nisan’da 100. yılını idrak ettiğimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Lenin’e yazmış olduğu 26 Nisan 1920 mektubu çok önemli mektuptur. Burada Büyük Millet Meclisi’nin açılışından 3 gün sonra Mustafa Kemal Lenin’e bu mektubu yazmıştır. Ve burada Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Moskova hükümetine birinci teklifnamesidir mektubun adı. Esasında Meclis’ten Rusya’ya yazılan bir mektuptur. Atatürk Meclis Başkanı olarak bu mektubu imzalamıştır. Bu Milli İrade’nin de ilk yurtdışı girişimidir. Meclis’in ilk görüştüğü konu da budur. Bakın hayatiyeti görüyor musunuz, Meclis açılıyor ve 3 gün sonra o mektup yazılıyor.  Mektup yazıldığı gün Meclis ilk görüşmesini yapıyor. Konu Rusya ile olan ilişkiler. Milli Hükümet’in yani icra vekilleri heyeti o zamanki tabiriyle, 4 Mayıs’ta kuruluyor, yani Meclis açıldıktan iki hafta sonra, 5 Mayıs’ta icra vekilleri heyeti ilk toplantısını yaptığı zaman yine konu bu 26 Nisan mektubunun içini dolduracak, oraya gidecek, toplantıya gidecek olan heyete verilecek talimatlar. Biliyorsunuz dün itibariyle Dışişleri Bakanı Çiçerin’in Mustafa Kemal’e Rusya hükümeti adına cevaben yazdığı mektubun gelişinin tam 100. yılıydı.”

“RUSYA’DAN GELEN CEPHANENİN YÜZDE 60 YÜKÜNÜ  İNEBOLU KARŞILADI”

Milli Mücadele’de Rusya’dan gelen 300 bin ton cephanenin 180 bin tonunun İnebolu üzerinden cepheye taşındığını vurgulayan Amiral Gürdeniz şöyle konuştu:

“Atatürk ile Lenin arasındaki yazışma neticesinde 21 Eylül 1920 tarihinden yani mektubun yazılmasından hemen hemen 5 ay sonrasından Büyük Taarruz’un olmasından birkaç hafta önceye kadar kabaca 300 bin ton cephane Batum, Novoroski ve Tuapse üzerinden Trabzon, Samsun ve esas İnebolu Limanlarına geliyor. Burada da İnebolu’nun neredeyse bu 300 bin tonun yüzde 60 yükünü karşıladığını görüyoruz.  Yani kabaca 180 bin ton cephane İnebolu’dan geliyor. İnebolu’dan kağnı donanmasıyla Kastamonu’ya, Kastamonu’dan Çankırı’ya, Çankırı’dan Ankara’ya ve neticede bu büyük mücadele sağlanmış oluyor. Zaten eğer o cephane gelmeseydi, bu cephanenin içinde 15. Kolordu’nun Ermenilere karşı kazandığı zaferde, Ermenilerin Fransızlara verdiği malzeme silah bunlar da var. Oradaki iş bitince 15. Kolordu’nun getirdiği malzeme de var. Bakın bunların hepsi Karadeniz’den deniz yoluyla Trabzon’dan İnebolu’ya getiriliyor. Çünkü yol yok Doğu’dan Batı’ya daha hızlı gidebilecek. O bakımdan Rusya ile Türkiye’nin işbirliği o dönemde çok büyük tabi stratejik, jeopolitik etki yaratıyor ve 16 Mart 1921’de de Sovyet ve Türk Dostluk Antlaşması imzalanıyor.”

“SAVAŞ DEMİR VE KANLA YÜRÜTÜLÜYOR”

“Savaş demir ve kanla yürütülüyor” diyen Amiral Gürdeniz, “Bu bir tunç yasa, bunu değiştirmemiz mümkün değil. Hala geçerli olan, sırtını herhangi bir lojistik büyük bir güce dayamazsanız, eğer savunma sanayiniz bütçeniz yoksa o savaşı idame edemezsiniz. İşte Mustafa Kemal bunu yaptı. Bunu yaparken çok önemli iki tane unsur vardı. Biri tabi bu işleri yürütecek insan gücü kadroları. Bunlar da 1919 ile 1922 yılları arasında İnebolu’ya, Ereğli’ye, Samsun’a, Trabzon’a İstanbul’dan kaçarak giden, çünkü İngiliz ablukası vardı, bahriye subayları, hatta bahriye öğrencileri. Bunlar bu işi başardı. Baktığımız zaman 159 güverte, 68 makine, 1 tane gemi inşa ile 1 tane de tabip subay görüyoruz. Toplamda 233 tane deniz subayı kaçıyor Kurtuluş Savaşına katılmak için. Bu ne demek, yani 4 bine yakın deniz subayı olan bir Osmanlı Bahriyesinde sadece ve sadece 233 kişi bu mücadeleye kaçıyor. Onlar kaçıyorlar ve neyi organize ediyorlar, işte bu saydığım 300 bin ton cephanenin gidiş gelişi” diye konuştu.

“İNEBOLU KAYIKÇILARI VE HALKI ÇOK BÜYÜK KAHRAMANLIKLAR YAPTI”

Karadenizli denizcilerimiz olmasaydı cephaneyi gemiler ve kayıklarla getirmenin mümkün olmayacağını ifade eden Amiral Gürdeniz konuşmasına şöyle devam etti:

“5 tonun üzerinde sadece 28 tane gemi var. Gemi dediğimiz 15-20 metre boyunda taka gibi bir şey. Onun dışında kayık, taka gibi küçük 300 tane gemi var. Bunların zaten çoğu yaşlı. Hepsi zaten sacdan değil, tahtadan. Toplam bunların hepsinin taşıma kapasitesi 7.800 ton. 300 bin tonu 7.800 tonla kıyaslayın, demek ki kaç kere tur yapılıyor 1920 Eylül’ünden 1922’nin Haziran’ına kadar. Muazzam büyük bir efor var burada. Dolayısıyla bu cephane geliyor fakat burada daha da enteresan olan esasında liman yok ortada. Bunlar yanaşamıyor da. Küçük olanlar yanaşıyor, ama 28 tonun üzerinde olanlar, büyük olanlar yanaşamadıkları için bunlar dışarıda bekliyor, denk kayıkları dediğimiz, İnebolu’nun meşhur yük taşımaya yarayan kayıklarıyla İnebolulu gemiciler geliyor, bu teknelerin yanına yanaşıp bu malzemeleri kıyıya taşıyorlar. Daha sonra bunları İnebolu’nun kadınları, İnebolu’nun yaşlıları ve İnebolu’nun çocukları kağnılara yüklüyorlar ve yola çıkıyorlar. O yüzden biz ne dedik, kağnı donanması dedik. Orada da tabi çok büyük kahramanlıklar yapılıyor.  Şerife Bacı’nın hikayesini hepiniz bilirsiniz. Çocuğunu ve cephaneyi korumak için üstündeki paltoyu çıkarıyor onların üzerine örtüyor. Sabaha bir bakıyorlar. Cephanen ve çocuğunun üzerinde paltosu duruyor, kendisi donarak ölmüş. Bu tip olaylar var, onun İnebolu’da müzesi de var. Tavsiye ederim.”

 

Kadir YILDIRIM