Kamu dairelerinde memur ile sivili ayırmak mümkün değil

MUSTAFA AFACAN

Mesleki üniforma kuralını sıkı sıkıya uygulamak zorunda olan kamu daireleri haricinde, memur ile hizmet alan sivil vatandaşı kılık kıyafetine bakarak birbirinden ayırmak mümkün değil, yaz sezonunda hele hiç değil…
“Kim kime dum duma”.

Evvel zaman “demir perde” idik besbelli, memur ile sivil vatandaş değil devlet dairesinde sokakta bile ayan beyandı, özgürlüğün geldiğini kamu çalışanlarının kılık kıyafetinden anlayacakmışız meğer…
Demokrasi tanımına eklemek lazım.

Erkek olsun kadın olsun…
Kamuda çalışmanın bir “farkı” olmamalı mı?

Misal, taşrada kamu teşkilatının en tepesinde yer alan “vali”, giyim kuşamı ile kamu görevlisi olmasının tüm sorumluluğunu üzerinde taşırken, yeni memurda aynı hassasiyeti görmek mümkün değil…
Valilere bu ızdırap neden peki?

Elbette görev yaparken mevsim şartlarının getirdiği ağır şartlar göz önünde bulundurularak “düzenleme” yapılması elzem…
“Mihrap” yerinde dursun ama.

“Minare” kaybedilmesin en azından…
Vur deyince öldürülmesin.

(“Yabancı ülkelerde memur işe şortla geliyor” demesin kimse…
İyi kötü batıyı da doğuyu da görmüşlüğüm var.)

Kamu çalışanlarının kılık kıyafetlerine ilişkin önceki yıllarda da çok yazıp çizdim, yönetmeliğin nasıl lime lime edildiğinin bilincindeyim, yaydan çıkan okun geri döndürülemeyecek mesafeye gittiğinin de farkındayım…
Bu kadarı da fazla ama.

Devlet geleneği namına çok daha üzücü olan ise, işverenin yönetmelik bazında istese de yaptırım uygulamaması, “kıyafet serbestisi” diyor çünkü hukuk mevcut yasalara göre…
Mahkeme kararı “özgür memur” lehine.

“Önemli olan işini layığı ile yapıyor olması” denebilir pekala…
Kamu görevlisi olmanın bir nizamı olmamalı mı?

Hizmet alana “saygı” örneğin…

Böylesi bir hassasiyet de kamu sorumluluğu değil mi?

Not: 1982 tarihli “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik” maddelerinden birkaç paragrafı aşağıya aldım, sonraki yıllarda değişiklik yapıldıysa bilmem, web ortamında karşımıza bu çıkıyor…

Tane tane yazılmış.

“Kadınlar” için getirilen kılık kıyafet esaslarında “Kolsuz ve çok açık yakalı gömlek, bluz veya elbise ile strech, kot ve benzeri pantolonlar giyilmez. Etek boyu dizden yukarı ve yırtmaçlı olamaz. Terlik tipi (sandalet) ayakkabı giyilmez” deniliyor…

Ne dendiyse yüz seksen derece tersi uygulanıyor günümüzde.

“Erkekler” için“Elbiseler temiz, düzgün, ütülü ve sade; ayakkabılar kapalı, temiz ve boyalı giyilir. Sandalet veya atkılı ayakkabı giyilmez. Bina içinde ve görev mahallinde baş daima açık bulundurulur. (Danıştay İkinci Dairesinin 18/11/2020 tarihli ve E.:2017/665; K.:2020/3432 sayılı kararı ile iptal ibare: Kulak ortasından aşağıda favori bırakılmaz. Saçlar, kulağı kapatmayacak biçimde ve normal duruşta enseden gömlek yakasını aşmayacak şekilde uzatılabilir), temiz bakımlı ve taranmış olur. Her gün sakal tıraşı olunur ve sakal bırakılmaz. Bıyık tabii olarak bırakılır, uzunluğu üst dudak boyunu geçemez. Üstten alınmaz, yanlar üst dudak hizasında olur, alt uçları dudak hizasından kesilir. Kravat takılır, kravatı örtecek şekilde balıkçı yaka veya benzeri süveterler giyilmez. Hizmet gereğine uygun olarak verilmişse tek tip elbise giyilir” deniliyor…

Yönetmelik çiğnemekte erkekler de kadınlardan aşağı değil.

 

MUSTAFA AFACAN