Karamollaoğlu üç konuya dikkat çekti; Şeffaflık, liyakat, üretim

Saadet Partisi’nin il kongresi dün genel başkan Temel Karamollaoğlu’nun da katılımıyla gerçekleşti. Kongrede Kadir Yalçın yeniden il başkanlığına seçildi. Genel Başkan Karamollaoğlu ise konuşmasında, partilerinin yönetim prensiplerini anlatırken, şeffaflığın öneminden bahsetti.

Tepkilerinin şahıslara değin yanlış icraatlara olduğunu söyleyen, üretimin desteklenmesi gerektiğine dikkat çeken Karamollaoğlu, Milli Gelir dağılımının önemli olduğu ve göreve geldiklerinde yolsuzluğun önünü keseceklerini söyledi.

“Türkiye’de bugün en önemli problem işi ehline vermemektir” diyen Karamollaoğlu, “Liyakat ülke problemlerinin çözülmesinin bir numaralı ilkesidir. Biz problemi çok kısa zamanda çözeriz diyoruz. Neden derseniz biz işi ehline veririz” dedi.

 

Saadet Partisi (SP) il kongresi dün gerçekleştirildi. Genel Başkan Temel Karamollaoğlu’nun katıldığı genel kurul da, mevcut il başkanı Kadir Yalçın yeniden başkan seçilerek güven tazeledi.

Genel Kurul da konuşan İl Başkanı Yalçın, Erbakan’ı anarak sözlerine başladı ve şunları söyledi:

“Tam 51 yıl önce Erbakan Hocamız Kastamonu’da Yaşanabilir Türkiye’nin, Yeniden Büyük Türkiye’nin ve Yeni Bir Dünya’nın nasıl kurulacağını anlatıyordu. O gün, o salonda inanç vardı, şuur vardı, samimiyet ve ihlas vardı. O gün bu teşkilat hangi inançla yola çıktıysa, hangi ruh ve heyecana sahipse bugün de aynı coşku ve heyecanla hedefe doğru yürüyoruz. Bu hareketin Kastamonu’muz da ruh iklimini oluşturan, maddi ve manevi temellerini atan ve rahmeti rahmana kavuşan Mehmet Yetişgen, Cahit Keloğlu, Hüseyin Yazıcıoğlu, Celal Kuşoğlu, Rafet Yazıcıoğlu, Burhan Yılmaz, Mehmet Doğru, Murat Ahmetoğlu, Naim Karaman, Av. Tevfik Yamakoğlu ve adını sayamadığımız nice kahramanı rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. Bizim en büyük gücümüz 51 yıllık siyasal hafızamız ve değişmeyen ilkelerimizdir. Milli Görüş’ü kıymetli kılan; Hak, Adalet ve Kardeşlik değerleridir. Saadet Partisi’ni de kıymetli kılan bu değerleri taşımasıdır. Hem dünyanın, hem insanımızın yeni başlangıçlara ihtiyacının olduğu bugün de özüne, geleneğine sımsıkı sarılmış bir şekilde geleceğe umutla bakarak il kongremizi gerçekleştiriyoruz. Hepimiz bilmeliyiz ki, Saadet Partisi’nde Coğrafi sınırlar yoktur.”

YÖNETİM KURULU

Kadir Yalçın’ın başkanlığındaki yönetim kurulunda şu isimler yer aldı:

Aydın Orhan, Oktay Demirci, Mesut Arslan, Ali Kuru, İlyas Ak, Sabri Demir, Adnan Acar, Kuddusi Fındıklı, Hasip Yazıcıoğlu, Selçuk Apaydın, Adem Yıldırım, Mehmet Kocaoğlu, Hasip Yazıoğlu, Hakan Derici.

TEMEL KARAMOLLAOĞLU

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da genel kuruldaki konuşmasında, katılımcılar arasında hanımları ve gençleri görmekten büyük mutluluk duyduğunu ifade ederek şunları söyledi:

“Allah bizden barış ve huzuru tesis etmemizi istiyor. Barış ve huzur; insanların ancak barış ve düşüncelerine saygı gösterilir, inanç düşünce fikir hürriyeti bu ülkede sağlam temellere oturtulursa sağlanabilir.  Ülkemizde her şey var ama fikir, düşünce ve inanç hürriyeti yoksa hiç bir şey yok manasına gelir. Bizim inancımızın temeli de buraya dayanıyor. Allah bile insanları yaratırken peygamberlerini yolladı ve din konusunda insanlara baskı yaptırmadı. Zorlarsanız insanı münafık yaparsınız. İslam bu günlere kadar geldiyse Müslümanların gösterdikleri tolerans sayesindedir. Bizi bazı gafiller Ermeni soykırımı ile suçluyorlar. 600- 700 sene Osmanlı bu topraklarda hakim iken, siz nasıl oldu da, Ermeniler nasıl oldu da bu günlere geldiler. Bizlerle şuan birlikte yaşıyorlar. Osmanlı soykırım yapsaydı sizlerin esameniz okunmazdı. Biz şu anki batı ülkelerinin yaptığı ihaneti, iki yüzlüğü ve karaktersizliğini yüzlerine çarpmak mecburiyetindeyiz. Şimdi islamafobi diye bir meseleyi gündeme getiriyorlar. İslam’ı duymasınlar, öğrenmesinler diye uğraşıyorlar çünkü duyar ve öğrenirlerse Müslüman olurlar. Onun için İslam’ı korkulacak bir inanç olarak göstermeye çalışıyorlar. Utanmıyorlarsa bu batılılar, yüzlerini İspanya’ya çevirsinler. 711 yılında Müslümanlar İspanya’ya gitmişler. Orada yaşadılar 1412 yılına kadar. İspanya’da ki Müslüman hakimiyeti Osmanlı’dan çok daha eski ve uzun sürdü. Ama bakın kimsenin inancına karışmadılar. Öyle medrese ve üniversiteler kurdular ki, oradan fikir devşiren fikir hürriyeti ilham alanlar gittiler Rönesans’ı yaptılar. Geriye gelen Katolikler, ne Müslümanları, ne Yahudileri İspanya’da yaşamasına izin vermediler. Tamamını katlettiler. Bu gerçeği görmeyen haysiyet yoksunu insanlar bizleri soykırımla suçluyorlar. Zorbalıkla bizi itham etmek kim, siz kim, İslam kim. Biz bunları öğrenmek ve öğretmek mecburiyetindeyiz. Fikir, inanç hürriyeti bizim dinimizin temel unsurlarından olduğu bilmek zorundayız. Bunu nasıl güvence altına alabilir? Adaletle. Adalet mülkün temelidir. Adaleti tesis etmezseniz, insanların ne can güvenliğini, nede fikir düşünce güvenliğini sağlayabilirsiniz”

“YÖNETİMİMİZDE ÜÇ PRENSİP VAR”

“Memleketimizde huzurun ve barışın temin edilebilmesi fikir ve düşünce hürriyetinin teminat altına alınmasıyla sağlanabilir. Bununda adaletle sağlanacağına inancımız bizim tamdır. Bu bizim ilk üç gündemimizdir. Bizim 5 yıldızımızdan 3 tanesi bunu ifade eder. Yönetimimizde de üç tane temel prensibimiz var. İşi ehline vermezseniz problemleri çözemezsiniz. İşin ehli kendine verilen göreve bile, kişiye bile kafa tutar yeri geldiği zaman. Doğruyu bulmak için. Bugün Türkiye’de bunu yapmak mümkün mü? Hakime bile bunu yap şunu yap diyorlar o da emredersiniz diyor. Adalet mekanizmasına müdahale ettiğiniz zaman o ülkede huzur, fikir hürriyeti ve inanç hürriyeti olmaz. Adalet de tamamen bozulur. Onun için işi ehline vereceksiniz ki iş düzelsin. Türkiye de bugün bakıyoruz yönetimin en önemli problemi işi ehline vermemesidir. Liyakat ülke problemlerinin çözülmesinin bir numaralı ilkesidir. Biz problemi çok kısa zamanda çözeriz diyoruz. Neden derseniz biz işi ehline veririz. Arar buluruz. Bir değil binler var ülkemizde her işin ehli. Birine güvenin işi verin, bakın ekonomi, eğitim-öğretim, dış politika, adalet her şey düzelir. Başka türlü düzelmez. Siz işin ehlini bulun zaman verin, beceremedi mi değiştirirsiniz”

“ŞEFFAFLIK”

“Bizim anlayışımızda şeffaflık çok önemli. Her yaptıkları iş açık ve net olacak. Devlet kendi milletinden gizli iş yapamaz. Siz ne içiyor, ne yiyorsunuz, ihaleyi nasıl yapıyorsunuz, kimlere görev veriyorsunuz, haksızlığa karşı nasıl rıza gösteriyorsunuz biz bunları bilmek isteriz. Her vatandaş bunu şeffaf olarak görmek, duymak ve bilmek ister. Her yapılan işin hesabı verilecek. Diyecek ki vatandaş niye 50’de 5 değil. Bunun hesabını sorabilecek. Bunun ülkemizde müzakeresini bile yapamıyoruz.  O zaman para nereye gidiyor. Bakıyoruz biz bu kadar zengin ülkeyken nasıl oldu da Merkez Bankasının dibi delindi. 50 milyar dolar açık veriyor ondan sonrada diyorlar ki para nereye gitti. Buna da kendileri de hayret ediyor. Her harcamanın hesabı bu millete verilmek zorundadır. Yönetim şeffaf olur ve ihracatlarını gizli kapılar arkasında yapmaz yapamaz. İhaleler sadece 5 müteahhide verilmez. Ülkede başka firmamı kalmadı. Şeffaf olunsa denetimde beraber olur. İktidarın her hareketi denetlenmelidir ve denetlenebilmelidir. Vatandaş kendisi yapabilir, halk yapar, gazeteci yapar. Bunlar iktidarın her icraatını takip eder, mali yönden özellikle kontrol eder. Sonra dış engellere ve topluma faydasına bakar. Hukuki yönden de ince ince bakarlar. Özellikle Sayıştay, Danıştay, Yüksek Mahkemeler vardır. Bunlara müdahale etmeden raporları isteyeceksiniz.  Ama şuanda yapamıyorlar görevlerini bu kurumlar. Riyakat, şeffaflık ve denetim. Bir yönetimin, bir devletin olmazsa olmaz unsurlarıdır. Bunları toplum yaydığınız zaman biz buna güzel ahlak diyoruz. Yöneticiler güzel ahlak sahibi olmalıdırlar. Halkıyla münasebetlerini insani unsurlar ve ölçüler üzerine kurmalıdırlar. Kimseye hakaretle söze başlamamalı ve başlatılmamalıdır. Senden değilse sen vatan hainisin, sen teröristle iş birliği yapıyorsun diyor. Sen kimsin ya. Senin Allah korkun, utanma duygun yok mu? Bir insana bunları söylerken ithamda bulunurken. Yapılacak şey bellidir. İnsanları inandığınız yolda güzel ahlaka davet etmelisiniz. Yumuşak olur, hürmetkar olursunuz. Biz kimseye söze başlarken hakaret etmez, sesimizi yükseltmeyiz.”

“TEPKİLERİMİZ YANLIŞ İCRAATLARADIR”

“Tepkimiz yanlış icraatadır. Şahsa değildir. Komşusu açken tok yatan bizden değildir diyen temel prensibimiz var. Halkı üstün tutmak vaz geçemeyeceğimiz bir unsurdur. Bunlar sağlanırsa hakikaten komşusu açken tok yatmazsak biz emin olun bu memlekette huzuru, barışı ve insanlar yoksulluktan şikayet asla etmezler. Biz buna güzel ahlak diyoruz. Biz ekonomide, özellikle toplumun bütün ihtiyaçlarını karşılamaya, toplumun adil bir paylaşıma sahip olmasını arzuluyoruz. Kalkınmada iki temel prensibimiz var. Üreterek kalkınmayı benimsemeliyiz. Bir ülke kalkınacaksa, inşaatla, yolla, tünelle, köprüyle kalkınmaz. Bunlar sadece hayatı rahatlatır. Ama kalkınmışlığın kendisi değildir. Çok muazzam köprüler yapıldı ama 40 sene bunu ödeyeceğiz. Bizim bütün köprü, tünel ve otobanlarımız para basma makinası gibi. Verdiğinin 10 mislini kazanıyorlar. Böyle bir mantıkla ekonomi yönetilemez”

“ÜRETİME DESTEK VERİLMELİ”

“Üretim yapanların kendi faaliyetlerini düzgün yapmalarını sağlayacaksınız. Kastamonu’da 2 tane Organize Sanayi Bölgemiz var. 2 tanesinde 15-20 tane fabrika var. Fakat Kastamonu esas itibariyle bir tarım kentidir. Fakat ürettiği elinde kalıyor. Gelirken gördük, her tarafta sarımsak var. Niye? Çünkü sarımsak Kastamonu’nun en önemli ürünlerinden bir tanesi ama şu anda satışı yeterli değil, satamıyor. Dışarından da sarımsak ithal ediliyor. Siz çiftçilerin ayakları üzerinde durmasını istiyorsanız, girdilerin üzerindeki vergileri kaldırmalısınız. Bu birinci meselemiz. Çiftçi nasıl ayakta duracak, girdilerindeki tohumu, gübresi, mazotu, elektriği, tarımsal ilacı mutlaka vergilerden arındırılmalıdır. Çiftçi üretimini alana kadar vergi ödememelidir. O zaman ayakta durabilir. O zaman kendi geçimini sağlayacak bir gelir elde edebilir. Sanayi aynı şekilde, biz insanlar sanayi daha adımını atarken, para alınmasının taraftarı değiliz. Eskiden böyleydi, şimdi de farklı olduğunu zannetmiyorum. Aldığı yatırım giderlerinin vergisini ödüyor. Adam daha işe başlamadı. Yatırımcıya sizin her türlü desteği vermeniz icap eder ki, yatırımı bir an önce bitirsin. Ekonomiye katkı sağlasın. O zaman vergisini alın. Fakat ters dönüyor işler. Böyle çalıştığınız takdirde ülkede sanayiyi geliştiremezsiniz. Hem sanayide hem tarımda bizim 2 ilkemiz var. Bir ülke çapında ürün bazında bir politikamız olma. 2 bölge bazında da politikamız olmalı. Her ürünün ayrı bir politikası vardır. Politikanız olacak ki, siz üreticiyi ayağa kaldırabilesiniz. Sanayi bazında da aynı politikalar devam edecek”

“MİLLİ GELİRİN DAĞILIMI ÖNEMLİ”

“Şu anda milli geliri dağıtırken, asgari ücret açlık sınırında. AK Partili arkadaşlar bazen öyle bir heyecanla anlatıyorlar ki, ‘Bundan daha iyisi olmaz’ diyorlar. Peki verdiğiniz asgari ücret ne? Açlık sınırı. ‘Geldiğimiz asgari ücret şuydu, şimdi 10 katına çıktı’ diyorlar. O zamanda açlık sınırıydı, bugünde açlık sınırı. O zamanda adam karnını doyuramıyordu, bugün doyuramıyor. Hangi hikayeyi söylüyorsun? Milleti kandırmaya çalışıyorsun. Bir ailenin geçimini sağlayacak kadar bir ücret veriyor musun? Adı üstünde açlık sınırında veriyorsun. Bu adamın elektriği var, gazı var, diğer masrafları var, çocuğunun masrafları var. Bunları nasıl karşılayacak? ‘Ona karşımam, ben karnının doyacağı kadar para veririm, gerisini sen nereden bulursan bul’ diyor. Böyle bir anlayışla ekonomide adaleti sağlayamazsınız. Açlık sınırı 3 bin civarında, yoksulluk sınırı da TÜİK’e göre 10 bin, bazı sendikalara göre 12 bin civarında. Açlık sınırının 4 misli. Ben Türkiye’de hiçbir sendikanın da böyle bir talepte bulunduğuna şahit olmadım. Bulanamıyorlar, açlık sınırında bile zorlanıyorlar. Niye siz yoksulluk sınırını hedef alan bir toplu sözleşme yapmıyorsunuz? Bu millet bize yetki verirse ilk yıldan itibaren atacağımız ilk adım en az enflasyonun üzerinde yüzde 15-20 oranında bir zam yaparız. Ondan sonrada otomatiğe bağlarız. Bu şekilde yaparsanız yoksulluk sınırına yaklaşılır. Olur mu, elbette olur. Geçmişte yaşandı. 1996 yılında Necmettin Erbakan döneminde yapıldı. Bunlar olabilir, bunlar sadece cesaret istemez aynı şekilde bilgi de ister. Söylediğim şartlar yerine gelmezse, çiftçi 50 sene daha sürünmeye devam eder. Çalışan işçi ayağa kalkamaz. Gelecek yıl açlık sınırında bile asgari ücret veremeyecekler. Neden? Çünkü parayı har vurup, harman savuruyorlar”

“YOLSUZLUĞUN ÖNÜNÜ KESECEĞİZ”

“Yolsuzluk iliklerimizi sömürüyor. 15-20 milyar değil, 100 milyara yakın yolsuzluk var bu memlekette. Genelge çıkıyor, israfı durdurun. Esas israfın büyüğü orada, bir genelge ile israfı nasıl kaldıracaksınız? Bu arkadaşların yaptıklarına israf bile denmiyor. Şu anda Türkiye’de üretime katkı sağlamayan her yatırım israftır. İster havalimanı, ister yol, ister köprü yap, ne yaparsan yap israftır. Adaleti saraylarda aramaya başladık. Adalet sarayları inşa ediyoruz. Adalet saraylarda sağlanamaz. Saraylarda oturanlar, sarayın keyfine kapılır adaleti değil, kendi makamlarını düşünmeye başlarlar. Adalet hakikaten sarayda aranmaz. Devlet daireleri ihtişamlı hale geldi. Kapıdan girerken korkuyoruz. Bizim bu ülkede barışı, huzuru istiyorsak milli gelirin dağılımını da adil yapacağız. Biz bunu geçmişte yaptık, yine yaparız.”