Karayolu yolcu taşımacılığı iflasımızın son halkası

mafacan

Cumartesi sabahı Kalecik sapağında meydana trafik teröründe 8 vatandaşımızı kaybettik, 32 vatandaşımızın tedavileri sürüyor, aileleri başta olmak üzere yürekler kan ağlıyor…

Bu elim olayın müsebbibi uyuduğu iddia edilen şoförün ötesinde ülkemizdeki karayolu yolcu taşımacılığı sisteminin tamamı olsa gerek.

Sistem baştan sona elden geçirilmedikçe kan ağlatan bu trajik olaylar hiç bitmez, başa geldikten sonra bir süre konuşulduğu ile kalır o kadar…

Kuvvetle muhtemel tıpkı bu elim olayda olacağı üzere.

Ülkemizdeki karayolu yolcu taşımacılığımızın hem yolcu hem firma sahipleri hem de trafikteki diğer unsurlar açısından sağlıklı, sürdürülebilir ve çağ şartlarıyla yarışır olduğunu iddia edebilecek olan var mı?…

Yahut şikayetçi olmayan var mı?

Hiç hız kesmeden rekabet cenderesi altında birbirleriyle “fiyat” yarışı yapan otobüs firmalarının taşıma kalitesi yahut yol güvenliğine yatırım yapmaları mümkün mü?..

Peki bu riskli durumun senelerdir devam etmesine niçin hiç ses çıkarmıyoruz?

Otogarlar aynı güzergahlarda ucuz bilet ilanlarıyla çınlarken…

Fiyat farkının firmalarca nasıl sineye çekildiği niçin akla gelmiyor?

Otobüs şoförlerini hakkınca eğitebiliyor muyuz?..

Ehliyeti olması yeterli mi yoksa?

Yerel firmaların epey bir oranda ortadan kalkmasıyla ulus ölçeğindeki firmalara geçen yolcu taşımacılığımızda, şoförlerin bilmedikleri güzergahları öğrenmelerine yönelik kurum içi eğitimler veriliyor mu?…

Eğitimi geçtim, hat sayısına göre yeterli şoför var mı ülkemizde?

Bir şoförün günde kaç saat direksiyon başında kaldığının sahici ölçümlerini yapabiliyor muyuz?..

Denetliyor muyuz ya da?

Tecrübelerimden biliyorum, şehirlerarası yollarda yolcu otobüslerine yönelik “asayiş” denetimi had safhada, “trafik” denetimi ise yok denecek kadar az…

Yolcuların kimliğini kontrol etmek belki silahlı teröre önlem olabilir ama trafik terörünü engelleyebilir mi?

Yollar duble…

Güvenlik “tek yön”.

Devletimiz karayolu yolcu taşımacılığındaki görev ve sorumluluğunu kaza duyurusu yapmakla, ölü ve yaralı sayısı vermekle, kazanın sebebini tahmin etmekle, hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralı vatandaşlarımıza da acil şifalar dilemekle sınırlı tuttuktan sonra…

Daha çok yürekler yanar.

•••

Not: İlimiz inanç mekanları açısından son derece önemli potansiyele sahipken, bu zenginliği hakkıyla niçin duyuramadığımıza şaşıyorum…

Misal, Atabey Gazi Cami yahut namıyla Kırkdirekli Cami.

1273 yılına tarihlenen camiye evrilişi öncesindeki dini işlevini de ilave edersek…

Yaklaşık bin yıldır Kastamonu Kalesi yamacında.

İlimizin başlıca tanıtım yüzlerinden biri olması gerekirken…

Ancak meraklıları meftun.

Daha ilginci caminin giriş kapısının hemen karşısında yer alan “Maden Baba Türbesi”…

İlimizin evveliyatından beri maden işleyen bir tarihe sahip olduğunu kanıtlarcasına.

Kitabesinde kaydedildiğine göre Kastamonu’nun fethi esnasında orduda da savaşan Salih el-Münci, madenler hakkında geniş bilgiye sahip…

Niçin bu bilgi çerçevesinde araştırmayı genişletip, Maden Dede ile madencilik sektörünü bir araya getirmiyoruz?

Türbenin diğer sakinleri oldukları iddia edilen Veli Dede ve İsa Dede’nin kimlikleri de ses getirebilir?…

Araştırmak, duyurmak, emek vermek lazım ama.

 

mustafa-afacan-bant