RAHMETLİ PROF.DR. HÜSEYİN ÜNAL’IN ATATÜRK’LE İLGİLİ ANILARI

Seydilerli Prof.Dr. Hüseyin Ünal’ı (1913-1999) Kastamonu Lisesinden arkadaşları Anibal diye tanırlar. Liseden sonra Ankara’da Ziraat Fakültesini bitirmiş, fakültenin kimya bölümüne asistan olarak kabul edilmiş, doktorasını yapmış, Almanya’ya giderek mesleğinde önemli bir buluşa imzasını atmıştır. Ankara Üniversitesi Fen ve Ziraat Fakültelerinde 1982 yılına kadar öğretim üyeliği yapıp emekliye ayrılan Ünal, birçok Kastamonulu gencin de ziraat mühendisi ve öğretim üyesi olmasını sağlamıştır. Hakkında, ağabeyim Özdemir Tan’la birlikte kaleme aldığımız on ciltlik Gurur Kaynağımız Kastamonulular adlı biyografi ansiklopedimizin I.Cildinde (Ankara 2004, s.121-122) geniş bilgi verilmiştir.

27 Ekim 1999 tarihinde vefat eden Prof. Ünal’ın torunları AnibalTugan Ünal ve Hüseyin Güran Ünal dedelerinin anılarını Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda Kastamonulular ve Atatürk ile İlgili Anılarım adı altında (Ankara 2000, 42 s.) yayımlamışlardı. Ölümünün 81.yıldönümünde devletimizin kurucusu, modern Türk toplumunun yaratıcısı Yüce Atatürk’ü saygıyla anarken, Prof.Ünal’ın Atatürk’le ilgili anılarından da bir nebze söz etmek istiyoruz.

Prof.Dr. Hüseyin Ünal’ın Atatürk’le ilgili anılarının ilki kitabın Kıyafet ve Şapka İnkılabı başlığını taşıyan (s.25-34) bölümündedir. Ünal, Atatürk 23 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu’ya geldiğinde 12 yaşındadır. Ata İnebolu’ya giderken Seydiler’den geçecektir. Seydiler’deki karşılama hazırlıklarını ve karşılama anında yaşananları çok iyi hatırlayıp yazmış. Kitaptan, Atatürk’ün halka şu sözleri söylediği okunuyor (s.29):

“Gençlerimiz cephede düşmanla çarpışırken kadınlar, yaşlı erkekler her türlü mahrumiyete katlanarak kağnılarıyla bu yoldan gece gündüz cephane taşıdılar. Çok acı çektiniz, milletimizin büyük fedakârlıkları sayesinde zaferi kazandık, şimdi de baştanbaşa harap olan memleketi imar etmek için çok çalışmak mecburiyetindeyiz.”

“Gelirken gördüm, tarlalarınızın büyük bir kısmı boş kalmış, onları da ekin, fazla mahsul istihsal ederek ihtiyaçlarımızı bir an evvel temin edelim.”

“Medeni milletler serpuş, ceket, pantolon giyiyor, biz de giyeceğiz (Elindeki şapkayı yukarı kaldırarak) Buna serpuş derler, gözleri güneşten, kardan, yağmurdan muhafaza ediyor.”

Hüseyin Ünal, arkadaşlarıyla İnebolu dönüşü Ata’yı tekrar karşılamaya gidiyor. Yeni pantolon diktirmiştir ama Atatürk Seydiler’de durmamış, Devrekâni’ye geçmiştir.

Yıllar sonra Hüseyin Ünal, Ata’yla tekrar karşılaşacak hatta konuşma şerefine erecektir. Bu anı, kitabın “Ata’nın Modern Tarımın Temellerinin Atılmasında Gösterdiği Fedakârlıklar” (s.35-41) bölümündedir.

Hüseyin Ünal, Ankara’da Ziraat Fakültesi öğrencisiyken 1935 yılında bir yıl süreyle Gazi Orman Çiftliği’nde staj yapar. Bu süre içinde Atatürk’ü uzaktan veya yakından birçok defa görür. İki defa da Ata’nın sorduğu sorulara cevap verir. Rahmetli Profesör Atatürk’le ilgili şu anıyı anlatarak kitabı tamamlıyor (s.41):

“AOÇ’de biz stajyerlerin yemek yediği lokantada Ata’nın bir köşesi vardı. Ata, arada sırada akşamları oraya tek başına veya iki üç yakını ile gelirdi. Bizler, Ata’yı ayağa kalkarak selamlardık…”

“Tek başına geldiği bir akşam masasından kalkıp aramıza, boş bulunan bir masaya oturdu. Ne isteyeceğini gayet iyi bilen topal garsonu, kendisine hiçbir şey sormadan, bizim gibi masasına kuru fasulye, pilav ve yoğurt getirdi. Ata, yemeğe başlayınca arkadaşımız Kemal Kalınyazgan, yanındaki arkadaşının kulağına; “Ata, midesini bozacak!” diye fısıldamış. Fısıltıyı duyan Büyük Atatürk, yüksek sesle şöyle dedi:

  • Evlat korkma, hiçbir şey olmaz. Bu nimetleri bulamadığım günler çok olmuştur.”

Ata’mızı ölümünün 81. yılında saygıyla anıyoruz! Prof.Dr. Hüseyin Ünal’ın da kabri ışıklarla dolsun!

 

                           NAİL TAN