Kastamonu Sohbetleri – I

Aynılaşan bir dünya var, aynılaşan ülkeler, aynılaşan insanlar ve yaşamlar… Uganda’da akıllı bir telefonda hangi uygulama kullanılıyorsa Kastamonu’da da aynı uygulama kullanılıyor. Paris’te hangi sosyal medya fenomeni ünlüyse Isparta’da aynısı ünlü. Yaşanılan coğrafya, ülke ve dil faklı olsa da kültürler artık aynı…

Aynılaşan kentler var. Herhangi bir panoramik fotoğraf baksanız artık neresi olduğunu bilmezsiniz. Çünkü her yerde kopyala yapıştır mimariler, kaotik, yüksek binalar… Kentlerin görüntüsü kadar ruhları, insanları da aynılaştı. Göçler, teknoloji kentlerin ve kent sakinlerinin kendi beşeri şartlarında oluşturduğu tüm farklılıkları tüm renkleri yok ediyor…

Hızlı bir akış yaşamımızı, farklılıklarımızı anılarımızı bizi karakteristik yapan her şeyi silip süpürüyor. İşte bu noktada anılarda yaşananlar yazılı ve sesli kayıtlara geçirilerek tarihsel kayıtlara dönüşme zorunluluğu ortaya çıkıyor…

***

İşte biz de öyle yaptık. Kastamonu’nun kalbinde yaşananlara birebir tanık olmuş, olanların bir parçası olarak da Kastamonu’nun farklılıklarına emek vermiş “Kastamonu Duayenleri” ile kentimizin kendi olduğu zamanlara dair sohbet serilerine başlıyoruz.

İlk konuğumuz dimağı pasparlak, yaşadığı tecrübelere karşın delikanlı kalmış, kanı kaynayan Halim Usta (Yün). Onun bilgi ve hatıratlarının öncülüğünde Hüseyin Serhoşoğlu, Ömer Gülamoğlu ve Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Erkan Yılmaz…

Kastamonu üzerine sohbetlerin ana amacı ise Kastamonu’nun geçmiş ve yakın zamana kadar gelen kendine has özelliklerini, ekonomik, sosyal, kültürel bazda bir araya getirip, gazetemiz sayfaları aracılığıyla geleceğe bir arşiv, bir anı ve yitmez bir Kastamonu rengi bırakabilmektir.

***

Halim Usta 1946 doğumlu. Kırkçeşme Mahallesinden. Belediye’nin üstünde İtfaiye’nin yanında babasının kaportacı dükkânın da yetişiyor.Bu dükkânKastamonu’nun ilk araba tamircilerinden. Keza bu ilk olma özelliğini Zeki Topaloğlu’nun dükkânı da taşıyor. Halim Usta, Sanat Okulu mezunu, baba mesleğini bir on yıl kadar yapıyor. 1969 yılında Yongapan kuruluyor ve buranın ilk çalışanlarından oluyor.  1978’ten sonra Kuzeykent’teki fabrikanın kurulmasında yer alıyor. Kaportacılık mesleğini ise kardeşi Selim Yün devam ettiriyor.

Halim Usta hem yaşamı, hem ailesi hem de işleri gereği hep Kastamonu’nun kalbindeki yaşamın bir parçası olmuş. O yüzden hatırlarından anlattıkları Kastamonu Sosyal Tarihi’nin belgeseli niteliğinde…

Kendirden yular, iplikten çarşaf bağı; Kastamonu Kadını ekonominin merkezindeydi

Kastamonu Sohbetleri sosyal yaşam içinde ekonominin kaynakları ile başladı elbette… Elma, kendir, sarımsak, ahşap, helva, bakırcılık…

Halim Usta söze tarımcılığın bölgede azalmasıyla başladı ve yine bölgenin en kaliteli Amasya Elması yetiştiriciliğinden kent içindeki sandık işliklerine geldik: “Bölgede tarım eskiye göre çok azaldı. En güzel Amasya Elması Kastamonu çevresinde yetişirdi. Cihangir Bey isminde bir Ziraat Müdürü vardı, doğulu bir kişiydi. Burada ilaçlama motorları ve zirai ilaçları getirerek zaten yaygın olan elmacılığı daha da sıhhatli olarak geliştirdi ve köylüleri elmaya teşvik etti. Elma toplamaya Konya gibi farklı şehirlerden işçiler gelirdi. Kastamonu’nun her yeri elma sandığı yapmak için şeritçi doluydu. Deveciler’de vardı; Kebapçı Efkan’ın dedesi şeritçi Halil Usta’nın Sarıkaya’da vardı. Kırkçeşme’de Kalıpçı Mehmet vardı. Reşide isimli başka bir şeritçi vardı. Bir kadın olarak giyimi, kuşamı ve kamyoneti ile O’da kendine göre nam salmış birisiydi. Bunların yanında en az 5-6 kişi çalışırdı, sandık çakmak için. Bu elmalar ülkenin her tarafına giderdi. Ama daha sonra bölge müdürlükleri kurulunca halkımız tembelleşti.

***

Bunun öncesinde (Resmi Daire Bölge Müdürlükleri) kadınlı erkekli çalışan her eve günlük sıcak para girerdi. Çünkü kadınlar misal evlere “yular” yaparlardı, çarşaf bağı örerlerdi. Yani kendircilik mahalle aralarında yaşamaktaydı. Çarşaf Bağı’nın Togay Bayatlı, Balılar, Yücebıyıklar gibi esnaflar, evlere ip ve çarşaf verip sipariş yaptırırdı. Dokumacılık çok ileriydi. Kadınlar nasıl alıştı ise neredeyse uyuklarken bile görmeden bağ örerlerdi.

Bunun yanında sarımsağa giden ailelerde vardı. Bu arada hem kendir hem de sarımsak üretim merkezi olarak günümüzde Taşköprü tarafları görülse de aslında 1970’lere kadar merkez ilçe insanlarının ve köylülerinin ana uğraşısı bu iki ürün idi…

Kadınlı erkekli üretimin olduğu Kastamonu’dan bu şekilde bahsederken Ömer Bey (Gülamoğlu) lafa girerek önemli bir tespiti ortaya koydu:  Kastamonu’da pek de fakir yokmuş, orta düzeyde ya da zengin aileler varmış…

Halim Usta, kendirin öyküsünün yurtdışına kadar gittiğini anlatmaya başladığında Hollanda’ya uzanan bir yolculuk çıktı:

Eskiden Hollanda’nın yularlarını bizim buradan giderdi. Hollanda’ya yular yapılırdı. Ben çocukken Uzun Sokak’ın başına bir tır geldi, oradaki yangın havuzundan yukarı çıkamadı. Daha sonra mahalle aralarından at arabaları ile getirip tıra yüklendi. Yani bir mahalleden tır dolusu iş çıkıyordu. Ayrıca 50-60 mm urgan yapıp, hem de yağda kaynatıp gemiler için üretilirdi. Bir urgancı yanında, çeviren ayrı, döven ayrı gibi en az on kişi çalışırdı. Ev altları uzun işlikler şeklindeydi. Şimdi urgan üretiminde sürekli kendir geri geri çekilir, buradan da yola çıkarak özellikle kendirci esnafı “biz hep geri geri gittiğimiz için adam olamadık” sözünü kendilerine ironi yapmışlardı…

Gölveren’de kendir havuzları var, ıslayıp burada soyulurdu. Yani kent ve yakın kırsal çevresi duvarları olmayan bir fabrika kompleksi gibiydi.

Biz (Yongapan Sunta Fabrikası olarak) 1975 yılında kecini sunta yapmak için yurtdışından makineler aldık. Ama biz makinenin yapılması için ilk gönderdiğimizkecini tertemiz olarak gönderdik. Yani her yeri soyulmuştu. Yurtdışındaki adamlar da buna göre makine yapıp gönderdiler. Makineler geldi buna göre. Ama burada aldığımız kecinler ise tam olarak ayıklanmamışlardı, kıl gibi parçalar kalınca makine ancak 15 gün filan çalışabildi.

***

Ahşap işi oldukça geçmişten gelen bir meslekti. Mehmet Özeflanili Bey oyma üzerine Türkiye’deki en yetkin isimlerdendi. Cami mihrap ve minberleri yapardı. Alparslan Türkeş’e cevizden çivisiz geçmeli oyma bir masa yapmıştı.

Sini Bezi kalıpçılığı çok yaygındı. İsmail Muştu, İtfaiye’de Emir Onbaşı sürekli oyma yaparlardı. İtfaiye bölgesinde ayrıca at arabası yapanlar vardı. Ve zaten bu çevrede benzer meslekler buluşurdu.

Bu bölgede ayrıca Arabapazarı Karakolu vardı. Ve o dönemde karakollar mahkeme gibi idi. Çünkü sorunlar adli vaka olmadan babacanlıkla çözülürdü. Tabi Maşat Yakası Karakolu da bu söylenenin aksine dayağı ile ünlü bir yerdir.

Şık Kundura zamanında bir ayakkabı fabrikası idi. Bu mesleğe dair kalıbından, kesimcisine, dikiminden, süslemesine kadar ayrı ayrı ustalar vardı. Burası Cumhuriyet Meydanı’nda idi ve bir gece de burayı yıktılar. Çünkü çayın o tarafında o dönemde yol açılma çalışması vardı.

Bakırcılar çarşısı başlı başına ufak birer fabrika idi. Çın çın öter, o sokaklardan geçmek melodik bir sokakta yürümekten farksızdı. Bu kadar sesin nedeni ise birçok dükkanın olması ve bunun yanında da bir dükkanda en az on kişi çalışması idi. Bakırcılık, çok ileri safhada bir meslekti.

Halim Usta, memleket mesleklerinden son olarak helvacılıktan bahsetti bizlere. İşin içinde ilginç bir hikaye vardı. Çekme Helva’dan Pişmaniyeye uzanan öykü…

Halim Usta duyduğumuz kadarıyla dedi, bir hikâye olarak İzmit’ten gelen bir kişi burada cezaevine düşüyor, sonra çıkınca bizim helvacıların yanında çalışmaya başlıyor. Bir süre sonra işini öğrenince memleketine geri dönüyor. Orada başlıyor yapmaya ama helva bir türlü tutmuyor, bizdeki gibi kıvam tutmuyor ve adam pişman oluyor ki yaptığı bizim helvanın olmamış haline “pişmaniye” deniyor. Bu hikâyebugünden değil daha o günlerde konuşulan birşeydi.

Halim Usta, Hüseyin Serhoşoğlu, Ömer Gülamoğlu ve Erkan Yılmaz ile Kastamonu Sohbetlerinin ilk bölümü iktisadi hayatın bir kesiti oldu. Dimağımız canlandı, tarihe not düştük ve aslında nasıl bir kimliğe sahip olduğumuzu kendimize ir kez daha göstermiş olduk… Paylaşan herkesin gönlüne sağlık…