Kastamonu Sohbetleri – II

Bir önceki Kastamonu Sohbetlerinde ilimizin yakın geçmişinin ekonomik ana hatlarından bahsetmiştik. Bu yazı ise Halim Usta’nın hafızasındaki kentin eğlence kültürü ve buna eş olarak yeme içme kültürüne bir göz atacağız… Ardından biraz spor biraz da günlük yaşam olacak satırlarımızda…

Söz Halim Usta’da…

Kahveler çoktu o dönemde. Ama buralar akşamları özellikle bir buluşma yer gibiydi. Kahvelerde meddahlar olurdu. Misal Meddah Ahmet vardı ve çok ünlü, değme günümüz komedyenlerine taş çıkartırdı. Kahve kahve gezerdi geceleri. Misal Kara Mehmed’in kahvede misal Yaşar’ın kahvede, herkes oraya giderdi. Bu kişi spontane hikayeler çıkarırdı ve herkesi gülmekten kırıp geçirirdi.Kastamonulu, başıboş bir kişiydi ve ekmeğini akşamları yaptığı gösterilerden çıkarırdı. .

En ünlü kahve Kara Mehmed’in kahvesiydi, ikinci belediye binasının olduğu yerdeydi. Havuzlu bir yerdi, Şerafettin diye bir garsonu, Haşim Ağa diye de ocakçısı vardı. Kara Mehmed de ütülü pantolon, köstekli filan birisiydi. Aşağı Mağret’te yine havuzlu bir kahve vardı, Vakıf’ta Kütüğün kahve vardı. Kırkçeşme Mahallesinde Numan Ağa’nın kahvesi iyiydi. Her kahvede sadece meddahlar değil ayrıca cümbüşçüler vardı. Tam bir eğlence mekanı idi. Mahallenin saz sanatçıları ya da çalanları, gezgin ozanlar gelirdi.

Kastamonu’nun hafızasındaki unutulmazlardan biri de Yorgansız Hakkı ile Aşık Veysel’in atışması olup Halkevin’degerçekleşmesiydi. Yorgansız tam bir efe idi. Zıpka pantolon, köstekli ve kıvrak zekalı biri idi.

***

Her mahallede açık hava sineması ve kapalı sinemalar vardı. Külhan Raşit elinde tenekeden yapılma megafon vari aleti ile duyuru yapar, “şu film Yeni Melek Sineması’nda” gibi duyurularla tellalık yapardı. Kaymakçıoğlu İş Merkezinin olduğu yerde Yeni Melek Sineması vardı. Gazipaşa’nın (İlkokul) orada Liva Paşa Konağı’nın yanında bir sinema vardı. Ethem’in işlettiği Halkevi’nde de bir sinema vardı. Pasaj Sineması da eski bir sinema salonu olarak sayılabilir aynı zamanda.

***

 

Banka Aralığının orada Şık Kundura’nın üstünde Merkez Lokantası vardı. Merkez Lokantası’nda ortada yüzlerce çeşit içkinin sergilendiği bir mekân vardı. Orada, o dönemde öylesi bir çeşitliliği görmek herkesi hem şaşırtıyor hem de memnun ediyordu. Ayrıca Şota Restoran ise eski İş Bankası’nın çıktığı yere açılmıştı. Buralar çok nezih içkili mekânlardı ve halkın gönül rahatlığıyla gittiği gibi şehir dışından gelen misafir ya d görevlilerinde misafir edildiği yerlerdi.

Meyhane kültürü ya da içki dendiğinde elbette Kastamonu’da yaşaya gayrı müslim vatandaşlarda akla geliyor. Çünkü yakın zamana kadar alkol üretimi otomasyon olmayıp ev yapımı olan bir üründü.  Bu noktada Rum Rakısı ve belki de “mastika” da Kastamonu’da imal edilen içkilerdendi. İşte bu noktada Halim Usta’nın aklına gelen üretici Kızılbayır’dai de (Honsalar Mahallesi) belkide mübadeleye girmemiş bir kişinin ki bu Rum bir Kastamonulu, bu rakının yapımcılarından biri olarak gelmekte…

***

Başlı başına meyhane kültürünün dışında ailecek gidilen ister içkili ister içkisiz mekanların varlığı da Salim Usta’nın kelimeleri arasına karışıyor…

Çakılın Bahçesi vardı. Olukbaşı’nda. Aile bahçesi idi, elma ağaçlarının sardığı bir bahçe idi. Ayrıca şu andaki stadyumun oraya çok güzel aile bahçeleri vardı. Buralarda kebap çıkardı, içkiliydiler ama aileler huzur içinde buralarda vakitlerini ya da hafta sonlarını geçirirlerdi. . Nezih yerlerdi ve hiçbir zaman kabalık, taşkınlık yaşanmazdı.

Elbette ki kentsel mekânların dışında yakın çevrelerin mesire yerleri de hem aile hem de erkeklerin eğlence merkezlerini oluşturuyordu. İşte bu yerlerden biri Açık Maslak idi. Burada da her pazar kebap çıkardı ve halk mesire yeri idi. Bunun dışında mevkinin doğal güzelliği, kente yakın oluşu gibi etmenlerden dolayı kentli erkekler buraya Cumartesi gecesinden gidip Pazara sabahlayanlar öyküleri bile oldukça eğlenceliymiş…

***

Eğlence mekânları, restorantlar, mesire yerleri derken Kastamonu’nun hem halk hem de esnaf olarak “Milli Yiyeceklerinden” olan Kastamonu Dönerine geliyor söz…Söz geliyor gelmesine de, Halim Usta eski lezzet,eski koku, eski usuller gibi noktalarda biraz rahatsız…

Çünki Halim Usta diyor ki: Eski dönerler sadece koyun etinden yapılırdı. Cızırcızır ses verir, ekmek arasına alınca yağı akardı. Nasrullah Köprüsü’nün üstünden döner kokusunu alırdın. Kömürle yapılır, sabah erken piştiği kömürü yakılırdı.Dönerin en makbul yeri ise meme denen, döner parçalarından sarkan kısmının yağlı kızarmış kısmıdır

Akıyor Göloğlu’nun biryanı… diyerek hem kebabın hem de pastırmanın özünü belirten bir özdeyişle resmi tarihin dışında bilgiler almaya devam ediyoruz…

Kastamonu’da yemek, yemekte de kebap önemlidir… Ancak şöyle birşey de vardır ki kebap işi yapanların yüzde 90’sınıngözü olduğu gibi elleri de oldukça hızlıdır… Siparişini verirsin ya da porsiyonun miktarı bellidir ama ne hikmetsetartıya kemik karışır ki gramajlar değişir ki ustaların elleri çok hızlı olup fark etmezsin bile…

Ama meslek elbetteki usullerine göre işler yine de. Kendine göre ahlakı, meslek belirli bir işleyişi vardır… İşte bu noktada da Salim Usta çocukluğundan bir anıyı aktarırı bize:

Davalı lakaplı biri vardı; babamla gitmiştik bir öğlen vakti acele işimiz var vebabam Davalı Ustaya dedi ki; “Yaa usta biraz acele verir misin”, Davalı lakaplı kebap ustası kör bu arada,ve babama verdi cevabı: Usta, eğer et istersen aşağıda kasaplar haline git yok kebap istersen bekle vaktini…” Yani henüz pişmeden vermek olmazdı kebabı acelesi olmazdı ve meslek kuralları geçerli olmak zorundaydı…

Salim Usta’nın anılarında ve anlattıklarında Kastamonu’nun sosyalleştiği bir başka olgunun da çeşitli sanat cemiyetleri olduğu görülür. Bunlardan biri Musiki açık konserler ve Cemiyeti imiş. Cemiyette saz sanatçıları erkek, koro ise kadınların da olduğu karışık bir grup. Ve bu topluluk, her hafta halka konserler verirmiş.

Salim Usta: Musiki Cemiyetleri vardı. Eski Belediye’nin bahçesinde toplanırlardı. Eşref Bey vardı, çok güzel cümbüş çalardı, İhsan Titiz’în Babası Zeki Bey ud çalardı, Mehmet Bey vardı Boyabatlı, çok güzel darbuka çalardı. Belirli zamanlarda toplanır ve halka konser verirlerdi. Korolarında kadınlar da vardı…

***

At, Şahin, Motosiklet…

Kastamonu’nun özellikle 1960’lı yıllarının havalı bir modası da motosiklet sahibi olmak ve bu motosiklet tutkunlarının organize gösteriler yapmasıydı. Ve elbette Halim Usta da Hüseyin Serhoşoğlu gibi abilerimiz de bu grubun önde gidenlerinden de… Söz şimdi onlarda:

Motorcular vardı. Şapka Bayramlarında (Atatürk’ün Kastamonu’ya Gelişi ve Şaka Kıyafet İnkılabı yıl dönümleri, Ağustos) 30 kişilik bir grup olarak 1965’lerde gösteriler yapardık. Tabi ki gösteri öncesinde bir süre antrenmanlar yapardık, keza akrobatik hareketlerimiz pek çoktu. Gösteri içinde validen izin alırdık ve halkın karşısına çıkardık.

Hayati Bülbül’ün babası Bülbül gibi başı çeken büyüklerimiz vardı. 1965 yılında ehliyete yaşa tuttuğunda kurs açalım dediler, ehliyet için, Ulvi Konu (merhum), Bülbül gibi 20 kişi ehliyete başvurduk. Gazipaşa İlkokulunda akşamları teorik ders aldık ama kısa süre sonra bazı nedenlerden dolayı kapandı. Kurs bitmedi yani. Sonra Vali Bey’in odasına çıktık. Vali Bey beni ufak tefek görünce, biz bu gibilere ehliye verelim de insanları mı ezsinler sokaklarda deyince Bülbül hemen söz girdi, “Sayın Valim, biz Halim gibi gençlerimize eğitim verelim ki bilinçlensinler o nedenle de kazalara sebebiyet vermesinler diye eğitimli ehliyet almalarını istiyoruz” dedi ve kurs açıldı.

Motosikletin spor olduğu Kastamonu’da elbette bisiklette önemli yer tutuyordu. Hele ki Cumhuriyet sonrasında kentte organize edilen ilk takımların bisiklet kulüpleri olduğu düşünülürse, 1960’lardan itibaren Cihat Bayındır, Hayri Yavuz, Barbaros Yavuz gibi isimler çok önemli bisikletçilerin hem milli takımda hem de önemli kulüplerde Kastamonu’yu temsil etmesi de yadırganmaz.

***

Kastamonu taa antikçağlarda bu yana Anadolu’nun atçılık merkezlerinden biri. Ata düşkünlük Kastamonu sadece kırsalın bir tutkusu değil aynı zamanda kentli insanların d sevdası şeklinde.

Hüseyin Serhoşoğlu, atalarından gelen mirası ve o günleri şu şekilde anlatıyor:

Günümüzdeki Karayollarının orası at sahası idi ve yarışmalar yapılırdı. Merhum babam da rahvan at beslerdi ve çok tutkundu. Hatta tutkusu o kadar çoktu ki, şehirde de atı ile dolaşırdı. 1960’larda Karayollarının orada at yarışları olur ve çevre illerden de gelirlerdi. Düzenleyenler ise Devrekanili Demirci Mehmet Usta vardı, Gazozcu (Sıhhat Gazozu-Banka Aralığında) gibi meraklıları yapardı.

Atçılık demişken şahin beslemek de Kastamonu binlerce yıllık tarihi içindeki uğraşılarından biri olduğunu da anımsayıp Hüseyin Bey’in Çilingirler Çarşısındaki esnaflarda ve kent ağalarında şahin beslemenin de büyük bir tutku olduğu ve bu şahinlerle grup halinde üç dört günlük ava çıkıldığı anekdotunu da burada vermekte fayda var.

***

Futbol Kastamonu’da en sevilen sporlarındandı ancak çok geç tarihlerde profesyonel hale gelmişti. Ama bunun öncesinde halkın sosyalleştiği, kardeşlik duygularının tatlı bir rekabetle pekiştiği bir etkinlikti. Halim ve Hüseyin Abi o günlere bakarak, Çam Spor, Su Spor, Esnafspor’u söylüyorlar hemen ve ekliyorlar Esnafspor’da daha çok terziler yer tutardı ve bu terziler çok iyi top oynarlardı hatta takımda Arsen ve Adrisgibi Ermeni arkadaşlarımız da vardı diyorlar.

Söz Kastamonu’da yaşayan gayrı müslim isimlerden açılınca eski dostluklarda akla geliyor:

Onnik, Stefan, Tuzcuların orada Aleksan, Manuk (Ahmet-Yapı Ustası) Usta, Hırant, Artin vardı. Ermeniler yakın arkadaşımızdı. Ramazan aylarında bizim tüm adetlerimize çok saygılı idiler. Hiçbir düşmanlık yaşanmadı buralarda. 1970’lere doğru onlar Kastamonu’dan gidince Kastamonu’nun kanal ve kanalizasyon işleri aksadı. Çünkü onların yaptığı işlerin başında gelirdi. Ve işlerine çok sadıktılar, hiç kaytarmazlar ve işleri bitene kadar bırakmazlardı.

***

Stadın orada muazzam bir spor kompleksi vardı. Olimpik yüzme havuzu, iki atış poligonu, iki tenis kortu, güreş salonu, basket sahası. Statta bu kompleksedaha sonradan ekleniyor. Ki Türkiye’nin ilk ızgaralı stadı olarak yapılıyor. Keza yine o tarafta yani Olukbaşı’nda güreş meydanı vardı. Burası Arnavutoğlu Ali, Milli Güreşçimiz Hilmi Tafracı gibi çok değerli isimlerin terleri ile sulanmıştı.