Kastamonu’daki kamera arkası ile Ayhan Işık’ın “Katil” filmi… “Kastamoni ne tarafta…”

Belki bir gün Kastamonu’da “Sinema Turizmi”nin baş rol oyuncusu olur…

1953 yılında Lütfi Ömer Akada, Türk Sinema Tarihi’nin başyapıtlarından biri olan “Katil” filmine imza atar. Filmin başrollerinde Ayhan Işık, Gülistan Güzey, Neriman Köksal, Turan Seyfioğlu, NubarTerziyan, Mualla Sürer gibi dev isimler yer almakta.

Filmin ana teması haksız yere Sinop Cezaevine atılan filmin başkarakteri Ayhan Işık’ın buradan kaçarak İstanbul’a ulaşması ve haklı davası uğruna savaşmasıdır. Dolayısıyla Sinop’ta başlayan sahneler, Sinop, Sinop-Kastamonu arası, Kastamonu ve Ilgaz Dağları ile devam eder ve sonra İstanbul’da devam eder. Film bu nedenle Kastamonu kültür tarihi açısından da değer taşımaktadır.

***

Lütfi Ömer Akad, 2004 yılında İş Bankası Yayınlarından “Işıkla Karanlık Arasında” kendi anılarını topladığı bir kitap çıkarmıştır. Bu kitapta ünlü yönetmenin hayatı ve sinema çalışmaları ile ilgili birçok anısı toplanmıştır. Bu anılar arasında bir bölümü de Sinop ve Kastamonu’da çekilen “Katil” filmine ayrılmıştır. Akad’ın bu anılarına göre hem Katil filminin kamera arkasındaki olaylara göz atılırken hem de Kastamonu için farklı detaylara da ulaşmak mümkün olur.

Lütfi Akad; dönemin çok ünlü görüntü yönetmeni Kriton İlyadis, filmin yapımcısı Osman F.Sedenve başrol oyuncusu Ayhan Işık ve bir başka arabada da iki asistanla birlikte henüz “kaçış” sahneleri yazılmamış filmin bu sahnelerini çekmek için Sinop’a yola çıkarlar. İki araç arka arkaya düşmüş bir şekilde bir yaz mevsiminde Kastamonu’ya doğru Çerkeş üzerinden gelirken büyük bir kazaya uğrarlar ama şans eseri de kimse yaralanmaz. Oldukça ilgin anektodlarla dolu bu kazayı Lütfi Akad anılarında şu şekilde aktarır:

“Katil” filminin yazılmamış “Kaçış” bölümünden başlayacağız. Geçen yıl da Hudson marka koca otomobili ile bizi oradan oraya taşıyan şoför Cemil’in arabasına doluyoruz. En toplumuz Osman olduğu için o önde, arkada ben, Kriton ve Ayhan. Arkadaki arabada sürücü ve iki yardımcımız yola çıkıyoruz, kimi nedenlerle oyalandığımız için gece olmadan Kastamonu’ya varmak istiyoruz, bu nedenle Cemil biraz hızlı sürüyor.Çerkeş’de keskin bir virajı alır almaz karşımıza bütün yolu kaplayan eşeğe binmiş üç yolcu çıkıyor, Cemil çarpmamak için ne gerekiyorsa yapıyor, onlar kurtuluyor ama biz dört tekerleği havada kalacak biçimde devriliyoruz. Arabanın içinde ne yapacağız diye devinirken keskin bir benzin kokusu alıyorum ve “Benzin!” diye bağırıyorum, “çabuk çıkalım.” Hepimiz sağ salim dışarıdayız, ama içimizde en şaşıranı Osman, ön tarafın o küçük penceresinden nasıl çıktığını anlamaya çalışıyor.

Neden sonra gerilerde kalmış ikinci araba geliyor, elbirliğiyle arabayı sallayarak bir seferde yerine oturtuyoruz. Bütün bunlar olurken bir türlü aklımdan çıkmayan dehşet verici bir şey daha oluyor. Yan yana giderek yolu bütünüyle engelleyen eşekli üç yolcu başını bile çevirip bakmıyor, devrilen arabada yaralanan ölen var mı, umurlarında değil, konuşmalarını sürdürerek gidiyorlar. Cemil arabayı gözden geçiriyor, sorun yok. Doluşup yola devam ediyoruz, bir süre eşeklileri kolluyorum, yoklar. Bir yan yolda göremediğimden duman oldular diyorum. Gün batarken Kastamonu’dayız.”

Katil filminin omurgasını oluşturan ekip kazaya rağmen Kastamonu’ya sağ salim vardıktan sonra, sabahın erken vaktinde kahvaltı için kaldıkları otelden çıkarlar. Lütfi Akad’ın satırlarından aşağıda okuyacağımız bu kahvaltı sabahında ilginç olan detay, “Kastamonu Döneri” ile “Kuyu Kebabının” geleneksel olarak Kastamonu esnaf ve vatandaşları için bir öğle yemeği değil, sabah kahvaltısı olduğu, bu geleneksel esnaf yemeklerinin 1950’lerde nasıl da bir kahvaltı menüsü ama yine de ritüel bir menü olduğunun görülmesidir. Bir diğer özellik ise Lütfi Akad’ın kulağında öyle kalmasından bilinmez ama kuyu kebabı olan “büryan ya da biran”ı “miran” olarak adlandırmasıdır.

“Sabah kahvaltı etmek üzere otelin yemek salonuna iniyoruz Kriton’la, oturmak üzereyken burnuma nefis bir “ateşte et” kokusu geliyor. “Dur Kriton,” diyorum “bakalım bu koku nerden geliyor”. Çıkıp kokuyu izleyerek sokağın ucunu dönüyoruz. Bir dönerci dükkânı ile karşılaşıyoruz. Hemen yerimizi alıyoruz, az sonra aynı yolu izleyen Ayhan görünüyor. Dönerlerimiz geliyor ama yanlış yere geldiğimizi anlıyorum hemen. Gözüm karşı dükkânda olanların ayrıntılarına takılıyor. Ağarmış saçları, kısa kesilmiş çember sakallı tombulca bir adam, kolları sıvalı. Tezgâhın başından iç tarafa doğru gidiyor, orada çömeliyor, ne yaptığım göremiyorum ama besbelli dükkânın ortasında bir kuyu var. Elinde çengele asılı nar gibi kızarmış bir et parçasıyla dönüyor, pirinç bir terazide tarttıktan sonra pırıl pırıl parlayan küçük bir satırla lokma büyüklüğünde parçalara bölüp bir tabağa koyuyor: Tezgâhta ayrıca tepeleme bir tepsi nohutlu pilavla dilim dilim kesilmiş karpuz var. Yarın sabah orada yiyeceğiz. Dönerciye karşı dükkânda ne verildiğini soruyorum, görünüşü kadar güzel bir isim söylüyor: “Miran,” Ama ertesi sabah biz Sinop’tayız.”

Yönetmen Lütfi Akad, Sinop’a ulaştığında henüz yazılmamış kaçış sahneleri için hazırlıklara bakar, keşifler yapar ve Sinop Valiliğinin de yardımları ile Sinop Kalesi, hapishane, ıssız kumlar ve mahallelerdeki çekimlerini tamamlarlar. Ancak kaçış sahneleri sadece Sinop ile sınırlı değildir. Sinop’tan Kastamonu’ya doğru yola çıkıldığında bazı tesadüf gelişmelerle birlikte Ayhan Işık’ın bir jipe el koyuşu ile bir sel yatağındaki zorlu ve panik halindeki koşturmaca sahneleri tamamlanır ve Ilgaz Dağı’na doğru devam edilir ve burada Ilgaz’dan yaşlı bir amca ve onun ön tarafı hana benzeyen evinin önünde çekimler yapılır.

O gece Ilgaz’da kalındıktan sonra tekrar Kastamonu’ya doğru yola çıkılır. Lüfti Akad, geçtikleri Ilgaz Dağı’nın ormanlarını Sabah erkenden yoldayız. Kriton’la yolu kollayarak gidiyoruz. Bir yerde durduruyorum arabayı. Sık bir orman kıyısındayız. İniyoruz. Kriton’a istediklerimi anlatıyorum. Kuşkuyla çevresine bakınıyor, ormanın içine doğru birkaç adımatıyoruz, çevre birden kararıyor, güneş ve aydınlık hemen orman kıyısının iki adım ötesinde perde varmışçasına kesiliyor.” diyerek tarif eder.

***

Filme göre bir kaçak olarak Kastamonu’ya ulaşan Ayhan Işık’ın buradaki sahneleri Saat Kulesi’nden panoramik kamere geçişi ile başlar. Daha sonra çarşı içine inerek Oduncu Pazarı gösterilir. Buradan Nasrullah Cami önünde oturan çarlı kadınlar ve şadırvanın görüntüsü verilir. Buradan eski otogara geçen Ayhan Işık bir İstanbul otobüsünde yer bulur ancak bir süre sonra jandarma kontrolünden dolayı yayan olarak devam etmek zorunda kalır. Ilgaz civarında Ayhan Işık, araçtan ayrılarak yaya vaziyette kaçmaya çalışır ve buradaki Ilgaz görüntüleri ile filmdeki Kastamonu görüntüleri sona erer. Ancak kaçış sahneleri film boyunca serpiştirildiğinden Kastamonu görüntüleri film boyunca yer alır.

Lütfi Akad kitabında Kastamonu’daki çekimleri gerçekleştirirken yerel halk ile olan etkileşimlerini de aktarır ve Kentli görgüsüzlüğümüzle mizah ustası köylülere uzun zaman anımsayıp gülecekleri malzemeler yaratıyoruz” diyerek bir sinemacının gözünden Kastamonu tanımlaması yaparak filmin Kastamonu’ya dair kamera arkasını bilgilerinin de sonuna gelir…

“Dönüp yola koyuluyoruz.Kastamonu’dayız. Geniş bir alanda çarşı, pazar kurulmuş.Araçları bir köşeye çekip dolaşıyoruz. Çocuklar bir tezgâhınönünde kümeleniyorlar. Kilim işlemeli bir dokuma bulmuşlar, metre metre kestiriyorlar, yandaki tezgâhta biri de işi ağaçbir pipo almış, ağzında çekiştirip duruyor, satıcı gülüyor, “Tütün çubuğu değil o oğlum, ona zıbık derler, beşikte erkek bebelerin çüküne tutarlar işemesi için,” diyerek açıklamasını sürdürüyor. Kumaşları kâğıda sarıp bağlayan satıcı “Biz bu kumaşları İstanbul’dan getiriyoruz beyim,” diyor. “Hem ordadaha ucuz, bir de buradan oraya taşıması var,” diyor dudağının kıyısında ince bir çizgiyle. Kentli görgüsüzlüğümüzle mizah ustası köylülere uzun zaman anımsayıp gülecekleri malzemeler yaratıyoruz. Daha da rezil olmamak için arabalara doluşup, “Miran” yiyemeden Kastamonu’dan kaçıyoruz.”

 

***

 

MURAT KARASALİHOĞLU