Kastamonu’dan geçen Amiral…

Topraklarımız itibariyle kanlarımız asker millet olmamız yönünde akar. Emekli Amiral Sn. Cem Gürdeniz’le Hedefteki Donanma kitabını okuduğumda tanışmıştım. O zamanlar Silivri’de malum sebeplerden ötürü zorunlu ikamet ediyordu. Kitabı okurken kâh gururlanmış, kâh üzülmüş, kâh kaderimize ve yaşananlara söylenmiştim. Ağustos ayında Kastamonu’ya gelmiş bir proje kapsamında bilgiler vermişti. Cuma akşamı bu sefer de Çanakkale Savaşları nedeniyle bizleri donanmanın neden önemli olduğu ile ilgili bilgilendirdi.

Her kitap okuduğunuzda bir sonraki kitabı beklersiniz. Cem Komutanımız içinde her konuşmasını yaptığında bir diğer konuşmasını bekliyorsunuz. Şahsım adıma onun gibi komutanlara sahip olduğumuz için gurur duyuyorum.

“Siz olmasaydınız biz olmazdık” diye başladı konuşmasına İnebolu Limanın önemini mermi taşıyan kadınlarımızın nasıl ülkeyi kurtardığını, yiğit Kastamonu halkını kendisinden dinlemek ayrı bir övünçtü. Çanakkale neden yaşanmıştı? Neden donanmada bu kadar geriydik? Neden üç kıtaya hâkimdik derken aslında karalarına hâkimdik kısmını acı tecrübelerle öğrendiğimizi aktardı değerli komutanımız.

Konuşmadan kısa kısa başlıkları ise;

“Osmanlı döneminde donanma fakiriydik.1770 Çeşme, 1827 Navarin, 1853 Sinop baskınları da mevcut donanmamızın büyük yaralar almasına neden oldu. Denizcileşmenin jeopolitik ekseni siyaset üstü anlayışla takip edilmeli geliştirilmelidir. Kıbrıs’ı donanma yüzünden kaybettik 1974’te gelişmiş bir donanma askeri zaferin asıl unsuru olmuştu. Bir deniz devletinde yaşamanın bedeli her koşulda denizi kullanmak ve denizde güçlü olmayı gerektirir. Bunun için devlet kurumları ve halkımız ile denizcileşmemiz de en az güçlü bir donanma kurmak ve geliştirmek kadar önemlidir. Türkiye Avrasya’da jeostratejik bir aktördür. Dünya tarihinin büyük bir bölümünün yazıldığı coğrafya Avrasya’dır. Türkiye’nin 21. Yüzyılda Avrasya’ya yönelmesi jeopolitik ve jeo ekonomik bir kader olacaktır. Anadolu’daki son Türk devletinin geleceği; tarihinde yaşandığı gibi denizdedir. Yaşadığımız ve sonsuza dek yaşayacağımız coğrafyada deniz gücünde değil gerilemeye, duraksamaya dahi tahammül yoktur. Türk boğazlarının savunma ve güvenliği her türlü öncelik ve önemin üzerindedir. Karadeniz’de, sahildarlar dışında başka güçlerin sürekli donanma varlığı bulundurmalarına izin verilmemelidir. Montreux rejimi her koşulda devam etmelidir. Mavi vatanımızdaki hak ve çıkarların öncelikle farkında olmalı, bunlara hassasiyetle sahip çıkılmalı ve korumalıyız.

Bugün Karadeniz dışında ilan ettiğimiz kıta sahanlığı/MEB (münhasır ekonomik bölge) alanı yoktur.

Kıbrıs’ın kuzeyindeki bağımsız Türk varlığı Lozan’daki deniz jeopolitiği dengesizliğini önleyen en önemli kazanımdır.

KKTC gerek coğrafya gerek adada mevcut Türk askeri gücü ile ikinci bir donanma etkisi yaratmakta ve deniz gücümüze dolaylı katkı sağlamaktadır.

Türkiye bu denizdeki hak ve çıkarlarına sahip çıkmaz, AB ve ABD’nin dayatmalarına boyun eğer ve Meis yüzünden Antalya Körfezi’ne hapsolursa, dip zenginlikleriyle birlikte kabaca 100 bin kilometrekarelik  alanı kaybeder.

Bu haritaya razı olmak ve KKTC’den vazgeçmek Anadolu’nun güneyden kuşatılmasını kabullenmektir.

KKTC’nin kaderi New York, Washinton DC, Londra, Brüksel, Paris ve Berlin’e bırakılamaz. KKTC kaybedilirse, adadaki askeri varlık kaybedilir.

İkinci Donanma etkisi kaybedilir.

Doğu Akdeniz kaybedilir.

Mavi Vatan kaybedilir. Antalya Körfezine hapsediliriz.

Deniz Ulaştırma rotalarımızın kontrolü kaybedilir.

Güneydoğu Anadolu’da bölücü ve ayrılıkçı hareketlere doping etkisi yaratır.

İskenderun Körfezi riskli sulara dönüşür.

Türkiye, ekonomik anlamda büyüdükçe ve zenginleştikçe, nüfusunun eğitim ve kültür seviyesi arttıkça, en önemlisi bilimselliğe ve akılcılığa yaklaştıkça denizcileşecektir. Böylece refah ve güvenliğini arttırırken mutluluğu da artacaktır.

Gelecekteki Türkiye’nin refah ve güvenliğinin anahtar kelimesi şüphesiz DENİZCİLEŞMEKTİR. Denizcileşmeyi başaran ve deniz jeopolitik hedeflerini koruyarak geliştiren Anadolu daha bağımsız, daha uygar, daha demokratik, daha akılcı, daha bilimsel, daha üretken, daha çalışkan, daha cesur, daha çevreci, ve tüm bunların sonucunda “DAHA ZENGİN VE DAHA MUTLU”olacaktır.

Denizcileşen Türkiye umuduyla…