Kastamonu’nun “kurtuluşu”nu ne zaman kutlayacağız!..

Önce bi hatırlayalım…
19.06.1996…
Tam 23 yıl önce…
Yine Kastamonu Gazetesi’nde yayınlanan…
“1917 Bolşevik Devrimi bizi de devirdi!” başlıklı yazımdan bir bölüm… Şöyle demişim:
“Temel övünme noktalarımızdan biri, Kastamonu’nun işgal görmemiş oluşudur.
Evet, işgal görmedik…
Ama üretim biçimimizde bir dönüşüm yaşanamadığı için, geçmişte işgal gören iller kendilerini birer birer ‘kurtarmayı‘ becerirken, yöremizin ekonomik anlamda ‘işgal altında‘ kaldığını kabul etmeliyiz!”
Ve eklemişim:
“Tükettiğimiz ürünlerin büyük bir çoğunluğu il dışından gelmekte, buna karşılık, insanımıza “artı değer” sağlayan pek çok ürünümüzü pazara doğru dürüst sunamamaktayız.”

● ● ●

Lâfı uzatmaya gerek yok.
Aradan bunca yıl geçti…
Hâlâ “üç aşağı, beş yukarı” benzer noktadayız!
Yerimizde saymadık elbette…
Ama sergilediğimiz performansın yeterli olmadığı apaçık ortada.

● ● ●

Onun için ısrarla diyoruz ki:
Geleceğe güvenle yürüyebilmek, attığımız adımlara uyumlu bir süreklilik kazandırabilmek için tüm ilimizi kapsayan bir “Kastamonu Sosyo-Ekonomik Master Planı”mız olmalı.
Mesela:
Kendirimizi ne yapacağız? “Kader“imize razı olup seyirci mi kalacağız, yoksa hiçbir şeye aldırmadan geçmişte oynadığımız “başrol“e yeniden mi soyunacağız?
● Özelleştirildikten sonra âtıl kalan Taşköprü SEKA’yı çürümeye mi terk edeceğiz?
Pancar tarımımızı eski parlak günlerine döndürebilmenin yollarını nasıl bulacağız?
Şeker fabrikamızın üzerinde dolaşan “ha satıldı ha satılacak” karabulutlarını nasıl dağıtacağız?
● Tarımda, hayvancılıkta nasıl bir yol haritası izleyeceğiz?
● Küre örneğinde yaşadığımız gibi, ekonomi biliminin doğrularını hiçe sayan gelişmeler gündeme geldiğinde sözümüz ne olacak? “Daha yerin üstünü halledemedik ki…” duyarsızlığına mı hapsolacağız?
● Karadeniz’in en uzun sahil şeridine sahipken, denize ve deniz ürünlerine seyirci kalışımıza nasıl son vereceğiz?
● Yaz, kış, tarih ve inanç turizminde senkronize bir organizasyon imkânı yaratabilmemizin yolları neler?
● Özel Uğurlu Hastanesi’ne sırtımızı dönüp, Ballıdağ’a “bırak yıkılsın” mı diyeceğiz?
● Yatırım tecihlerimiz… İstihdama bakışımız nedir?
Bunlar ya da bunlara benzer pek çok hayatî konuda, başta kamu kurumlarımız olmak üzere, üniversitemiz, sanayi ve ticaret odalarımız, sivil toplum kuruluşlarımızla “hedefe nasıl kilitleneceğiz?”

● ● ●

Sorular… Sorular… Sorular…
Can sıkan…
Moral bozan…
Beyin yakan sorular…

● ● ●

Kendimizi kandırmayı bırakalım…
Daha fazla zaman kaybetmeyelim…
Dünya bambaşka bir noktaya doğru evriliyor…
Acilen bir zihniyet değişimine ihtiyacımız var.
Deli bozuk rüzgâr gibi bir o yandan bir bu yandan eserek ilerleyemeyiz! Aklımıza esince, tarım…
Canımız sıkılınca, turizm…
Keyfimiz bozulunca, orman diye diye geldik bugünlere…
Bize plan değil, pilav lazım” diyenlerin gazıyla harcadık zamanı!
Planı olmayanın pilavı da olmaz.
Bunun acı sonuçlarını yaşıyoruz toplum olarak…
Yaşadık, gördük; plansızlığın kimseye faydası yok!
Müreffeh bir Kastamonu için…
Önce…
“Kastamonu Sosyo-Ekonomik Master Planı”mız olacak.
Sonra…
Tarımımız olacak…
Hayvancılığımız olacak…
Madenciliğimiz olacak…
Sanayimiz olacak…
Ticaretimiz olacak…
Mutfağımız olacak…
Balıkçılığımız olacak…
Tarihiyle, deniziyle, inancıyla, doğasıyla, ormanıyla turizmimiz olacak!
Ve bu işlerin her zerresi Kastamonulular’ın alın teri, el emeği, göz nuruyla yoğrulacak
Her attığımız adım bir puzzle’ın parçalarıymışçasına birbirine eklenecek… Ekonomik “esaret“imiz böyle sona erecek.

● ● ●

İşte o zaman…
Çalışmanın onuru, başarmanın özgüveniyle…
“Yaman olur Kastamonu uşağı…” türkülerini söyleyeceğiz hep birlikte…
Ve…
Kastamonu’nun “kurtuluşu”nu kutlayacağız!
Davullarla, zurnalarla...