“Kastamonu”yla zamanda yolculuk!

Bugün zamanda yolculuğa çıkıyoruz…

Gazetemiz “Kastamonu”yla…

Tam 37 yıl önceye “ışın”lanıyoruz…

Ne kişisel bilgisayarlar…

Ne laptoplar…

Ne tabletler…

Hiçbiri yok.

İnternet yok, internet!

1993’e kadar da olmayacak…

Sadece oyun amaçlı Commodore 64’ler “mahcup” bi edayla piyasaya yeni yeni adım atıyor…

Yayıncılıkta şimdiki teknik imkânların henüz binde birinin alâmeti bile belirmiş değil.

Yazı ehli için daktilo devri.

●●●

Tarih, 8 Haziran 1982…

Kastamonu Gazetesi, bir yazıma ev sahipliği yapıyor:

Kavalet… Kasa… Hurufat…

Yani…

Baskıya girecek yazıların harf harf, satır satır, tek tek elle dizildiği günler!

Başlık:

“Bilişim Toplumu…”

●●●

Türkiye, 12 Eylül’ün “ağır hava”sını yaşıyor…

Bilişim Derneği’nin kurucusu ve efsane genel başkanı Prof. Dr. Aydın Köksal henüz Hacettepe Üniversitesi’nde doçent… Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda bir konferans veriyor:

“Bilgisayarların Yığınsal İletişim, Toplum Yasası Üzerindeki Etkileri”

Köksal’ın anlattıklarıyla yaşadığım “şok”u, Kastamonu Gazetesi’nde “Bilişim Toplumu…” başlığıyla paylaşıyoruz…

●●●

Bi kulak verelim mi?

Köksal, 37 yıl önce neler söylemiş…

Biz size neler aktarmışız…

Haydi…

Pür dikkat başlayalım:

“19. yüzyılın başlarında Sanayi Devrimi ile nasıl günümüzün kapitalist toplumu oluşmuşsa, 20. yüzyılın sonlarında da Bilgisayar Devrimi ile 21. yüzyılın ‘Bilişim Toplumu’ diyebileceğimiz toplum biçimi oluşacaktır.”

“Bilişim Toplumu…” Yani, yaşama tümüyle bilgisayarların girdiği toplum…

Köksal konuşmasını sürdürüyor:

“Japonya başta olmak üzere Amerika, Fransa.. gibi ülkeler ilkokullarında çocuklarına bilgisayar okur-yazarlığını çoktan öğretmeye başladılar bile.”

Demek biz henüz çocuklarımızın tümüne abece okur-yazarlığı sağlayamamışken bir de bilgisayar okur-yazarlığı çıkmış ortaya!

Şaşırttıkça şaşırtıyor Köksal:

“Bugün sözünü ettiğim ülkelerin bir bölümünde -önümüzdeki yıllarda tümüne yayılacak- artık ne ansiklopedi kullanılıyor, ne kitap. Gerektiği an aç bilgisayarının düğmesini, ver komutunu hangi ansiklopedinin, kitabın hangi sayfasını istemişsen ekranda, karşında.

Gazete de öyle… Basıver düğmeye gelsin karşına okuyacağın gazete.

(…..)

Ne kâğıt, ne para, ne zarflı mektup olacak yakında. Mühendis bile projesini bilgisayarda çizecek: ‘Şurasına kapı koy, burasına balkon yerleştir. Ön yüze 219 A tipi pencere tak.’

Beğenmedi mi? Sil, yenibaştan.”

Esprili ve akıcı anlatımıyla bilimsel gerçeklerle ülkemiz gerçeklerini karşılaştırarak izleyicilerdeki şaşkınlığı alıveriyor arada:

“Sayın Turgut Özal birkaç yıla dek ‘Japon Mucizesi’ yaratacağımızı söylüyor.

Bir örnek veriyorum Japonya’dan.. Adamlar otomotiv sanayiinde kaynakçılık, cıvata sıkıcılığı gibi insan olma özelliği gerektirmeyen işlerde çalışan 300.000 kişiyi, sanayilerinde insan olma özelliği gerektiren işlere aktarıp yerlerine 75.000 robot koydular. Bundan dolayı işsizlik de olmadı. Çünkü insan-gücü açıkları vardı. Bu açığı sorunlarla yüklü yabancı işçiyle kapatma yerine insan olma özelliği ölçütünü kullanarak robot-insan değişimini gerçekleştirerek kapattılar.

Biz bugün insan olma özelliği olgusunun ayrımına varamamışken nasıl ‘Japon Mucizesi’nden söz edebiliyoruz, anlayamıyorum.”

Köksal konuştukça konuşuyor… İzleyiciler şaşırıyor, şaşırıyor… Yalnız konuşulanlar, şaşkınlıklar arasından yıldırım gibi bir gerçeği çekip çıkartıyor ortaya:

Dünya dönüyor… Hem de öyle bir hızla dönüyor ki, üzerinde yaşayan azgelişmişlere tur üstüne tur bindirerek!..

●●●

Peki…

37 yıl sonra bu yazıyı sizlerle neden tekrar paylaşıyoruz?

Açıklayalım…

Uzun süredir ısrarla:

■ Tüm ezberlerimiz bozuluyor…

■ Bildiğimiz her şey farklılaşıyor…

■ Dünya hızla değişiyor…

■ Üretim süreçleri emeğe olan bağımlılığını sıfırlamaya doğru yol alıyor…

■ Özetle, Endüstri 4.0‘ın etkileri her alanda belirginleşiyor…

■ Sanayi devrimini ıskalamanın faturasını hayli kabarık bir biçimde ödemeye devam ediyoruz…

■ Aynı yol ve yöntemleri izleyerek farklı sonuçlara ulaşamayız.

■ Hiç olmazsa dijital devrimi çok geç olmadan özümseyelim…

■ En temel ihtiyacımız, acil bir zihinsel değişim.

■ Aklımızı başımıza alalım… “Oyun”u kurallarına göre “oynayalım!”

Deyip duruyoruz ya…

İşte…

Tam da bu yüzden!

●●●

Görev ve sorumlulukları gereği, yazıp çizdiklerimize öncelikle duyarlı olması gerekenlere sesleniyoruz…

Bu gazetede okuduğunuz pek çok yazıyı bir “mumya sessizliği”ne bürünerek “pas” geçtiğinizi sanıyorsunuz ya…

Yapmayın.

Sonra memleket kaybediyor!