Miralay Halit Bey’in Cide notları

Geçen hafta,Cidelilerin  yol konusunda vilayet makamına verdikleri bir dilekçeden söz etmiştik. O yazıda halkın yoksulluğu da söz konusu ediliyordu. Bugün de Miralay Halit Akmansu’nun Cide ile ilgili tespitlerini  okuyalım.

Miralay Halit Bey, Türk ordusunun en seçkin subaylarından biri. Ömrü cephelerde geçmiş. Savaş sonrası milletvekilliği görevinde bulunmuş.  Dünyanın geleceğini iyi analiz eden bir insan. Mecliste yaptığı bir konuşması dikkatimi çekmişti. İlk ve orta dereceli  okulsorunlarınınhenüz çözülmediği yıllarda, okul öncesi eğitimden söz etmiş.Biliyoruz ki, Sanayi Devrimi ile birlikte kadınlar çalışma hayatına girdi. Kadınlar çalışacak ama çocukları ne olacak, onlara kim bakacak? Halit Bey onları düşünmüş ve anaokullarınınaçılmasını önermiş. O yıllara göre çok ileri bir fikir.

Halit Bey milletvekili iken, 1924 yılında ilçelerimizi dolaşmış, halkın dertlerini dinlemiş. Gezi dönüşü kendisiyle uzun bir mülâkat yapılmış. Onun söyledikleri bugüne kadar  gündeme geldi mi, herhangi bir yerde yayımlandı mı bilmiyorum. Cide hakkında verdiği bilgiler çok ilginç.

Cide, Karadeniz kıyısında şirin bir ilçemiz. Ne var ki şirinlik karın doyurmuyor. Köyler fakir olursa ilçenin durumu da fakirleşir. Gökten para yağacak değil. Köyler tahmin edilenden çok daha fakir, sefil. Yedikleri ekmek gıda teşkil etmez.Her taraf dul ve yetimlerle dolu. Ekip biçecek arazi yok. Bir kısım yerlerde ancak küçük ölçekte mısır yetişiyor. Gıda yokluğu nedeniyle insanların mısır kozalaklarını öğütüp yediğini anlatırdı büyüklerimiz. Halit Bey de aynı şeyi söylüyor.

Cideliler, fakir olmalarına rağmen devlete karşı bütün görevlerini yerine getirmiş. Vergi ödemiş, yardım etmiş, askere gitmiş hatta şehit düşmüş. Yoksulluğu kader bilmiş ama devletine asla küsmemiş. Halit Bey 1920 ve 1923 yıllarına ait bazı rakamlar vermiş. Mütekaidin, eytâm ve erâmil,efrad-ı müstebdele (emekli, yetim, dul ve muvazzaf askerlik hizmetini bitirenler) maaşlarından 13222 lira, Tekâlif-i Milliye kanunu gereğince halktan alınan malların karşılığı olup henüz ödenmeyen 14081 lira, nakliye parası 3900 lira, askerliği bitmiş ama alacakları henüz gelmemişlerinparası 3500 lira. Toplam olarak Cidelilerin devletten alacağı 35.220 lira olarak görülüyor. Bunlar daha sonra ödenmiştir her halde.

Halit Bey askerlikle ilgili rakamlar da veriyor. Ahz-ı asker dairesinden, (günümüz diliyle askerlik şubesi) almış bilgileri. 1900 (1316/17) yıllarının başlarında kazanın nüfusu 37 bin.Balkan ve I.Dünya Savaşlarında Cide çok büyük kayıp vermiş. Bunların önemli bir kısmının köylerden olduğu düşünülürse felaketin boyutları daha iyi anlaşılır. Neredeyse köylerde erkek nüfus kalmamış.

Eceliyle, hastanede, sevkiyatta veya hava değişimine gelip ölenler 1664 kişi olarak gözüküyor. Şehit olanlar 1841 kişi. Hayat ve memâtı meçhul olanlar 1357 kişi; toplam 4862 kişi. Cide gibi bir yerde yaklaşık beş bin kişi yok olmuş. 10936 kişi askere sevkedilmiş, bunlardan 6074 kişi terhis olup gelmiş. Savaşlar sonunda kaza nüfusunun 1/8’i meydanda yok.

Ortaya serilen bu takamlar vaziyetin ne kadar feci olduğunu gösteriyor. Askere gitmek, vergi vermek elbette herkesin görevi. Ancak devletin de vatandaşlara belirli hizmetleri sunması gerekmiyor mu?. Temel kamu hizmetlerinin sunulduğu kuşkuludur. Devlet hizmetlerinin başında yol, okul ve sağlık geliyor. Yol olmayınca hiçbir hizmetin ne ilçeye ve ne de köylere ulaşması imkânsızdır. Cideliler hep bu yol konusundan mustarip olmuşlar. En yakınlarındaki Bartın ve İnebolu ile olan bağlantıları denizden yapılmış. Bu tarz bir ulaşımı birkaç kez kendim yaşadığım için  durumu takdir edebiliyorum. Deniz her zaman plaj havasında olmaz. Hatta Karadeniz bir saat içinde değişir; sessizlik gider, gürlemeye başlar.

Cide ile Azdavay arasında karayolu derseniz çok yetersiz. Yakın tarihi bilenler hatırlayacaklardır, bugün kullandığımız yolun bile on beş, yirmi yıllık mâzisi ya var, ya yoktur. Niteliğini hiç tartışmıyorum. Yol gitmeyen yere diğer devlet hizmetleri nasıl gidecek?

Biz ortaokulda iken Cideli arkadaşlarımız vardı. Sömestre tatilinde önce İnebolu’ya gider, oradan da vapur veya motorlarla Cide’ye geçerlerdi. Dönüşte de aynı yoldan geri gelirlerdi. Denizin dalgalı olduğu zamanlarda vapur İnebolu’ya uğramadan geçip gidermiş. O zaman kahve köşelerinde sabahlıyor insanlar. Otel yok mu diyeceksiniz? Var ama cepte para yok.

Cide ile Kastamonu arasındaki sarp dağlar ve derin vâdiler ulaşımı engellemiş. İlginçtir; valiler zaman zaman il dahilinde Sinop, Zonguldak, Bartın ve Ereğli’ye gitmişler.Bunun için önce İnebolu’ya gitmek gerekiyor. Sonra vapur yolculuğu başlıyor. Valiler de haklı, deniz dalgalı olduğunda Cide’ye nasıl çıkacaklar? Cideliler yakınıyor; Atıf Bey dışında kazamıza hiç vali gelmedi diyorlar.

Cide’nin sorunları anlatmakla bitmez. Halit Bey, istatistik açıdan bize kıymetli bilgiler vermiş, kaynağını da göstermiş. Kendisini rahmetle anıyorum.

 

MUSTAFA ESKİ