Mutlu yıllar

23

Yeni yılın ilk yazısı. Ülkemize barış ve huzur gelmesini  diliyorum.
Bu gazetede ilk yazım 3 Ocak 1981 günü yayımlanmıştı. Kolay değil, 36 yılı geride bıraktık. O zaman gazeteyi rahmetli Siyami Özel yönetiyordu. Bir gün sohbet sırasında, bazı yerel sorunları gündeme getirmesini rica etmiştim. Dikkatle dinledi ve “aziz hemşerim, sen âli mektep mezunusun, bunları kendin yaz” dedi. Birkaç gün sonra yazdım, verdim. Usûldendir,  yazı köşesinin bir adı olur. Siyami Bey; hurufat çekmecelerini karıştırdı, isim aramaya başladı; “Bugün” klişesini buldu. Yazılar uzunca bir süre böyle yayımlandı.
Yeni nesil pek bilmez; eskiden yazılar tek tek, harflerin birleşmesiyle dizilirdi. Baskı bitince harfler aynı işlemle kendi kutularına dağıtılırdı. Zor, meşakkatli işlerdi. Bu nedenle yazıların kısa tutulması arzu edilirdi; biz de öyle yaptık.
1981’den 2017’ye geldik. Yazılarımın künyesini tutmadım ama 1200’ün üzerinde olduğunu sanıyorum. Önceki yazılar farklı günlerde çıktı; son on yıldır Pazartesi günlerinde yazdım. Sıradan olanları hiç önemsemiyorum; ancak bazı yazılarda tarihî vesika kullandım. Bu belgeleri eski gazetelerden aldım, okuyucuya aktardım. Sonuç olarak gazetelerden geldi, yine gazete sayfaları arasında kaybolup gitti. Ortada bir şey kalmadı. Şubattan itibaren öğrencilerimden destek alarak bütün yazılarımı toplayacağım. Aralarında seçme yapıp özellikle tarihî belge kullandıklarımı kitap haline getireceğim. Bilgiler kitap haline gelmiyorsa maalesef kaybolup gidiyor. Benimki de öyle oldu.
Diğer bir konu Safranbolu. Kastamonu; geçmişte Bolu, Çankırı, Sinop sancaklarının idarî merkezi. Matbaa kurulmuş, gazeteler, dergiler basılmış. Taşradan gönderilen haberler, mektuplar, raporlar ve benzeri yazılara rastladım. Safranbolu için de çok değerli tarihî bilgiler gördüm. Şimdi onları derliyorum; kısmet olursa kitap olarak yayımlayacağım.
Yukarıda anlatmaya çalıştığım her iki konunun zorluğunu biliyorum. Diğer yanda  üniversitedeki hocalık görevimi de aksatmayacağım. Bu yoğunluk içinde, haftalık da olsa  gazetedeki yazılarımı sürdürmeye gayret edeceğim. Zaman zaman aksamalar olabilir diye düşünüyorum; her halde anlayışla karşılarsınız.
Kendimle ilgili konuyu bitirmeden önce, Kastamonu Gazeteciler Cemiyeti’ne müteşekkirim. Değerli gazeteci kardeşlerimiz, 2016 yılı gazetecilik ödüllerini belirlemişler. Hüsnü Açıksöz adına verilen özel ödüle şahsımı layık görmüşler.Teveccühlerinden dolayı KGC Başkanı Sayın M. Erkan Yılmaz ve Yönetim Kurulu üyelerine gönülden teşekkür ederim. Ayrıca telefon veya sosyal medya üzerinden kutlamalarda bulunan dostlarıma; özellikle eski ve yeni tüm öğrencilerime en kalbî teşekkürlerimi sunarım.
Gelelim asıl gündeme. Acı, tatlı günler yaşadık, sıkıcı bir yıl geride kaldı. İç ve dış siyasî olaylar ülkemizi adeta akrep gibi sardı. Terör devam etti ama devlet de asla firene basmadı; terörün anlayacağı dilden konuştu.
İhanet bitmiyor; 15 Temmuz ülkemizi zor durumda bıraktı. Eski darbelerinin izlerini silmeye çalışırken yeni bir olayla  karşılaştık; şehitler verdik, kan aktı. En önemlisi millî iradenin tecelligâhı  TBMM bombalandı.
Orta Doğu sadece bizim değil dünyanın kanayan yarası. ABD’nin 1991’de Irak’ta başlattığı eylemler günümüze kadar geldi. Şimdi bölge sanki bir cehennem. Ne olacağını kimse kestiremiyor. Binlerce insan öldü; sağ kalanlar ülkesini terk etti; aç, susuz, perişen, sığınacak yer arıyor. ABD, AB ve NATO bir aymazlık içinde mi, yoksa bilinçli şekilde bizi köşeye mi sıkıştırıyorlar? Terör örgütlerine kimlerin, nasıl silah verdiğini geçen gün Sayın Cumhurbaşkanımız açıkladı. Kim dost, kim düşman; kuzu postuna bürünmek yok.
Kastamonu’yu sevindiren önemli konular da var. Birincisi yeni hastahanemiz birkaç güne kadar açılıyor. Hayırlı olsun. İnşaallah hekim kadroları da artar ve hastalarımız dışa gitmekten kurtulur. Yıllardır sıkıntı çektik ama sonuç güzel olunca unuturuz.
Ilgaz dağı dize geldi, tünelimiz de hayırlı olsun. Araçlar zamandan, yakıttan tasarruf edecek; en önemlisi husus güvenli seyahat. Bundan böyle İstanbul’a da Ilgaz üzerinden gidelim. Mesafe yakın, zamandan kazanırız; üstelik yol da otoban. D100 karayoluyla Karabük yolu kıyaslanamaz. Güvenli ve rahat yolculuk istiyoruz. Eminim ki, firmalar da bizim arzumuzu dikkate alacaklardır. Araç, İğdir, Karabük yolcularını unutmayız ama bazı seferler Ilgaz üzerinden yapılsın.
Ankara-Kastamonu arası yarım saat kadar kısaldı. Bundan böyle Ilgaz tesislerinde mola istemiyoruz. Yıllardır çok tenkit edilen bu konu artık son bulmalı.
Yiğidi öldürelim, hakkını yemeyelim. Sayın Binali Yıldırım Ulaştırma Bakanı olmasaydı tünel hükümetin gündemine gelmezdi; bizler daha uzun yıllar Ilgaz’da zincir takmaya devam ederdik. Tünele ismi çok yakışıyordu ama 15 Temmuz işin rengini değiştirdi. Olsun, varsın; böylesi de güzel.  Gerede’de otobana çıkınca Özal’ı rahmetle anıyorum; tünelden geçerken de Binali Bey’in kulaklarını çınlatacağım.
Son konu Uğurlu Hastahanesi. İyi niyetlerle başlayan iş yokuşa sardı. Rivayetler muhtelif ama bir gerçek varsa iki, üç yıldır cenaze ortada. Bazılarınız hatırlar; müteşebbis ruhun kırılması bakımından kiremit fabrikası olayı çok anlatılırdı. Şimdi de hastahane meselesi onun yerini alacak. Bu konu Kastamonu için bir haysiyet meselesi haline geldi. Belediye Başkanımız Tahsin Babaş ile Mehmet Yıldırım mücadele veriyor; Allah yardımcıları olsun. Diğer siyasilerimizin de geri kaldıklarını hiç sanmam. Ele güne karşı, ‘Kastamonulular bu meseleyi çözemediler’ denmemeli. İnsanlarımız işsiz; neticede buradan çok sayıda insan doğrudan veya dolaylı olarak ekmek yiyecek. Bunun farkında mıyız? Emin olun; başaranlar şehrin tarihine geçer.

PAYLAŞ