Öğretmenler Günü

1928 yılında Latin harfleri kabul edildi.  Yeni yazının halka öğretilmesi gerekiyordu. Bu amaçla 24 Kasım 1928’de Millet Mektepleri Talimatnamesi yayımlandı, Atatürk de başöğretmen oldu.

Talimatnamede, 16-45 yaş arasındaki vatandaşların okuma yazma öğrenmesi mecburi tutuldu.Çeşitli yerlerde kurslar açıldı. Eski harfleri bilenler iki hafta, hiç bilmeyenler dört hafta kurs gördü.Kurslar Ekim’de başladı, Nisan’a kadar sekiz yüz bin dolayında erkek ve kadın okuma yazma öğrendi.

Bu çalışmalar 1929’da biraz daha ileriye gitti;  Millet Mektepleri A ve B dershaneleri şeklinde ikiye ayrıldı. A dershanelerinde hiç okuma yazma bilmeyenlere yeni yazı öğretildi.  Buna karşılık B dershanelerinde okuma yazma bilenlere aritmetik, tarih, coğrafya, yurttaşlıkvesağlık bilgisi gibi dersler açılarak temel kültür kazandırıldı. 1936’ya gelindiğinde iki buçuk milyondan fazla insan bu dershanelerden belge aldı.

Latin harflerine geçiş zaman zaman tartışılıyor. Yeni yazının kabul edilmesiyle, bir gecede insanların cahil kaldığı söyleniyor. Araştırma yapmadan böyle bir iddiada bulunmak çok hatalıdır. O zamanlar, en iyimser tahminle nüfusun yüzde onu ancak okuma yazma biliyordu. Cumhuriyet ilan edilinceher açıdan yoksul bir Anadolu gerçeğinin ortaya çıktığı görüldü.

Öğretmen Okulu ilk kez 16 Mart 1848’de İstanbul’da açıldı ve imparatorluk sathına yayıldı. Kastamonu’da erkek öğretmen okulu Şubat 1884’de, kız öğretmen okulu da 1915’de açıldı. 16 Mart tarihi öğretmen okullarında uzun yıllar bayram şeklinde kutlandı. Öğretmen yetiştiren kurumlar yüksekokul statüsüne geçince bu gelenek bozuldu. Bugün eski 16 Mart coşkusu eğitim fakültelerinde yok.

12 Eylül döneminde, Hasan Sağlam’ın Milli Eğitim Bakanlığı zamanında24 Kasım tarihi Öğretmenler Günü olarak kabul edildi. Kırk yıla yaklaştık, toplum benimsedi, iyi de oldu. Ancak gün ihdas ederek öğretmenlik mesleğine saygınlık kazandırılmaz; itibar başka bir şey.

Hasan Sağlam’ın bakanlığında Öğretmenevi projesinin başladığını da bir kenara yazalım. Bugün ülkemizin birçok il ve ilçesinde son derece güzel donanmış yıldızlı Öğretmenevleri var. Otel, yemekhane ve  toplantı salonları piyasa standardının çok üstünde. Bunu yapanları takdirle karşılıyorum. 12 Eylül sözü geçince ortalık biraz dumanlanıyor ama iyi yapılan şeyleri deinkâr etmeyelim.

Öğretmenlik, herkesin yapabileceği sıradan bir meslek değil. Özlük haklarının iyileştirilmesi gerekiyor. Her şeyden önce öğretmeni iyi yetiştirmeliyiz.Ne yaparsanız yapın, sistemin çekirdeğinde öğretmen var ve her zaman olacak.

Meslekte yarım yüz yılı çoktan aştık, kendimizden de söz edebiliriz artık. Sadece Öğretmenler Günü’nde değil her zaman ilkokul öğretmenim Seniha İnan’ı rahmetle ve şükranla anıyorum. İlkokul, ortaokul ve liselerde ders verdim. Kırk yılı aştı, yüksekokul ve fakültelerde ders veriyorum.En zor öğretmenlik ilkokullardadır.Öyle hassas dokunuşlar olur ki, bunlar hayatımızın akışını değiştirir.Benim için de Seniha Hanım böyledir.

Üç yıl köyde okudum,noktayı koyacak yeri bilmiyordum. Aritmetik dersinde basit işlemleri ancak yapabiliyordum.Köy okulunu bıraktık, 1954 yılında Gazipaşa İlkokulu 4/B sınıfına geldim. İkinci katta, merdivenin hemen sağ başındaki sınıf. İyi ki 4/B ve Seniha Hanım.

Sınıfla aramda inanılmaz derecede seviye farkı vardı. Adeta uzaydan gelmiş gibiydim.Seniha Hanım benimasasının yanındaki sıraya oturttu.Aramızda elli, altmış santimlik bir mesafe vardı, sıraya sürünerek geçerdi. Her hareketimi görüyordu. Bir yıl boyunca özel intibak programı uyguladı, sabır gösterdi,hep teşvik etti. Göründüğü kadar yumuşak değildi ama bana karşıçok müşfikti. Sene sonuna doğru kendimi ancak toparladım.

Zor bir dönemdi benim için, her gün Budamış’tan geliyordum; bir saat geliş, bir saat gidiş, üstelik yol da çok kötüydü.Akşamları yorgun dönerdim; idare lambasının ışığında ders çalışır, öğretmenime karşı mahcup olmak istemezdim.

Bir gün gelirken yağmura yakalandım, çok da ıslandım, geç kaldım. Sobanın yanında üstümü kuruttum, her tarafımdan buhar çıkıyordu. Seniha Hanım, “oğlum doluya mı yakalandın?” diye sordu. Kelimenin anlamını bilmeden evet dedim. “Vah vah” diye hayıflandı. Doluyu ne bileyim; bizim bu havalideki köylerde dolu’ya hâlâ sepken derler.

Farkındayım, bugünkü yazım biraz farklı oldu; günün modasına uydu, ekseni de kaydı. Duygusal yazılar bazan böyle oluyor, hoş görün.

Aramızdan ayrılan öğretmenlerimizi rahmetle anıyor; yaşayanlara sağlıklı, huzurlu ömürler diliyorum

 

 

MUSTAFA ESKİ