Önce gönülde reform

Dünyada teknoloji ve iletişim her geçen gün hızla güçleniyor; koca yer küresi portakal gibi küçüldü. Diğer yanda ayrıştırmalar, ötekileştirmeler bütün hızıyla devam ediyor. Aynı düşünceyi paylaşmayan insanlar, başkalarınahoşgörülü davranmıyor; bu durum önce tahammülsüzlük, sonra ötekileştirme yaratıyor. Zaman zaman gerilimlere kavgalara neden oluyor.

Dünya kurulalı beri çekişme, kavga sürüyor. İnsanlar, farklılıklara rağmen birlikte yaşamak için ellerinden gelen çabayı göstermiyor. Aynı ülkede, insanlar arasında dil, din, kültür birliği olmasına rağmen ayrımcılık, çekişme yaşanıyor.

Çağdaş görünümlü Batı toplumları, çok övündükleri hümanizmaya rağmen ayrımcılığı uyguladılar, hâlen buna devam ediyorlar. Irk, dil, din, mezhep, renk ayrımcılığı her tarafta karşımıza çıkıyor. Avrupa’nın her ülkesinde az veya çok yabancı düşmanlığı görüyoruz. İlk yaptıkları şey asimilasyon, yani kendilerinden olmayanları aralarında eritmek. Bu mümkün değilse ötekileştirmek, dışlamak, bazı temel haklardan yoksun bırakmak.

Çağımızın insanı, makineleşmenin etkisiyle duygusallığını yitirdi, gerçek maneviyattan uzaklaştı. Fizyolojik olarak oburlaşırken, ruhen fakirleşti. Daha fenası yalnızlaştı. Arkadaş, komşu, dost kim belli değil. Bütün bu kavramlar silindi, gitti. Merak ediyorum pandemi sonrasında elde ne kalacak acaba?

Dünya bir değişim içinde ama nereye gittiği belli değil. Karanlıkta yürüyen sarhoş gibi bir o yana, bir bu yana sallanarak yol alıyor. Aslına bakarsanız insanlığın çok ciddi bir reforma ihtiyacı var. İnsanlar makineye esir oldu, bu taassuptan mutlaka kurtulmalı.

Reform konusu son yıllarda bizde de çok kullanılan bir söz. İşin doğrusuna bakılırsa son üç asırdır hep reformu konuşmuşuz ama yapılanlara gelince önemli bir kısmının reform olmadığı görülüyor. Belki bunlara ıslâhat demek daha doğru bir ifade. Çünkü ıslâhat, iyi gitmeyen bir şeyi biraz düzeltmek gibi bir şey. Makine arızalı ama tamir ederek çalıştırmaya gayret ediyorsunuz.

Reform, yeni şekil demek. Yaygın manasıyla köklü değişiklik anlamına geliyor. Adına ister reform, ister ıslahat diyelim; Lâle Devri’nden başlayarak bazı yenilikler yapılmış ama derde deva olmamış. İhtiyaç duyulan bir konuda köklü değişim yapılmazsa arzu edilen başarı sağlanamıyor.

Reformu yapmanın bazı özellikleri var. Her şeyden önce, değişim yapılacak alanda ihtiyaç olmalı ve toplum bunu hissetmeli. Aksi halde yapılan işler havada kalır. Diğer bir husus, reformu yapacak lider ve kadro gerekli.Son üç asra baktığımızda, Atatürk’ün dışında reform yapacak güçte bir lider yok bizde. Üçüncü faktör, konjonktür dediğimiz iç ve dış siyasal iklim düzgün olacak. Ayrıca reform sadece tek alanda yapılmaz, bir bütünlük içinde düşünülmeli her şey.18. Asırda önce askerî sahada reformu denedik ama başarılı olamadık. 19. Yüz yılda eğitim ve diğerlerini devreye soktuk.

Reform yapılırken,  kendi kendimize ölçü koymamız bir şey ifade etmez. Çağdaş ülkeleri örnek almalıyız. Söz gelimi hukuk reformu diyoruz. Cumhuriyet döneminde çıkarılan yasalara baktığımızda, Avrupa’nın, özellikle de Almanya, İsviçre, İtalya ve Fransa gibi ülkelerin hukukunun iyi incelendiği görülür. O döneme göre en iyi olan aranmış ve uygulanmış. Bugün hangi ülkelerin hukukunu ölçü alacağız?

Konuşmalara bakılırsa hukuk ve ekonomi alanında reform yapılmasınıistiyoruz. Peki, eğitim ne olacak? Reformu hangi kadrolarla uygulayacaksınız? Eğitimde yeteri kadar başarının sağlanamadığı en yetkili kişiler söylüyor. O halde işin esasına inmek şart. Reform yapılacaksa eğitimden başlamamız gerektiğini herkes bilmeli.

Toplum, reformu yapacak kadroların arkasından gitmeli, destek olmalı. Aşırı derecede politize olmuş bir toplumdan böyle bir şey beklenebilir mi? Toplumda var olan fay kırıkları daha fazla kırılarak devam ediyor. Çatlak büyüyor, yeni ayrışmalar ortaya çıkıyor. Siyasal bir terim kullanmadan ifade edelim ki, aynı cenahın insanları bile kendi aralarında fraksiyon dediğimiz bölünmeler gösteriyor. Bu ayrışma her geçen gün artıyor ve millet bütünlüğünü tehlikeye sokuyor. İnsanlar birbirini devamlı ötekileştiriyor.

Ulusal birliğimiz her şeyden önemlidir. Bozulmak şöyle dursun asla zedelenmemeli, tartışma konusu dahi olmamalı. Reform yaptığımız zaman milletin tümü bu yeniliklerin arkasında durmalı. Üzülerek ifade edelim ki, bugün böyle bir ortam yok. Toplum çok parçalı görünüyor. Elbette demokrasi çoğulculuk demek. Ancak herkes kendine göre bir gerekçe ortaya koyuyor ve diğerlerinden ayrışıyor. Öteki dediğimiz insanlar kim? Bu insanlar neden, niçin bir karşı taraf yaratıyor ve onu ötekileştiriyor? Bu kadar basit ve temelden yoksun ayrışma olmamalı.

Bütün dünyada toplum liderlerine önemli görevler düşüyor. Yakından bir örnek verelim. Başkan Trump’un Amerika’yı ne hale getirdiğini hep birlikte görüyoruz. Acaba ABD bu toplumsal yarayı nasıl saracak? Anlaşılıyor ki, uzun süre devam edecek bu sarsıntı. Hata yapmak kolay ancak telâfi etmek çok zor. Şu iletişim çağında, kötü bir sözle kitleler harekete geçiyor ve birbirine düşman olabiliyor. Kaldı ki, art niyetli insanlar veya bazı güçler butür  hareketlere destek de verebilir. Yani provokasyon her zaman mümkün.

Toplum dinî, siyasî, etnik açıdan değişik ayrışmalar içinde. Ayrıca eskiden var olan toplumsal dayanışma da çok azalmış. Böyle durumlarda insanlara düşen görevler vardır. Her şeyden önce siyaset yapanlar, topluma örnek insanlardır. Kullandıkları dil ve üslup son derece yumuşak ve yapıcı olmalı. Bugün maalesef siyasetçilerin dilleri sert ve seçtikleri kelimeler hiç hoş değil. Kırıcı, incitici bir dil hâkim siyaset dünyasında. Sert konuşmalar toplumda kabul görmüyor. Elbette her siyasi partinin fanatikleri olacak ama sessiz çoğunluk,içinde bulunduğumuz şu ortamdan hiç memnun değil.

Salgın bir yıldır devam ediyor, insanlar can pazarında derde deva arıyor. Ekonomi iyi değil, geçim her gün zorlaşıyor. Üniversite bitiren gençler işsiz. Ülkemiz için reform yapalım ama önce barış, sevgi, hoşgörü dilini kullanalım. Kalbin kemiği yok, ne yazık ki en çok da o kırılıyor. Önce gönüllerde reform yapalım; kini, nefreti, ötekileştirmeyi, incitici sözleri bırakalım. Kırılantestinin suyu kimsenin işine yaramaz.

MUSTAFA ESKİ