Ramazan hüzünlü geldi bu yıl

Büyük umutlarla karşıladığımız 2020 yılı, şu hâliyle insanlık tarihinin en kötü, en karanlık yılı olarak anılacaktır, bundan eminim. Dünyada her şey alt üst oldu. İnsanlar sustu, tıp bilimi âciz kaldı resmen. Bir virüs, insanları hepten dize getirdi. Girmedik, çıkmadık yer bırakmadı. Psikoloji, sosyoloji, ekonomi baştan aşağı bozuldu. Bütün bunları şu anki duruma göre söylüyoruz. Yarınların ne getireceğini hiç kimse kestiremiyor. Her şey varsayımdan ibaret.
Başlangıçta hafife alındı salgın. Daha önceki grip enfeksiyonları gibi olacağı sanıldı, en azından bugünkü gibi hızlı ve acımasız yayılacağı tahmin edilmedi. Bunun sonucunu insanlık çok ağır ödüyor şu günlerde. Bilim çâre arıyor, yüzlerce araştırma yapılıyor bir aşı bulmak için, henüz ilaç da yok ortada.
Devletler bugüne değin çok stratejik planlar yaptı; yüzlerce kitap, makale yazıldı ama ne yazık ki hepsi de savaş üzerine idi. Bu tür bir salgını kimse beklemiyordu. Sosyal medyada beğendiğim bir söz dolaşıyor; sorular başka yerden beklenirken biyolojiden geldi. Eskiden kalan bir söz vardır; “kırk yıl kıran olmuş, eceli gelen ölmüş”. Hikâye hiç öyle değil; kaderci geçinenler bile sütre gerisine yatmış etrafta virüs gözlüyor. İş cana gelince kaderi, yazgıyı falan hesap eden yok. Biz bu vartayı nasıl atlatırız diye kara kara düşünüyorlar. Çünkü can tatlı, bazıları için para da tatlı.
Şu an her tarafta korku psikolojisi hâkim. İnsanlar haklı; can meselesi, zira bunun dönüşü yok. Allah saklasın, size pozitif bir teşhis konunca hayatınız kararıyor. Bu noktada mal mülk, şan şöhret, makam mevki, para işe yaramıyor. Hele adam kayırma, torpil, rüşvet, başbakanlık, krallık hiç sökmüyor. İnsanlar bundan sonra daha çok korkacaktır. Zira bu virüs belasının yenileri de mutlaka gelecektir.
Sosyolojimiz de bozuldu. Tokalaşıyorduk, sarılıyorduk, kafa tokuşturuyorduk. Ev ziyaretlerimiz oluyordu. Hepsi bitti, karı koca bile odalarını ayırdı. Nereye gitti o güzelim aşklar? “Sen dokunsan göz yaşlarıma dudaklarınla, her şey geçer, üzülme desen…” romantizm devri kapandı. Bundan böyle, “Seni uzaktan sevmek aşkların en güzel” demeye alışacağız. Önümüzde bayram geliyor. Ziyaret yok, el öpmek yok. Harçlık da yok, çocuklar hepten zararda. Üstelik dışarı da çıkamıyor garipler.
Ekranlarda bazıları tıp diliyle konuşuyor, çok şey anlamıyorum. Virüsün yapısı beni ilgilendirmiyor. Biz insanlar; nasıl korunuruz, hastaneye gidersek nasıl tedavi oluruz, hatta sağ çıkar mıyız, bunu düşünüyoruz. Şimdi de “pik yapmak” diye bir söz çıktı. Güya hastalık en yüksek noktaya tırmanacak, sonra aşağıya doğru inecekmiş. Sanki Kapadokya’da balonlarla havada dolaşıyoruz. Hele o istatistik rakamları; topla, böl, çıkar, biraz çarp. Sanki ilkokul birinci sınıfta matematik dersindeyiz. Her yüz bin kişide şu olursa, ötekinde bu olursa gibi varsayımlardan bıktım. Ekranlar tıp fakültesi amfisi gibi oldu.
Ekonomi derseniz çok fena vurdu. Esnaf, dar gelirli, asgari ücretli ve bilumum yoksullar perişan. Ekonomik çark dönmeyince işsizlik, yoksulluk artacak. Toplumda bu kadar insan sıkıntı içinde iken bazılarının durumu iyi olsa ne yazar. Bir virüs, dünyada bugüne kadar yerleşmiş tüm anlayışları, sistemleri değiştirdi, daha da ne olacağı bilinmiyor.
Ramazan geldi, hayırlı olsun, eski düzen iftarlar yok bu sene. Sosyal mesafeyi nasıl koruyacağız? Câmiler de kapalı, toplu namaz da olmayacak. Bu yıl eski ifade ile “nev-i şahsına münhasır” yani kendine özgü bir ramazan yaşayacağız. Dua edelim ki, gelecek ramazanlar böyle olmasın. Tarihte buna benzer bir ramazan yaşandı mı bilmiyorum. Belki bölgesel bazda olmuştur ama evrensel boyutta hiç sanmam.
Ramazan ibadet ayıdır, huzur ve bereket ayıdır. Ancak bu yıl her şey karıştı. İnsanlar korku içinde ibadet edecek. Zira bu virüsün ne zaman, nereden geleceği hiç belli değil. Allah beterinden saklasın diyelim. Ramazanın sosyal dayanışmamıza katkı sağlaması için dikkatli davranalım. Yoksulları daha çok kollayalım, yardım edelim. Kampanyalara katkı verelim; az, çok demeyelim; “damlaya damlaya göl olur” atasözümüzü hatırlayalım.
Ülkemiz zor günlerden geçiyor. Şu an salgın belasıyla meşgul devletimiz. Var gücüyle mücadele ediyor. Bir milyondan fazla sağlık personelimiz cephede savaşıyor ama düşman ortada görünmüyor. Sağlık çalışanlarımızın tümüne kolaylıklar diliyorum. Bunun doktoru, hemşiresi falan olmaz. Hastane ortamında hepsi de büyük risk altında. Allah onları korusun, yardımcı olsun.
Askerimiz sınır ötesinde, şehitlerimiz geliyor. Salgın hastalık, onları biraz ikinci plana itmiş gibi oldu. Canımızın derdine düştük. Ancak onların da canı var, unutmayalım. Vatan her zaman birinci önceliğimizdir. Görüyoruz ki terör de devam ediyor. Askerimiz, polisimiz, bütün güvenlik güçlerimiz gece gündüz çabalıyor. Başarıları ve sağlıkları için dualarımızı eksik etmeyelim. Allah ayaklarına taş değdirmesin.
Biz bütün bu zorlukları aşarız. Tarihimize bakınca, geçmişte de böyle büyük felaketler yaşadığımızı görürüz. Hepsinin üstesinden geldik, bugünlere ulaştık. Hastalık, savaş, terör, deprem, bozulan ekonomik dengeler bizi yıldırmamalı. Böyle zamanlarda hep birlikte hareket etmeliyiz. Zorluklar ancak beraber olursak aşılır. Kaderde, kıvançta ve tasada ortak olmamız gereken günleri yaşıyoruz. Bozulan ekonomi düzelir ama sosyal doku için aynı şeyler söylenemez. Daima sevgi dilini kullanalım, Yunus Emre gönlümüzden çıkmasın; sevelim, sevilelim.
Ramazanınız mübarek olsun; Yüce Rabbim bizlere ve bütün insanlığa sağlık ve huzur nasip etsin.

MUSTAFA ESKİ