Ruhumuz nereye gidiyor?

 

Dün Kastamonu kadını için gurur günüydü… 96 yıl önce bugün kadınlarımız al yıldızlı al bayrağımızın sonsuza kadar var olacağını tüm Dünyaya bugün haykırmışlardı. Devlet başkanlarının eşlerini telgrafla uyarmışlar “Durun bu topraklar Hindistan’a Afrika’ya benzemez sömürge olmayız biz Türk’üz demişlerdi.”

Ne diyordu Neyyire Hanım;

“Biz, dünyayı kanlara boğan, insanları tavuklar gibi boğazlayan erkeklere müracaat edecek değiliz. Bizim gibi şefkatle, merhametle düşündüklerine şüphe etmediğimiz İtilâf devletlerinin büyük kadınlarına müracaat edecek ve birer telgrafla, bize yapılan haksızlıkları yazacak ve anlatacağız. Eğer onlar da hakkımızı teslim etmezlerse, evlâtlarımızın kanlarına kendi kanımızı karıştırarak erkeklerimizle bir safta, dinimiz ve istiklâlimiz için ölecek; haksızlara, zalimlere tarihin lanetlerini terk ederek şahadetle öleceğiz”.

Ardından kurtulan bu ülkeye can suyu gibi geldi inkılaplar, kadın erkeği cephede savaştıktan sonra ülkeyi sıfırdan tekrar kurdular. Ablalarımız ise; onlardan aldıkları görevleri yerine getirdiler hem de layıkıyla ama benim dönemim ve benden sonra gelen genç kadınlar için öyle diyemem bugün ki töreni görünce için sızladı.

“Bir ülkeyi mahvetmek isterseniz onun eğitim sistemini yok edin” diyenler ne kadar da haklılarmış. Futbol takımının değilse de moda dergisinin o da olmadı test kitaplarının esiri olan bilgisayar düşkünü ekmek almaktan, çay demlemekten bihaber çocukların Sudi – Katar karışımı tuhaf bir İslamiyet’i normal gören sosyal medya delisi anne ve babalarından ne bekleyebilirdim ki!!!

10 Aralık ruhu öldü yaşasın hermes çantalarımız…