Şafak attı!..

 

Geri sayım doğuştan başlar. İnsanlar ve tüm canlılar için bu değişmez bir gerçek…

Günleri, haftaları, yılları biz canılılar hep ilerleyen bir saat üzerinden yaşarız. Bilemeyiz daha ne kadar bu yaşam saati çalışacak.

Hangi gün ve saate/salisede yaşam bitecek?

Çalışan bu saat;  yaşamın geriye doğru tükenişini gösteren bir sayaç aslında…

Ama insan işte… Yaşama hep umutla bağlı kalmayı ister… Bu hakkıdır da… Tükenmeyi aklının ucuna bile getirmez.

Yaşam hep böyle algılanır.

Kimse bu dünyadan kopmak istemez.

Yaşam geçici…

Bir yaşarsınız…  Bir kopar gidersiniz.

Ama bu dünyada makamlar mutluluk verici olduğu için bunlardan kimileri hiç  kopmak istemez.

Koltukta/makamda kalıcı olma ahmaklığına kapılır nedense.

Oysa, bilmezler “Bu dünya Sultan Süleyman’a bile kalmadı.”

Şair Baki’nin dediği gibi; “Baki kalan hoş sada imiş…”

Ona bakmalı, inanmalı insan…

 

Makamlar/mevkiler  hep  gelip-geçici…

Böyle yerlere gelenlerin kimileri dik durmayı, adil olmayı bilmiyor.

Bilmedikleri bir işe talip oldukları için de; orada gönül rahatlığı duyamıyorlar.

İşler, kendi insiyatifleri/talimatları ile değil; çalışan personelin bilgileriyle dönüştüğünden  özgüvenleri de olmuyor bu yüzden.

Makamdan kopma korkusunu da yaşarlar ayrıca…

Sanki buradan kopar, alınırlarsa, seçilmezlerse yaşam bitecek onlar için.

Böyle bir ruh hali ile hep ikircilik/karasızlık içinde olduklarından ne rahat bir solumaya doyarlar, ne de yaptıkları işten zevk alırlar.

 

Şafağın  sökmesine şurada ne kaldı ki?..

Halk deyimi ile “Ak yazı, kara yazı” 31 Mart 2019 seçiminde/geçidinde belli olacak…

Yerel yönetiminlerin  başındaki kimileri şimdi uyandı.

Ama “iş işten geçtikten sonra…”

Geçen zamanda bal yapacak yerde şimdi uyanıp; telaşla öteye beriye el atıp, şirinlik muskası takıp, koltuğu kurtarma telaşı kurtarma çabasıyla çırpınmalar başladı.

Meğer, geçen zamanda neler de neler yapmışlar.

Caddelerdeki  sokaklardaki bilboardlarda koltuğu koruyucu yaldızlı cümleler… Cilalanmış kent görüntüleri…

Işıklı reklam panolarında beşuş çehrelerle boy göstermeler.

Geçen  onca boş zamanın ezikliğini kalplerinde gizleseler de, makama/koltuğa doyamamış olmanın görüntüsü değil mi bu reklamlar?

Koltuk/makam tutkusu zaman ilerledikçe onulmaz bir hastalığa dönüşüyor bizim gibi toplumlarda.

Oysa, böyleleri seçildiği makamda kendi partisi dışındaki yurttaşların dertlerine, önerilerine kulak tıkamasal böyle duruma, böyle telaşa mı düşerlerdi şimdi?

“Şafak attı” durumu böyle durumlarda yaşanır işte…

 

Yaşayan her canlının; insanın, hayvanın, böceğin sınırlı bir yaşamı var.

Özellikle insan, akıl denilen hazine ile donatıldığı için yaşamın her etabında, her kulvarında kendini insanlığa adama gibi borçluluk içinde yaşadığını bilmeli…

Yani, kişisellikten kendini kurtarmayı bilmeli…

Yaşadığı topluma kendini adamalı…

Yaşamın birlikte koşulan bir bayrak koşusu olduğuna inanmalı…

 

Yerel yönetimlerde görev almak isteyen her kişi böyle bir kalp gücü ve beyin zenginliğiyle yola çıkabiliyorsa ne mutlu ona…