Sağlığımızı koruyalım

Geçen hafta Perşembe sabahı CNN Türk televizyonunda gazeteci Hakan Çelik, Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ ile güzel bir söyleşi yaptı; zevkle izledim. Sağlık söz konusu olunca insan daha dikkatli dinliyor. Sayın Akdağ, önceki bakanlık döneminde de güzel hizmetler yaptı. Eski alışkanlıkları kaldırıp kurumları çağa uydurmak kolay değil.

Söyleşide iki husus özellikle dikkatimi çekti. Birincisi sigara ile olan mücadele. Rahmetli Yıldırım Aktuna döneminde başlayan çalışmalar zamanla hızlandı. Bazı yasakların da gelmesiyle önemli bir seviyeye ulaştık. Medyada yapılan yayınlar, Sağlık Bakanlığı’nın uyarıları şüphesiz yararlı oldu. Ancak neticeye ulaştığımız henüz söylenemez. Sayın Akdağ’ın açıklamasına göre, 2008-2012 yılları arasında %31’den %27’ye gerileyen sigara içme oranı, 2012’den itibaren tekrar eski seviyesine yükselmiş. Burada yapılan mücadele mi yetersiz kaldı, yoksa genç nüfusta sigara alışkanlığı mı çoğaldı, bilemem. Bunun araştırması mutlaka yapılmalı.

Sigara içmek insanların en kötü alışkanlığı. Herkes hayatında kısa da olsa bir dönem mutlaka sigara içmiştir. Söz gelimi ben; lise yıllarında sigara içmedim. Sonra on yıl kadar içip bıraktığım zamanlar oldu. Nihayet 24 Aralık 1974 günü kesinlikle bıraktım ve o günden beri tek bir sigara içmedim. Bazıları diyor ki alıştım, bırakamıyorum. Hiç alakası yok, gereksiz bir mazeret. Kalp veya akciğer rahatsızlığı nedeniyle hastahaneye yatanlar eyvah diyor ama iş işten geçmiş oluyor. Araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur demiş atalarımız. Vücudumuzu sağlamken koruyacağız. Eskiden bu işlerle Yeşilay ilgilenirdi. Oysa çeyrek asırdır sağlık kurumları ve medya devreye girdi, sürekli uyarılar yapılıyor.

Sigaranın çeşitli kalp, akciğer, gırtlak ve mesane başta olmak üzere birçok kansere sebep olduğunu uzmanlar anlatıyor. Ne var ki bizim insanımızın kulağına laf girmiyor. Ancak bir hastalık belasıyla karşılaşınca hatasını anlayıp ah, vah ediyor. O zaman da yapacak bir şey kalmıyor. Medenî insan yararlı ve zararlı olan yiyecek ve içecekleri mutlaka bilir; sağlık kurallarına uyar. Diyelim ki eskiden eğitim seviyesi düşüktü, insanların yeteri kadar bilgileri yoktu. Şimdi durum öyle mi? Eğitim seviyesi yükseldi ama kötü alışkanlıklarda bir gerileme maalesef yok.

Dünyada kanser tedavisi zor ve pahalı. Üstelik pek de başarı sağlanamıyor. Kansere yakalanan kişilerin ömürleri sınırlı. Yapılan bunca tedaviye, masrafa yazık oluyor. Devlet uyarıyor ama insanlar aldırmıyor. İnsanlar şunu düşünmeli: Dünyaya bir kez geliyoruz.

Gençler arasında sigara alışkanlığının artması ilginç. Zaten bunu üniversite muhitlerinde de görüyoruz. Diğer yanda, sigara içme sınırının dokuz, on yaşa kadar inmesi ayrı bir tehlikeye işaret ediyor. Milletleri içerden çökertmenin en kestirme yolu sigara, alkol ve uyuşturucu madde kullanımını yaygınlaştırmaktır. Bizim bu konuda çok daha ciddi önlemler almamız, sert yaptırımlar uygulamamız gerekiyor. Yasal boşluk varsa doldurulmalı.

Uyuşturucu kullanan insanların sayısında da artış var. Okul çevrelerinde daha fazla önlem alınmalı. Bizim gibi orta halli illerde emniyet birimleri çok dikkatli ama büyük şehirler için çeşitli zorluklar var. Ancak bunun mazereti olamaz. Her şeye rağmen en ağır cezalar verilmeli, uyuşturucu satışı adam öldürmekle eşdeğer tutulmalı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de uyuşturucu ticareti bir rant meselesi.

Öyle anlaşılıyor ki, sigara konusu gündemi daha uzun süre meşgul edecek. Kapalı mekânlarda başarıya ulaştık ama yol kenarlarında yarı açık kahvehaneler türedi. Onlar ne olacak? Sokak ve kamuya açık yerlerde içim mutlaka yasaklanmalı.

Sigaranın sebebiyet verdiği hastalıkların tedavisini devlet karşılamak zorunda mı? Diyelim ki bir insan evini, iş yerini bilinçli olarak yaktı. Devlet bu kişiye yardım etmeye mecbur değil. Aynı şey sigara konusunda da olmalı. Zorlayıcı yaptırımlar olmayınca millet boş veriyor.

Sayın Bakanın üzerinde durduğu ikinci husus obezite, yani şişmanlık. Obezitenin yanlış beslenmeden kaynaklandığı açık. Ancak hareketsiz bir toplum olduğumuzu da unutmayalım. İki adımlık mesafeyi yürümek yerine dolmuşa biniyor insanlar. Spor, yüzme, yürüme alışkanlığımız yok. Sayın Akdağ’ın verdiği bilgiye göre Finlandiya’da egzersiz yapanların oranı %80’lerin üzerinde; bizde ise %20’lerde imiş. Diyelim ki biz Finlandiya ayarında olamayız ama aradaki bu kadar yüksek farka ne demeli?

Bir araştırma yapıldı mı bilmem; her birimizin, ortalama en az 30 kilo fazlası olduğu çok açık. Şişman bir toplumuz. Eski alışkanlıkları kaldıramadık. “Bir dirhem et, bin ayıp örter” devri çoktan geride kaldı. Hatta eskiden kadınların şişmanlığı övünme konusuymuş. “İyi kocanın karısı kurna başında belli olur” sözü de bize ait.

Okullardaki beden eğitimi dersleri, oyun kısmı hariç spor adına bir işe yaramıyor. O zaman çağdaş ülkeleri ölçü alalım, yeni düzenlemeler yapalım. Bilinen söz; sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur.

Obezite konusunda, anaokulundan itibaren bilimsel bir beslenme kültürü kazandırmalıyız. Öğrencilerin seviyesine göre ilk ve ortaokullarda birer yıl beslenme dersi okutalım. Sağlıklı yaşamanın birinci şartı düzgün beslenme.

Mart geldi; havalara dikkat edelim. Sağlıklı bir bahar dileyerek yazıyı noktalayalım.

————————-

Belediye Başkanımızdan bir rica: Hüsnü Açıksöz adına bir anıt hazırlandı, güzel oldu, vefamızı gösterdik. Ancak geçerken dikkatle bakıyorum; anıtın kenarına poşetler içinde çöp, karton kutu ve benzeri şeyler bırakılıyor. Orası çöplük değil. Önce çevredeki dükkân sahipleri o anıtın ne olduğunu öğrenmeli. Ayrıca etraf reklam malzemeleriyle kuşatılmış. Fotoğraf çekmek icap etse nasıl olacak? Belediye gereğini yapmalı. (M.E)