Sahnede Çok Sevimli Bir Adam Konuşuyor

mafacan

Hayatın sırlarını paylaşan Ataman Özbay’ı doya doya bir kez daha dinleme fırsatı buldum ve bu sayede bir kez daha hayatta olmaz diye bir şey olmadığını öğrendim…

Sevilmek için sevmenin ve sayılmak için saymanın gerektiğini de yeni baştan anladım.

Ataman Özbay her ne kadar kartvizitinde “Eczacı” yazsa, dünya çapında 50 icada imza atsa, 60 küsur ülkeye ihracat yapan bir başarılı bir işadamı olsa da…

O aslında tam bir “hayat bilgisi” öğretmeni.

Beşikten mezara hayatın her aşaması için vereceği bir reçetesi var…

Ülkeyi baştan sona dolaşıyor, öncelik gençlere olmak üzere her kesime ilaç dağıtıyor.

Eczacı Ataman Özbay…

Hayatı dört başı mamur sağlıklı kılacak deneyimlerini paylaşıyor, sabır gösterildiğinde, emek verildiğinde, hak yenmediğinde, karşılıksız iyilik edildiğinde, sevip sayıldığında hayatta olmaz diye bir şeyin olmadığını öğretiyor.

Ter revan içinde kalıyor sırtı…

Dinleyicilerin yüzleri ise gülüyor.

Aile ve iş sevgisini onun kadar vurucu anlatan bir başka insan yoktur yeryüzünde, kolayına da gelemez…

Aşk, onun kelimelerinde bambaşka anlamlar kazanıyor, mana derinleştikçe derinleşiyor.

Adeta tasavvuf erbabı…

Gözlerinizi kapatıp uhrevi semalara dalıyorsunuz.

44 yıllık eşini yitirdikten sonra fabrikalarını satıp eczanesine geri dönmesinin sırrı da burada yatıyor…

Eşinden ayrı tek düşünebildiği dünya, deneyimlerini gençlerle paylaşmak. Onu yapıyor il il, üniversite üniversite, fabrika fabrika.

Eşi adına Hayrabolu’da yaptırdığı okulda 2 bin öğrenci öğrenim görüyor…

O çocukların neşesi Ataman Özbay’a yetiyor.

Vefası tek eşine mi?…

Yoksul yıllarında kendisini üniversitede okutan ve yüzünü o kadar yıl içinde sadece iki kez gördüğü iyilik abidesi kadının adını işyerlerindeki her salona, her üniteye verecek kadar vefalı.

Ve…

Her sabah namazında dualarından eksik etmeyerek.

Annesine olan sevgisi ise…

Çok özledim, ölsem de anneme kavuşsam” diye dua edecek kadar.

Ataman Özbay’ın hikayesi yedi yaşında yaşadığı bir kamyon kazası ile başlıyor…

Bir köy dolusu insanın bindiği üstü açık kamyonun freni patlar, şoför “herkes atlasın” diye bağırır, herkes atlar, sadece annesi ile Ataman kalır, kamyon uçuruma doğru giderken bir ağaca toslar durur, hayat ağacıdır o işte, Ataman’ı ve annesini ölümden korur.

İlkokul yıllarında icat çıkarmaya başlar, “adisyon” yapar matbaa kırpıntılarından, bir çorba iki köfte bedel karşılığında semtlerindeki lokantaya satmaya başlar, ardından İzmit ve İstanbul’un yekun lokantaları gelir…

Ardından sayısız kozmetik ürünler.

El kadar yemek masası ve 3 sandalye ile kurduğu hayat…

Her yıl gelen vergi rekortmenliklerine ulaşır.

Üstelik farklı sektörlerde…

Eczane, matbaa, yağ fabrikası, ıslak mendil fabrikası.

Başarının sırrı ne peki?…

Farklı formülleri var Ataman Özbay’ın, sanırım hepsini uygulamak gerekiyor. “Başarının sırrı doğru kararlar, doğru kararların sırrı tecrübe, tecrübenin sırrı yanlış kararlar” veya “Dürüstlük-Girişimcilik-Mücadele ruhu” ya da “Dürüstlük-Ticaret-İnovasyon” yahut “Tutku-Cesaret-Mücadele Gücü”.

İlla ki…

Her şeyin başı sabır, sabır, sabır”

Ataman Özbay’ı ikinci kez dinledim, üçüncü randevu için fırsat aramaya şimdiden başladım…

Umarım Ahmet Yesevi Konferans Salonu’nu tek sandalye kalmamacasına dolduran üniversite öğrencileri de Ataman Özbay’ın önlerinde açtığı yolun kıymetini bilirler ve adım adım o yolda yürürler.

Not: Ataman Özbay’ı Kastamonu ile buluşturan AmericanLIFE Yabancı Dil Kursu’na ve Kastamonu Üniversitesi İletişim ve Edebiyat Topluluğu’na yürekten teşekkür ediyorum…

Sayelerinde hem Hayat Ağacı’nın gölgesinde oturdum hem de özel sektör ile üniversite işbirliğini görüp memnun kaldım.

mustafa-afacan-bant