Şehrimizde eski seller

İklim değişikliği, küresel ısınma, yaşadığımız hava olayları meteorolojiye ilgiyi artırdı. Günlük programlarımızı yaparken hava raporlarına bakıyoruz. Özellikle tarım ve turizm gibi sektörlerde bu bilgiler çok önemli. Dünyamız, uzaydan gözlendiği için, meteoroloji de uydulardan gelen bilgileri değerlendirip bizleri bilgilendiriyor.

Yağmurlar toprak için olduğu kadar, içme suları bakımından da gerekli.  Ancak fazla yağınca heyelan, sel, can ve mal kayıpları meydana geliyor. Bunları önlemenin çâresi var; öncelikle doğayı tahrip etmeyeceğiz, her tarafı ağaçlandıracağız. Sonra binalar için yer tercihini doğru yapacağız.

Bizim Karaçomak deresine eskiden büyük seller gelmiş. Şehrin önemli yerlerini sular basmış.Elli seneye yakın, baraj yapılalı beri selden kurtulduk. Kuruçay dediğimiz Hisarardı deresinden de eskisi gibi sel gelmiyor, çünkü havza çok iyi ağaçlandırılmış. Bugün, 1 Ağustos 1910 günü, şehirde yaşanan sel olayının haberini okumanızı istiyorum. Ek bilgileri yazının sonuna bıraktım. Acaba bu yıl, aynı tarihte çok fazla yağmur yağacak mı bekleyelim:

“ Ağustosun birinci Pazar günü sabahleyin barometreler çok düşmüştü. Ufuklarda görülen bulutlar saat sekize doğru birden bire tekâsüf ederek yağmurla müterâfık dolu yağmaya başlamış ve on beş dakika kadar ancak devam etmiş ise de taneler o kadar kesîf idi ki, derhal her sokaktan seller akmaya başlamıştı. Bu arada çay tuğyân ettiği gibi, şehrin Kuruçay deresinden akan seller dahi çaya inzimâm ederek su kesb-i irtifâ etmiş ve çay boyundaki rıhtımı aştıktan sonra, oralardaki evlere de girmişti. Yeni Çarşı esasen münhat olduğundan sular bu ciheti bütün bütün istilâ etmişti.

Şehrin şimal cihetindeki arazi sahipleri, çayın tahribatındansiyânet için, ağaçlardan setler yapmak mecburiyetinde bulundukları cihetle, çay tuğyan ettikçe bunlardan bir kısmını söküp getirmesi vâkidir. Fakat bu sefer sökülen ağaçlar, kasaba derûnunda tahribata bâdî oldu. Çünkü evvela Olukbaşı semtinden sellerin sürüklediği bir iki söğüt ağacı, yolda Beyçelebi mahallesindeki harap bir köprüyü koparmış ve buradaki enkazı,  biraz aşağısında bulunan yaya köprüsüne de yüklenmiş olduğundan binnisbe mukavemetsiz olan Hacıgevrek köprüsü dahi heyet-i mecmuâsı ile bunlara iltihak ederek,tesâdüf ettiği Belediye köprüsüyle Çarşı köprüsünü de bilââram yerinden kopararak ve civarındaki kahvehanelerin barakalarını da beraberce sürüyerek cesîm bir enkaz-ı ahşap kitlesi, bundan sonra geldiği daha iki köprüyü ve en nihayet nâfıâya ait Çengeller köprüsünü de tahrip etmiştir.Öyle ki o gün akşam sular çekildikten sonra, şehrin bir tarafından diğer tarafına gidebilmek için yalnız Namazgâh ve Nasrullah köprüleriyle Dede köprüsü kalmıştı.

Yağmur birden bire başlamış ve Pazar akşamı olmak münasebetiyle çay boyunda birçok kimseler bulunmuş olduğundan nüfusça bir kaza vukuundan korkulmakta idi.

Bir taraftan yağan yağmurla beraber, polis ve jandarma, taraf taraf devre şitaban olmuş ve lehülhamdnüfusca bir gûnâ ahvâl-i müessife zuhûra gelmediği anlaşılmıştır. Yalnız çarşı semtinde suların cihetine kapılmış olan bir erkek çocuğunu, birinci sınıf jandarma efrâdından Kâzım efendi kurtardığı gibi, Kuruçay semtinden gelen seylâba tutulmuş olan yedi sekiz yaşlarındaki bir kız çocuğunu da mektepli  jandarmalardan  Fethi efendi tahlis ederekhânesine göndermiştir. Fethi ve Kâzım efendilerin,  şu muâvenet-i vazifeşinâsileri elbette şâyân-ı takdirdir.

Kısmen Belediyeye ve kısmenNâfıâya ait olan  şu köprülerden sarf-ı nazar edilirse, seylâbdan en ziyâde mutazarrır olanlarYeni Çarşı dükkân sahipleridir. Buradaki esnaf hemen umumiyetle bakkal olduğundan dükkânları istilâbermetruktur. İrtifa eden sular, bu irtifada tesâdüf ettiği eşyayı ıslatarak bozmuştur. Maahazâ derece-i hasar, emsâline nispetle hafiftir.Âhirenicrâ edilen tahkikata nazaran dükkânlardaki  zâyiat bin lirayı aşma raddesinde idi.

Zât-ı âli-i vilâyetpenâhi, o esnada  seylâbındâire-i istilâsını muâyene buyurdukları gibi, halkın pek ziyâde muhtaç oldukları mârru’z-zikr köprülerden en mühiminin  derhal inşâsına  ait esbâb-ı istikmâlini de lâzım gelenlere emir buyurmuşlardır. Pazartesi günü akşamı Çarşı köprüsü,mürûr uubûramüheyyâ bir hâle gelmiş ve Salı günü itmâm edilmiştir. Belediye reisi Muhittin efendi ile  belediye müfettişi İhsan bey, bu babda doğrusu ciddi gayret ibrâz etmişlerdir.Elyevm diğer köprülerden ikisinin levâzım-ı inşâiyesitedârik edilmiştir.”

Şehrimizin en eski köprüsü Nasrullah köprüsüdür. Burada adı geçen Dede Sultan(Tabaklar) ve Çengeller köprüleri acaba beton köprüler miydi? Biz ilkokula giderken Dede Sultan köprüsü(Tabaklar-Sinanbey), Hükümet köprüsü(Cumhuriyet meydanı) ve Çengeller köprüsü vardı. Bu üç köprüden gayrı beton köprüler 1960 sonrasında yapıldı. Stadyumun önünde genişçe bir ahşap köprü bulunuyordu ama üzerinden vasıta geçmezdi. Sulu köprü ile Hacıgevrek köprüleri dar ve ahşaptı. Kışla Parkı hizasında Tornacı Naci ustanın yaptığı bir köprü vardı.

Müzenin önünde, çay zemininde bir su vardı ki buna Hacıgevrek suyu denirdi. Bugün orada yine ince bir köprü var. Ayrıca Sığır Pazarı köprüsünden söz edilir. Gazetelerin yazdığı, ilk sığır pazarı Cumhuriyet meydanının çay tarafında kurulurmuş. Sonra Toprakçılar konağının karşısındaki sahaya taşınmış ki ben onu biliyorum. Muhtemelen Aşağıimaret ile Topçuoğlu’nu bağlayan bir köprü olmalıdır. Vakıf hamamı ile Sanatokulu caddesini bağlayan ahşap bir köprü vardı ki, üzerikiremitle örtülü olduğu için Saçaklı köprü adıyla bilinir. 1970’li yılların ortasında, Kuruçay üzerine kanal yapılınca bu köprü yıkıldı. Ne yazık ki elde fotoğrafı da yok.

 

MUSTAFA ESKİ