Sinema ve Kastamonu-3: Sağ Salim 2-Sil Baştan

Belki bir gün Kastamonu’da “Sinema Turizmi”nin baş rol oyuncusu olur…

Kastamonu ve sinema macerasında hem eksik kalanlar hem de yeni eklenen bilgilerle birlikte üçüncü yazıya vardık. Şu ana kadar kısa kısa da olsa 9 sinema filmini tanıtırken, hem mekân hem de konu olarak bu yapımların içindeki Kastamonu’nun imge ve imajına da bakmaya çalıştık.

Bu yazıda ise daha önce yer veremediğimiz “Sağ Salim 2 – Sil Baştan” filmine göz atacağız. Sağ Salim 2, bir devam filmi olarak 2014 yılında sinemaseverlerle buluştu. 2012 yılında çekilen filmin ilkinde ölümden ve ölüden çok korkan Salim’in (Burçin Bildik) bir rica üzerine Mersin Silifke’den Sivas’a bir cenaze götürmek zorunda kalmasıyla başlayan süreçte absürd denebilecek ve üst üste gelen ölüm olaylarının komik akışı konu alınmış durumda.

Film her ne kadar Sivas’a yolculukla başlasa da Mersin’den çıkamayan Salim ve arkadaşları, yine olayların geliştiği Mersin’de kalıp, son sahneyi de denizde bir teknede çekerler.

Bu ilk filmin yönetmeni ve aynı zamanda senaristi Ersoy Güler’dir. Başrol oyuncuları ise Burçin Bildik, Fulya Enginer, Alper Saldıran, Yakup Yavru iken filmin devam serisinde yönetmenimiz aynı kalırken Ezgi Asaroğlu Nihal, Hüseyin Avni Danyal, Nazlı Tosunoğlu gibi yeni isimler de kadroya eklenir.

***

Filmin devamı olan “Sağ Salim 2 – Sil Baştan”, tümüyle Cide’de geçmekte.Filmin daha başında Cide’nin sonsuz kumsalının ve arkasındaki devasa ve ihtişamlı Gebeşoğlu Tepesinin panoramik görüntüleriyle karşılaşırız.

Ana karakter olan ve masum, saf bir köylü olan Salim, ilk filmde gerisinde 10 ölü bırakmış ve ülkede aranan azılı bir seri katil konumuna düşmüştür. İlk filmde canını kurtardığı Nihal ile birçok yanlış anlama ve kazadan sonra hem devletten hem de peşlerindeki intikamcılardan kaçan Salim, Silifke açıklarındaki Akdeniz’de bitirdiği ilk filmin sonunda bu ikinci filmde kendini Cide’nin yani Karadeniz’in kıyısında bulur. Cide’deki bulunma nedeni ise deniz yolu ile Romanya oradan da Avrupa’ya kaçmaktır.

Filmin genel örgüsü, ilk filmde olduğu gibi absürd olaylar dizisi içinde Cide sınırlarından bir türlü çıkamayan karakterler, başlarına gelen talihsiz durumlar ve yine ilk filmdeki gibi birçok ölüme sebebiyet veren olaylardır. İlk filme göre hem komedinin hem de absürdlüğün dozunu artırmak için fazladan kahramanlık, kan ve abartılmış sahnelerle süslenmiş bir yapım görürüz.

Gerçeküstü komedi olan Sağ Salim 2’de yine absürd bir şekilde kendi ana dillerinden başka dil bilmeyen Afrikalı göçmenlerin de varlığı ve bunların neredeyse her sahnede yer alması filme farklı bir boyutu eklemekte.

***

Filmde Cide ilçe merkezi ilk baştaki sahnelerde yer alır. İlk önce panoramik biçimde görülen ilçe merkezinde daha sonra büyük caminin yanındaki alanlardan görüntüler verilir. İlçe merkezinden son görüntü ise liman içinden bir mekânda yaşanan olaylardan sonra film genellikle yol boyunca devam eder. Bu noktada Cide’nin yeşil ve mavisi görüntülerin ana rengi olur.

Bu görüntüler içinde denizden kareler sadece yol kenarındaki kıyı olarak görülürken, ilçenin Aydos ve Loç gibi bölgelerinde yapılan çekimlerde Cide adeta el değmemiş ormanları ile vahşi bir imaj çizmiş.

Filmde ilçenin ulusal simgesi olan sarıyazma başrol oyuncularının başında bandana olarak sürekli bulunurken, köçek sahneleri, ilçe içinden ve doğasından görüntülerle, isminin sık tekrarlanmasıyla Cide, izleyenlerin kafasına oldukça yerleşiyor. Bu imaj aynı zamanda sonsuz yeşil, mavi ve bakirlik kavramlarıyla birleşiyor. Ve bu durumda sanırım 2014 yılından sonra sıklıkla TV ekranlarına gelen bu filmle Cide’nin zihinlere yerleşecek güzel bir yer olduğu, gidilip-görülmesi gereken bir destinasyon olduğu fikrini de perçinliyordur…

***

Şu ana kadar Kastamonu’yu plato olarak kullanmış 10 sinema filmi içinde bölgenin doğası ve bakirliği ön plana çıkmış durumda. Kültürel peyzaj ise sadece bir filmde ağırlıklı olarak kullanılmış (Eğreti Gelin).

Dünya sinema tarihine bakıldığında bazı kült filmlerin çekildiği şehirler ya da mekanlar film sayesinde oldukça ünlü olmuştur. Buna en güzel örnek Casablanca filmidir. 1942 yapımlı bu film, savaşın gölgesinde bir aşk hikâyesini anlatırken  HumphreyBogart ve IngridBergman’ın muhteşem oyunculukları ile okyanus kıyısındaki Casablanca kentini ön plana atmış ve filmin beyaz perdeyle buluşması sonrasında bu kent muhteşem bir popülerliğe kavuşmuştur.

Benzer bir durum yakın zamanda çekilmiş olan “Yüzüklerin Efendisi” film serisinde önemli yer tutan Hobbit şehridir (Hobbiton). Yeni Zelanda’nın Matamata Kasabası’nda yer alan Hobbit Şehri, Orta Dünya’nın en fantastik mekânlarından biridir. Bu Hobbit Kenti, film için senaryonun geliştirildiği romandaki betimlere göre sıfırdan kurulmuş ve yaklaşık 20 yıldır Yeni Zelanda’nın ne gözde turistik mekânı durumuna kavuşmuştur.

Yani özetle, kült bir film eğer uygun bir mekânda kendine plato oluşturabiliyorsa o platonun olduğu kent ya da bölgede “sinema turizmi” diyebileceğimiz bir olgu da oluşuyor. Bu açıdan bakıldığında vahşi doğası, el değmemiş mekânları, tarihin birçok noktasına dokunan katmanlarıyla Kastamonu’da örneklendiği gibi bir kült film ya da dizi çekilmesi durumunda bizde de “Sinema Turizmi” gibi bir kavram oluşacaktır.

Maalesef, hiçbir filmde plato olduğu kadar Kastamonu’nun kendisi bir konu değil. Ne çevresel özellikleri ne de kültürel dokusu. Hatta Kastamonu’nun kültürel katmanlaşması içinde bir tabaka da konu olmuş değil.  Şimdilik bunu bir şanssızlık, herhangi bir senaristin gözden kaçırması olarak bakmak gerekiyor. Belki ilerleyen süreçte, doğamızı, tarihimizi, kültürümüzü, olgularımızı daha iyi bir dil, daha ilgi çekici ayrıntılar ama tevatüre de kaçmadan anlatabilirsek, daha geniş kitlelere ulaşıp belki sinema turizmi içinde bir aralık yaratmış oluruz….

 

 

 

MURAT KARASALİHOĞLU