Siyami Özel’i ANIYORUZ

Gazetemizin kurucularından, ilk yazı işleri müdürümüz, gazeteci, şair, yazar, Kastamonu sevdalısı Siyami Özel’i aramızdan ayrılışının 38. yılında saygı, özlem ve rahmetle anıyoruz.

Siyami Özel’in “Yaşayan Yazılar”ı

******

18 Eylül 1967

Kastamonu için

Bırakalım particiliği, didişmeleri, kişisel anlaşmazlıkları, dedikoduyu boş lafları da bir nebze memleket meseleleri üzerinde anlaşalım birleşelim..
Yeni bir planlama heyeti geliyor (veya geldi siz bu yazıyı okurken Kastamonu’ya…)
İmkanları nedir Kastamonu’nun? Neler yapılabilir, neler yapılmalıdır?.
Burada 2-3 gün kalacak heyetin üyelerine bütün vesikalarımızı sunmalıyız. Ticaret ve Sanayi Odamız paçaları sıvamalı. Mikro plan mı, makro plan mı bir hazırlık ve istişare kurulu gibi bir heyetimiz vardı. Şimdiye kadar ne yapmışlar ise onlar da kendilerini göstermeliler…
Basınımız, ha keza tüm daire ve kuruluşlarımız, kişilerimiz öyle… Şu bir kaç gün tam seferber olmalıyız.
Meselâ bir denli bir orman bölgesinde hemen hemen hiçbir orman tesisinin kurulmamış olması bir cinayettir. Bu cinayeti anlatmalıyız…Meyvalarımız heder olup gidiyor, bunu anlatmalıyız.. Muazzam bir insan göçü çetin bir problem halinde karşımızda duruyor. Bunu anlatmalıyız. Sahil köylerimizde ot ve mısır koçanından yapılmış çorba yiyen vatandaşlarımız var, bunu anlatmalıyız. Orman içi köylerimizi feci halini anlatmalıyız.
Ve onlar bizi çok iyi anlayacaklardır. Yurt problemlerinin halkımızın kendi haline terk edilmişliğini çok iyi bilen duyan o insanlar bizi çok iyi anlıyacaklar ve derdimize çare arıyacaklardır.
Yeter ki anlatmasını bilelim.

******************

5 Mart 1975

Memleket sevgisi

Memleket sevgisi lafla olmaz. Vatan, millet, Sakarya edebiyatı ile hiç olmaz. Ne yazık ki, içimizde birçokları lafla, vatan, millet, Sakarya edebiyatı ile memleketçilik olur sanıyorlar.
Oysa bu işin formülü basit…
Memleket sevgisi, memlekete hizmetle olur. Başka?
Memleket kalkınmasına katkıda bulunmakla olur. ‘Rabbena rabbena, hep bana’ demekle olmaz. Sosyal adalet va sosyal güvenlik ilkelerini benimsemekle olur.
Vatandaşın vatandaşa yan bakması ile olmaz. Yumruk sıkmakla, sopa sallamakla olmaz.
Çivi çakmakla, demir dövmekle, duvar örmekle olur.
Bıyığı aşağıya sarkıtmakla veya yukarıya burmakla olmaz.
Üretime hız vermekle olur.
Kalpak veya parka giymekle olmaz.
İnsanlık kisvesine bürünmekle olur.
Kütlelerin birbirini Amerikan yanlısı, Rus yanlısı diye kıyasıya ve çoğu kez haksız olarak itham etmesi ile olmaz…
İsmi ne olursa olsun, yabancı devletlerin tümüne karşı uyanık bulunmak, milli çıkarlarımızı onlara karşı dengeli şekilde korumakla olur.
Mezhep kavgalarını körüklemekle, milleti cephelere bölmekle, “Türkiye halkları” gibi özentili bölücülüklere girişmeyi ilericilik sayan kafa yapısı ile olmaz.
Bizim memleketimiz Türkiye…
Türkiye’yi sevmekle, Türkiye’nin çıkarlarını her şeyin üstünde tutmakla olur.
Düşük bıyık, kalkık bıyık, kalpak veya parka…
Yüreğiniz güm güm ‘Türkiye’ diye vuruyor mu, memleket harcına bir tuğla katabiliyor musunuz? Şöle düzenlice… Ona bakın siz!

 

*****************

“15 Kasım 1974 Cuma”

Kastamonu için

Kastamonu için görevimizi yeterince yapmıyoruz.
Kastamonu, istediğimiz gelişme düzeyine henüz erişememiş, kalkınma rayına oturamamıştır.
Bundan hepimiz sorumluyuz. Senatör olarak, milletvekili olarak, vali olarak, belediyeler olarak, basın olarak, çeşitli kuruluşlar ve halk olarak hepimiz sorumluyuz.
Kastamonu’da göç sürüp gittikçe bu kanı değişmeyecektir.
Hemşerilerimiz Kastamonu’dan niye göç ediyor? Kastamonu kendi kendine yetemediği için. Aslında, Kastamonu kendisini defalarca aşacak doğal zenginliklere sahiptir. Bunlardan yararlanamadığımız için kendi kendimize yetemiyoruz. Baba ocağını bırakıp gurbet ellerde arıyoruz mutluluğu.
İş alanları tıkalı. Yeraltı zenginliklerimiz çoğunlukla yerin altında duruyor. Sularımız akıyor biz bakıyoruz.
Kastamonu için daha güçlü çalışalım. Yoksa tabandan gelen baskı bir gün bizi ezebilir. Güçlü ve hızlı bir gelişim soylu bir ağaç gibi gelişiyor.
Görevimizi layığı ile yapalım.
Yapamadığımızda hepimizin suratına tükürürler.

********************

“3 Aralık 1975 Çarşamba”
KASTAMONU GAZETESİ
“ANTENİMİZE ÇARPANLAR”

SOSYAL BARIŞ MI, İÇ SAVAŞ MI?

Ne oluyoruz?
Bu mudur vatan millet sevgisi?
Yurt sathı bir arena mıdır?
Herkes birbirine yan bakıyor.
Herkes kendi gibi düşünmeyeni hain sayıyor.
40 milyonu aşkın bir Türkiye’yiz. Dinamik bir toplumuz. Kalkınma rayına oturmuşuz. Tam oturmuşuz ki…
İşin burasında sapıtıyoruz işte. Gücümüzü dışarı göstereceğimize, birbirimize gösteriyoruz. İşte bu olmadı. Elimiz kardeş kanına boyandı. Giderek kan davası gütmeye başlayacağız neredeyse.
Bu işin sonu iç savaşa gider.
Ondan sonrasını varın düşünün.
Ne güçlü Türkiye kalır ortada, ne kalkınma.
Aklımızı başımıza almak için henüz vakit var.
İç savaş bulutlarını dağıtıp pekâlâ sosyal barışı kurabiliriz.
Bu işte en büyük rol siyasi partilerimize düşüyor. Sonra basınımıza, gençlerimize, aydınlarımıza. Devleti kurtarmak hepimizin boynunun borcu.
Kinler nasıl durulur? Hırslar nasıl biter? Asıllar nasıl başa gelir?
Memleket sevgisiyle. Türkiye’yi gerçekten sevmekle. Birbirimizi sevmekle. İftira etmemekle. Sövmemekle. Birbirimize kurşun atmamakla. Karşıt kamplara bölünmemekle. Bölücülük etmemekle. Atatürk sevgisiyle. Çağdaş uygarlıklarla. Demokrasi ile. Özgürlükle. Yabancı uşaklığı yapmamakla.
Zor bir şey değil.
Yazık ediyoruz Türkiye’ye.
Onu hepimiz sevdiğimiz halde.
Yoksa sevmiyor muyuz?

**********************

özet

Ah kardeşcağızım kötü değil bu dünya
Lakin yaşamasını bilmeli
Kendince değil başkalarınca
Biraz kardeşlik, biraz sevgi…
Ondan sonra ölmeli…

*************************

yüreğim

Yüreğim, göğsümde can yoldaşımsın
Ben seni bunun için taşıyorum
Yalnızlığımda en iyi arkadaşımsın
Ben seni bunun için taşıyorum

Bazan sızlarsın ince ince
Zayıfın ezildiğini görünce
Sende bir şey var belli, insanca
Ben seni bunun için taşıyorum

Sevdin sevildin; kırdın kırıldın
Bazan eşe dosta küstün, darıldın
Her seferinde yine kuruldun
Ben seni bunun için taşıyorum

İçinden nice acılar geçti
Kederler kayboldu, hüzünler uçtu
Ardından yine çiçekler açtı
Ben seni bunun için taşıyorum

Hey yüreğim sevgilere kuş yüreğim
Acılara, çilelere taş yüreğim
Zalimlere karşı savaş yüreğim
Ben seni bunun için taşıyorum

Bir gün durursan “gerçekten yürekti” desinler
“Yürekler içinde bir tekti” desinler
Musalla taşında “erkekti” desinler
Ben seni bunun için taşıyorum

 

**************************

Aşkolsun diye yaşadık bu şehri bivefada

yedialtmışbeşlik tabanca geco mermi ve kendir tarlaları
elimi kolumu sallayıp geçtim germeç pazarından
yıllardan galiba bin dokuz yüz altmış beşti
buzlu bir cam ardından şöyle bir anımsanan
uzunyazı hacı ibrahim dağı ve beride o görkemli orman

sonra teptim bulutları bir bir
ballıdağ canibinden indim göl ovasına
keyif benim değil mi su içtim ılgazlardan
sarıçiçek yaylasında elimi yüzümü yundum
yüreğim serkizof marka saat gibiydi tik tak tik tak
angina pectoris ağrılarım başlamadan

ah efendim benim de gençliğim vardı görecektiniz
öfkeli korkubilmez herşeye başkaldıran
o durgun aşağı imaretten vurgun yemiş gibi geçerdim
akşam oldu mu dereboyu olukbaşı
vakıfta bir kahve vardı hani mor salkımlı
ve gramofonda hep aynı türkü ”kalenin ardı duman”

nasıl da geçti yıllar bu şehri bivefada
yalan kardeşim bu dünya yalan
aşkolsun diye yaşadık sözün kısası
aşkolsun diye sevdik sevildik
şiirler yazdık aşkolsun diye
sonrası falan filan