Siyami Özel’i ANIYORUZ

Gazetemizin kurucularından, ilk yazı işleri müdürümüz, gazeteci, şair, yazar, Kastamonu sevdalısı Siyami Özel’i aramızdan ayrılışının 39. yılında saygı, özlem ve rahmetle anıyoruz.

ZAMAN TÜNELİ

“15 Kasım 1974”

“KÖŞEBAŞI”
KASTAMONU İÇİN

Kastamonu için görevimizi yeterince yapmıyoruz.
Kastamonu, istediğimiz gelişme düzeyine henüz erişememiş, kalkınma rayına oturamamıştır.
Bundan hepimiz sorumluyuz. Senatör olarak, milletvekili olarak, vali olarak, belediyeler olarak, basın olarak, çeşitli kuruluşlar ve halk olarak hepimiz sorumluyuz.
Kastamonu’da göç sürüp gittikçe bu kanı değişmeyecektir.
Hemşerilerimiz Kastamonu’dan niye göç ediyor? Kastamonu kendi kendine yetemediği için. Aslında, Kastamonu kendisini defalarca aşacak doğal zenginliklere sahiptir. Bunlardan yararlanamadığımız için kendi kendimize yetemiyoruz. Baba ocağını bırakıp gurbet ellerde arıyoruz mutluluğu.
İş alanları tıkalı. Yer altı zenginliklerimiz çoğunlukla yerin altında duruyor. Sularımız akıyor biz bakıyoruz.
Kastamonu için daha güçlü çalışalım. Yoksa tabandan gelen baskı bir gün bizi ezebilir. Güçlü ve hızlı bir gelişim soylu bir ağaç gibi gelişiyor.
Görevimizi layığı ile yapalım.
Yapamadığımızda hepimizin suratına tükürürler.

•••

“28 Ekim 1975”

“KÖŞEBAŞI”
SANAYİLEŞMEK

Kastamonu’nun alt yapı tesisleri bitmek üzeredir. Zemin hazırdır. Artık sıra sanayileşmeye, hem de hızlı şekilde sanayileşmeye gelmiştir. Yitirilecek zamanımız kalmamıştır.
Kalmamıştır. Çünkü Kastamonu’nun ezeli derdi göç giderek hızlanmakta, insan erozyonu önüne geçilmez bir hal almaktadır.
Toprak erozyonunu nasıl bitki örtüsü durduruyorsa, insan erozyonunu da ancak sanayi örtüsü durdurur.
Devlet harekete geçmelidir. Hükümet Kastamonu gibi geri kalmış illerin sesine kulak vermelidir. Bereketli topraklar üzerinde çölde yaşayanlar gibiyiz. Bir damla suya hasretiz.
Sanayileşmek istiyoruz.
Öncelikle sözde kalan kağıt fabrikamızın gerçekleşmesi. Giderek her tür orman sanayinin kurulmasını istiyoruz.
Sanayileşmek veya sanayileşmemek. İşte bütün mesele bu.

•••

“10 Mart 1975”

Korkuyorlar güçlü Türkiye’den

Türkiye’nin hızlı kalkınması çıkarcı büyük devletleri korkutuyor. İki de bir bize güçlük çıkarmaları bundandır.
Biliyorlar ki, iç dalgalanmalara rağmen güçlü Türkiye, insan gücü, insan cevheri zenginliklerine rağmen maddi yönden oldukça fakir Türkiye bir de milli birliği tam olarak sağlarsa,hele bir de topraklarından petrol fışkırırsa, kendilerinin çıkar hesaplarını kökünden yıkacak bir sel olur.
Onun için istemiyorlar Türkiye’nin zenginleşmesini. Onun için istemiyorlar tam bir milli güç halinde birleşmemizi. İç çatışmalarımız durup dururken mi çıkıyor sanıyorsunuz? Bu işlerin içinde hâinâne bir Lawrence politikası, bir CIA parmağı yok mudur sanıyorsunuz? Ve de bir Politbüro kışkırtması?
Bizi içimizden yıkmak istiyorlar.
Korkuyorlar Türkiye’nin yarınlarından.
Sadece Amerika, İngiltere, Fransa ve Rusya değil. Bölgede liderliği oynayan İran da, Mısır da korkuyor. Soğuklukları bundan bize karşı.
İngiliz Amerikan petrol şirketleri yıllardır topraklarımızı parselleyip petrol arar da niçin doğru dürüst bir şey bulamaz? Doğru dürüst bir şey bulmadıkları halde niçin defolup gitmezler? Bunlar kendi ülke çıkarlarının buradaki gözetleyicileridir. Petrol arıyor görünmeleri bir gösteriştir. Aslında görevleri, topraklarımızda var olan petrolü Türkiye’yi sıkıntılardan kurtaracak ölçüde üretmemektir.
Aklımız başımıza devşirelim.
Dış ülke çıkarlarının kurnazca hazırlanmış oyunlarına düşüp kardeş kavgası yaşatmayalım.
Ve toprağımızın üstüne de altına da sahip çıkalım.
Emperyalizmin her türlüsünün canı cehenneme.

•••

“3 Aralık 1975”

Sosyal barış mı, iç savaş mı?

Ne oluyoruz?
Bu mudur vatan millet sevgisi?
Yurt sathı bir arena mıdır?
Herkes birbirine yan bakıyor.
Herkes kendi gibi düşünmeyeni hain sayıyor.
40 milyonu aşkın bir Türkiye’yiz. Dinamik bir toplumuz. Kalkınma rayına oturmuşuz. Tam oturmuşuz ki…
İşin burasında sapıtıyoruz işte. Gücümüzü dışarı göstereceğimize, birbirimize gösteriyoruz. İşte bu olmadı. Elimiz kardeşkanına boyandı. Giderek kan davası gütmeye başlayacağız neredeyse.
Bu işin sonu iç savaşa gider.
Ondan sonrasını varın düşünün.
Ne güçlü Türkiye kalır ortada ne kalkınma.
Aklımızı başımıza almak için henüz vakit var.
İç savaş bulutlarını dağıtıp pekâlâ sosyal barışı kurabiliriz.
Bu işte en büyük rol siyasi partilerimize düşüyor. Sonra basınımıza, gençlerimize, aydınlarımıza. Devleti kurtarmak hepimizin boynunun borcu.
Kinler nasıl durulur? Hırslar nasıl biter? Asıllar nasıl başa gelir?
Memleket sevgisiyle… Türkiye’yi gerçekten sevmekle… Birbirimizi sevmekle… İftira etmemekle… Sövmemekle… Birbirimize kurşun atmamakla… Karşıt kamplara bölünmemekle… Bölücülük etmemekle… Atatürk sevgisiyle… Çağdaş uygarlıklarla… Demokrasi ile… Özgürlükle… Yabancı uşaklığı yapmamakla…
Zor bir şey değil.
Yazık ediyoruz Türkiye’ye.
Onu hepimiz sevdiğimiz halde.
Yoksa sevmiyor muyuz?

•••

Siyami Özel’in çeşitli şiirlerinden dizelerle…

Otobiyografi

Bir kobalt mavisi hüzünle yürür / çocukluğu gelir aklına / (…..) Kadıköy’de Şekerci Bakkal Sokağı / (…..) unutur mu eski günleri…

Ay vuruyordu buluta / Bilmezdim dünya nicedir / Siyah saçlı bir çocuktum / Karadeniz’in kıyısında…

Acı bir çığ gibi yürüdü bir şey üstümüze takvimlerce / Ergenlik anıları ve bir de alışkanlığı evlerin…

Ah çocukluğumuzdu, gençliğimizdi derken / Nasıl duyurmaksızın kılıcın yüreğe işlediğini…

Bir baktım Nasrullah alanındayım saat oniki olmuş / Şimdi mahalle kahvelerinde cansıkıntısı tur atıyor…

Böyledir taşrada akşamüstleri / İnsanın içi daralır daima…

Alıştığımız bir şeydi gerçi / Sabah akşam günaydın hüzün…

Evlad-u ayal var demedik bağrımıza taş basmasını öğrenmiştik / Viran olası hanede neler çektik neler / Yine de yitirmedik inancımızı ve coşkuluydu gözlerimiz

Biz severiz insanları ne denli katı olsalar da bir ince yerimiz sızlar / Sonra zaman atlar, alkış tutarlar yenilsek de / Bir gün alkış tutarlar anılarımıza / Bir sıcak anılar kalır / Bıçak derine işler…

Ben giderim bir gün alır başımı giderim / Yine o küçük kent özlemi çirkin yüzümün kalıntılarında…

Anılarımız geçer yüzyıllar sonra belki / At sürüp kılıç kuşandığımız ovalardan…

Ah… Gereğince yaşanmamış güzelim eski günler…

Gülüyor karşımda dişlek bakışlarıyla o şehir / Derken bir rotatif mi iniyor gözlerimin kapılarına / Basımevlerinin loş pedallarında kadratlarda gezdiriyor ellerini…

Perde kapanıyor, oyun bitti bitecek / Geride kalan imgelere elveda artık…

Bir daha görür müyüm cânım insanları / (…..) Kardeşim, herşeyim insanları / İşte geldik gidiyoruz / Şen olasın Kastamonu şehri / Bitimsiz sevilerin odak noktası / Anılarımın başkenti / Nasıl söyleyeyim / Hele seni / Hele seni / Bir daha görür müyüm?..

Ah kardeşcağızım kötü değil bu dünya / Lakin yaşamasını bilmeli / Kendince değil başkalarınca / Biraz kardeşlik, biraz sevgi / Ondan sonra ölmeli…

Yine de bu dünyayı terketmek gerçekten zor / Alışmışız bir kere hayat denen cevhere…

Yüreğim / (…..) Bir gün durursan gerçekten yürekti desinler / Yürekler içinde bir tekti desinler / Musalla taşında “erkekti” desinler / Ben seni bunun için taşıyorum…

Unutma ki / Hüzzam bir şarkıdır yaşadığımız / İnsanlara ve bulutlara el sallayıp / Geçip gidiyoruz / Ey dünya!..

İğreti bir gülüş mart gelende / Nisan gelende ben yokum / Çünkü kuşlarlayım, çiçeklerle / Dağbaşlarında…

Şimdi iki yanına uzanmış zavallı elleri / Kentin gömütlüğünde ıslak ve biraz üşümüştür…

Biz severiz insanları / Ezik yaşantımızda ve kentin gömütlüğünde / Karışmayın siz…

Şimdi anılarımız geçmededir / Kentin üzerinden bulutlarla…

Usulca bir dilim kesiyorum mutluluğumdan / Uzatıp birilerine veriyorum içim içime sığmıyor.