SÜLEYMAN ŞENEL’İN THM’DE ÇIĞIR AÇAN ESERİ

Ben söylemiyorum, Türk Halk Müziği akademik çevresi ve uzmanların ortak görüşü şudur ki, “20-21. yüzyılda Türk Halk Müziğinin en önemli araştırmacısı, bilim insanı Taşköprülü hemşehrimiz İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Öğretim Üyesi Süleyman Şenel’dir. Konservatuvarın Müzikoloji Bölümünde Etnomüzikoloji ve Müzikoloji Ana Bilim Dalı Başkanlığı görevlerini de üstlenmiştir. Sanatçı Öğretim Görevlisi kadrosunu tercih ettiği veDr.,Doç. ve Prof. unvanlarını almayı düşünmediğinden eserleriyle ön plana çıkmıştır. Doktora karşıtı “Sanatta Yeterlik” eğitimini 1992 yılında tamamlamıştır.

  Süleyman Şenel,daima yazılması zor eserlerin peşinde olmuştur. Onun Kastamonu’daÂşıkFasılları (2 Cilt, İstanbul 2007, 408+350 s., Kastamonu Valiliği Yayını), Trabzon Bölgesi Halk Musikisine Giriş (İstanbul 1994) ve İstanbul Çevresi Alan Araştırmaları (2 Cilt, İstanbul 2011, 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul Ajansı Yayını) kitapları, yazılması zor eserlerinin en başında sayılabilir. Bunlara bugünlerde bir yenisi daha eklendi: Bu Deyiş Kimindir?/Mecnun’um Leylâ’mı Gördüm (İstanbul 2018, 208 s., Siyah Kitap Yayınları).

Türk halk müziğinde bestesi ve şiiri çok beğenilen eserlerin, türkülerin genellikle sahibi çok olur. Mecnun’um Leylâ’mı Gördüm türküsü de bu macerayı yaşamıştır. İlk defa 1936 yılında Âşık Veysel ve İbrahim (Tutuş) tarafından plağa okunmuş, halkın diline düşmüş, son dörtlüğündeki İzzetî mahlasından dolayı yıllar sonra Âşık Ali İzzet Özkan tarafından sahiplenilerek TRT ve diğer kuruluşlardan telif ücreti bu âşık tarafından tahsil edilmiştir. Bu haksız sahiplenmeye 2010 yılında Türk Yurdu dergisinde yayımlanan (S 269, 1/2010, s. 146-149) “Mecnun’um Leylâ’mı Gördüm Türküsünün Sözleri Hangi Halk Şairine Aittir?” makalemizde temas etmiş, şiirin İğdecikli Âşık Veli’ye ait olduğunu belirtmiştik. Bizden başka bu karışıklığa temas eden folklorcular da olmuştu. Ancak, Süleyman Şenel konuyu bütün yönleriyle ele aldı, inceledi. 208 sayfalık bir kitap ortaya koydu ki, emeğine ancak şapka çıkarılır.

Şenel, Sunuş yazısında (19-22); kitabından beklediği yararı şöyle açıklamış: “Umarız ki, esas sorunun cevabına ulaşmak adına, geniş bir zaman aralığına dönük taradığımız ve ortaya koyduğumuz belgeler, müzik sektörü başta olmak üzere ilgi duyan herkese yarar sağlar ve benzer sorunların çözümüne bir emsâl teşkil eder.” (s.22)

Kitabın bölüm başlıkları şöyle:

  • “Mecnun’um Leylâ’mı Gördüm” MESAM Kayıtlarında (25-36)
  • “Mecnun’um Leylâ’mı Gördüm” Âşık Veysel’in Deyişi midir? (37-94)
  • “Mecnun’um Leylâ’mı Gördüm” Âşık Ali İzzet’in Deyişi midir? (95-138)
  • “Mecnun’um Leylâ’mı Gördüm” Deyişinin Sahibi Kimdir? (139-180)
  • Değerlendirme (181-188)
  • Sonuç (189-192)
  • Kaynakça (193-198)
  • Dizin (199-208)

Süleyman Şenel’in incelemesi sonucu ulaştığı sonuçlardan birkaçına göz atmadan yazımızı bitirmek olmaz. Çünkü ezgisine ve sözlerine birçok ortak çıkan bu türkünün gerçek sahibini merak ediyoruz doğrusu (s. 190):

  1. “Mecnun’um Leylâ’mı Gördüm” mısrası ile başlayan şiirin bestecisi, yakıcısı yoktur, anonimdir.
  2. Şiirin gerçek sahibinin kim olduğu konusunda geriye beş isim kalmaktadır ki bunlar Misalî, İzzetî, Çepnili İzzet, Höyük köylü Âşık Ali ve İğdecikli Âşık Velî’dir.

Ancak, 80 yıllık süre zarfında varlığı yeni bulunan şiirlerle belgelenen ve güçlenen İzzetî ile, her geçen gün yeni şiirleri bulunan Âşık Veli’nin, bu şiirin gerçek sahibi olma ihtimali, Misalî’den de, Höyük köylü Âşık Ali’den de kat be kat fazladır. Daha açık söylemek gerekirse, ciddi yazılı ve sözlü şiir ve müzik belgeleri ile İğdecikli Âşık Veli’nin, bu şiirin gerçek sahibi olduğunu söylemek mümkün gözükmektedir. Ancak, bu tablo dahi; hem yasal yönden hem de folklorik olarak bu şiirin “anonim” olduğunu göstermeye yetmektedir.

Süleyman Şenel, bugünlerde bilim hayatının en önemli eserlerinden birini, yazılması zor eserler cümlesinden bin sayfaya yakın Muzaffer Sarısözen’i 17-18 Ekim 2018 Muzaffer Sarısözen Sempozyumu’na yetiştirmeye çalışıyor. İstanbul’da birlikte olacağız. Yeni eseri dolayısıyla tebrik ve teşekkürlerimizi sunuyoruz. Biliniz ki, Türk Müzikolojisinin altın kalemi bir Kastamonulunun elindedir…